Türkiye'de Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye'de Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Bitişik Eğik Yazıyla Yazarak” Neyi Öğretmiyor?

Elimdeki kitabın adı: Bitişik Eğik Yazıyla Yazarak Öğreniyorum. Ata Yayıncılık Ankara’da basmış, MEB’na satmış ve tarihsiz. Ancak 2005’den sonra böyle kitaplarla eğitime geçirildiğimizi biliyoruz. Bu kitaplar neyi öğretmiyor ki çocuklarımız beş yıl sonra sıfır çekiyor?
Bu kitaplarla Türkçe’sini perişan ettiğimiz, okumayı sözde öğrenmiş milyonlarca çocuğumuz var şimdi. Artık durup bir bakalım bu kitaplar eğik yazıyla neyi öğretiyor, neyi öğretmiyor?
Bana 2010’da ulaştı bu kitap. Kullanan çocuğun adı Suay, kapağında etiketi duruyor. Suay ile aynı yaşta, şimdi 4.sınıfta okuyan Berra kızımızla tanıştım, yazarken normal cümle kuramıyor, sevgi cümlesini bile doğru kelimelerle ifade edemiyor. Örneğin halasına bir teşekkür çiçeği çizip altına “Halacığım seni çok seviyorum” diye yazmak üzere bir kart hazırlıyor, ama çiçeğin yanına alt alta eğri büğrü “HaLa seni SeViyor” yazabiliyor. Dilbilgisi yok, şahıs yok, zaman yok, fiil çekimi yok, şahıslar karışıyor, gerekli gereksiz büyük harfler, harflerde orantı yok ve yazmaktan nefret ediyor. Oysa bu çocuk hızlı ve doğru okuma yapabiliyor, bir müzik aletini çok çabuk öğrenebiliyor, zihinsel matematik yapıyor. Neden Türkçe doğru cümle kuramıyor, çok merak ettim. Elimdeki Suay’ın okuma kitabına bu sonucu yaratan etmenler açısından bakmaya başladım.
Bakalım Suay okuma-yazmayı eğik yazıyla da olsa hangi cümlelerle öğrenmiş. Kitabı açıyorum. Eğri çizgi alıştırmalarından sonra, resimle yazının bir arada verildiği cümleler kuruluyor. Cümlenin bir kelimesi resim! Resimle yazı iç içe geçmiş. Oysa cümledeki eylemin resmi yazının üzerinde fotoğraf olarak durmalıydı. Hatırlayalım, “Ali okula koş” diyorsa, sayfanın üst kısmında okula giden bir Ali resmi vardı, doğrusu budur. Eylemsiz cümle olmaz, resim eylemin resmi olacaktır.
Suay, yazının resmini önce görür, bütününü yazı olarak göremez. Eyvah! Algı için gereken yazı fotoğrafı oluşamaz. Çocuklar bütünü önce görür dediğimiz, başlangıç eğitiminde kullandığımız “Tümden gelim” yöntemi terk edilmiş, bu kitapta, “tüme varım” bile olmayan, dağınık parçacı kaotik bir yönteme geçilmiş, adına “konstraktif” dedikleri, parçalayarak, kibarlık olsun diye çevirirken “yapılandırmacı” dedikleri bir yöntemle yazılmış.
Kitabın kapağında “Yapılandırıcı Eğitim-Öğretim Sistemine Göre Hazırlanmıştır” diye bir not var. Tüm eğitim kurallarını çiğneyerek öğrenme yapacağını burada ilan ediyor aslında. Aşağıda, Okuyalım-Yazalım sayfalarından örnek aldığım cümlelerde parantez içindekiler resim, + işaretleri ise yanındaki sözcük demektir.
(El) + ele. Okunuşu “El ele”! (El) e + elle. Okunuşu “Ele elle”! Elle + (elma) + elle. Okunuşu “Elle elma elle”!
Anlamsız ve olasılığı sıfır olan cümle örnekleri:
Ela ete (tuz) at. Talat ata elle. Talat tel al. Ela, Talat’a 1 atlet al. Lale, (sepet)e 2 lale at. (Sepet)e 1 atlet, 2 lale al. Lale, Ela (ip) atla. Ata alt tele atlet at. Lale Talat’a (kalem) iletti. Nil (merdiven) in. Nail (ev)i inletti. Ninene naneli (çay) al. Onat ala (balık) al. Onat oltanla (balık) al. Ellerin iri mi? Elleri terli mi? Emine mama alma.
40. sayfada resim, yazı ve rakamlar birlikte, kaotik cümlelerle dolu. 4 rakamını eğik yazıyla veriyor. Üstelik resimdeki sayı ile yazıdaki sayı örtüşmüyor.
Örnek 4 rakamı: 4 nar (biri kesik iki nar) 4 elma (bir elma). Örnek 6 rakamı: (1 kutu) 6 kutu (oltada balık) 6 olta. Altı kutu ile 6 olta.
“Altı” yazıyla mı rakamla mı veriliyor, tutarsızlıklar içinde. Kavramlar alt üst edilmiş halde. 42.sayfada “Anne” başlıklı okuma-yazma metninde evin temeli manevi kavram mı, inşaat terimi mi belli değildir. Aynı anda Aile’nin temeline de dinamit atılıyor:
“Anlat anne anlat. Anne (ev)i anlat. Onlara (ev)in temelini anlat. Leman, anneme mani olma. Mani olma anneme. Anlat anne. Anne, Leman’a inat anlat.”
Sh. 65’deki “Sena’nın Tokası” başlıklı metinde cümleler yapışık, kim sordu kim cevap verdi, bu dil anlaşılır değildir. Hiçbir cümle bir satırda bitmiyor.
“Sena sana toka alalım mı? Anne toka istemem. Sana simli toka alırım. Nasıl toka istersin? Sarı toka isterim. Nasıl sarı toka? Sarı sarı laleli toka. Olur, sarı laleli toka alalım.”
Bütün metinlerde sayfa yarıdan bölünmüş haldedir; satırın altına değil yan tarafına yazma yeri ayrıldığı için, çocuk üste bakıp altına değil, sol yana bakıp sağ yandaki boşluğa yazıyı yazıyor. Çocuk anlamlı bir cümle okumuş olmuyor, sadece resim gibi yazıyı taklit ediyor. Böyle yazımdan paragraf ve cümle bitişlerini kavratmak da mümkün değildir.
Sh. 57’de yan yana geldiğinde dengesiz duran cümleler:
Ellerimi yıkamalıyım. (Kitap)ları yırtmamalı. Anneni yormamalı. Ay yarım mı? Oyun oynayalım mı? Tay, ile at yan yana. Aynayı kim attı? Ayı, yolu tuttu. Sh.68’den: Adımlarını saydım. Adalet annemdir. Kaya adaletli olmalı.
Sh.60’da uçuk soru cümleleri:
Kim lokum tuttu? Kimin elleri kirli? Kimler toka taktı? Kime kek almalı? Kim koluna (sepet) taktı? Kenan ne almalı? Neyi kutuya koymalı? Yaman nereli? İlker nereye inmeli? Itır nereye oturuyor?
Soru cümlelerine cevap verirken hiç evet veya hayır kullanılmıyor: Nesrin Siirtli mi? Nesrin Siirtli. Sami Samsunlu mu? Sami Samsunlu, vb. Sh.113.De “bulalım” oyununda numaraları takip ederek ortaya çıkan cümlenin kelime arasında boşluk vermediği için çok kaotiktir: VALİZİNİTOPLAMALISIN
Sh.117’den cümleler: Küflü peynir alma. Kafanı korumalısın. Fil güzel hayvandır. Fareden korkma. Fazla uzağa gitme. Topu fileye takıldı. Fildişini bilir misin?
İşte, devletimizin bedava verdiği böyle bir okuma-yazma kitabıyla çocuklarımıza bir biçimde okumayı söktürüyoruz, ancak Türkçe’yi anlaşılmaz hale getiriyoruz.
2005’den beri, bedava verilen o ders kitaplarıyla, bütün kavramları kaosa çeviren bir yöntemle yetiştirdiğimiz Suay’lar, Berra’lar… Bu nesil “anlama ve anlatma özürlü” olmasın da ne yapsın?
Zihinsel engelli okullarına yakında daha fazla ihtiyaç duyacağız diyen Milli Eğitim Bakanı Dinçer’in bunu planlanan bir sonuç olarak söylediğinden eminim. Artık SBS sınavları da bir üst okula yerleştirme amaçlı olmayacakmış, öyle dedi. 2005’de, SBS sınavları seviyeyi ne kadar düşürdüklerini ölçme sınavıdır, CİA’nın ABD sömürgelerinde karşılaştırmak için kullandığı ölçüm aracıdır, bu sınava tanı koymuştum, hatta “Bu sınava çocuklarınızı sokmayın, 2012’de bu sınav kalkacak” diyerek velileri uyarmıştım. Bakan beni yanıltmadı.
Bu yasayı durduralım. Bedava diye verilen bozuk ders kitaplarını tümden kaldırıp yerine 1980 öncesi ders kitaplarını getirelim. Tümden gelim metoduyla ve çocuk sosyal varlıktır felsefesiyle, pedagojik yaklaşımı en doğru olan kitaplar o zaman basıldı.
Mahiye Morgül
İLK KURŞUN

"Ailem ve Ben Arkeolojiyi Öğreniyoruz" Öğretim Programı

Altınova da tanışyığım değerli öğretmen ve proje üstadı eğitmenin Murat ERGİN'in , insanı özendiren ve imrendiren çalışmasını sizinle kendi diliyle paylaşmak istedim.
Süleyman EKER

Murat ERGİN Projesi!
İki yıldır sürdürmekte olduğum "Benim Müzem" ve "Ailem ve Ben Arkeoloji Öğreniyoruz" projeleri ile İlköğretim düzeyinde büyük dönütler kazanıldı, iki yıl peşpeşe Eğitimde İyi Örnekler Konferansı 2009 ve Eğitimde İyi Örnekler Konferansı 2010 konferanslarında sözlü sunumlarını yaptığım bu iki projenin sonrasında Şanlıurfa Çamlıdere İlköğretim Okulu tarafından hazırlanan 'Benim Müzem' Projesi, Sivas'ta yapılan 18. Müze Kurtarma Kazıları ve Müze Müdürleri Sempozyumu'nda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ödüle layık görüldü.
2009 yılı içinde aldığmız bir önemli dönütte İlköğretim okullarında Müzecilik Kulübü zorunlu hale geldi. Proje Türkiye' deki tüm İlköğretim okullarına sivil müze kazandırılması ve müzecilik eğitiminin zorunlu hale getirilerek Sanat Tarihi ve Arkeoloji gibi alanların desteklenmesini kapsamakta. proje CNN Türk televizyonunda yayınlanan "Taştaki Sır" belgeselinde tanıtıldı


Urfa Göbeklitepe'de bir okul ve bir öğretmen ile EmineCaykara

"Ailem ve Ben Arkeolojiyi Öğreniyoruz" Öğretim Programı
Yalova Altınova ilçesinde devam eden projede Okul Müzecilik Drama Atölyesi ile öğrenci velilerinden başlayarak, önce ailede Tarihi, Arkeolojiyi ve Güzel Sanatları anlayarak farkındalık düzeyini artırmak hedeflendi. Okul içerisinde kurulan Seramik atölyesi ile, öğrenci velilerine haftada 10 saat seramik tanıma,eserlerin bireysel, sosyal ve fiziksel özellikleri gözlem yapma, düşünce ve duygularını ifade etme, hayal gücünü kullanma ve bunları kendi yaşamlarına bağlamaları, bilgilenmeleri, eski eser ve müzelerin gündelik hayata kattığı kültürel değerleri anlama ve bu değerleri yaşatmaları amaçlanmıştır.

Okul Veli ilişikisi bağlamında, öğrenciler seramik sanatına ve aile içinde sanata katılma isteği arttığı gözlenmiş, Güzel Sanatlardan başlayarak, süreçe ailesi ile katkıda bulunma yoluna giderek,"Ailem ve Ben Arkeolojiyi Öğreniyoruz” Yaşam boyu eğitim sürecinde objenin ve yaratcılığın önemini kavrama, Seramik sanatının çok yönlü öğrenme ve yaşam alanları olarak ( Tarih, arkeoloji, form bilgisi, çevre, heykel, mimari vb.) Seramik eğitimi, amacı ve konuları, sergileri, objeleri, ortamı, çevresi, insanı merkeze alan ve disiplinler arası yönleriyle sanatın, temel eğitim kuramları ve ilkeleri ışığında aktif bir öğrenme ve gelişme alanı olarak kullanılmasını içermektedir.

Bir köy okulu olmasına rağmen okul içerisinde kurulan seramik atölyesinde üretilen seramik formlar, çanak çömlek, form, takı ve arkeolojik eserlerin yorumlamalarından oluşmaktadır. Yakın çevredeki seramik ve çinicilik zenginlikleri üretimde örnek teşkil edilmiş ve çini desenleri rölyef şeklinde yorumlanarak kültürel miras özelllikleri gözetilen (lale,karanfil )gibi formların kullanılmasının yanında, seramiğin içinde barındırdığı özgünlükten yararlanarak yaratıcı eserler ortaya çıkartılmıştır

"Ailem ve Ben Arkeolojiyi Öğreniyoruz" özellikle zaman ve mekan içinde kendini ve insanları anlama, kültürel mirası devam ettirme, geçmişi, bugünü ve geleceği anlamlı bir biçimde ilişkilendirme, kültürel varlıkları, eski eserleri anlama, koruma ve yaşatma, kendi kültürünü ve farklı kültürleri çok yönlü ve hoşgörülü bir yaklaşımla tanıma ve anlama, Sanatı bir yaşam biçimi haline getirme ve okullarına birer yaşayan kurum niteliğini kazandırma, kültürlerarası anlayış ve empati geliştirme gibi hedeflere hizmet etmektir.
"Ailem ve Ben Arkeolojiyi Öğreniyoruz" Öğretim Programı devamında üretilen formlar yıl sonunda sergilenecek ve yeni projelere eklemlenerek devam edecektir, bu amaçla okulda kurulan müzecilik klübü ile çevre gezilerine devam edilecektir, Yaşamının büyük bir kısmını Eskihisar' da devam ettirmiş olan Osman Hamdi Bey' in kültürel mirasının devamı Eskihisar' ın tam karşısında bulunan Altınova ilçesinde kökleşerek devam ettirilecektir.

K.Ö.Y. Takip Sosyo-Kültürel Ekip'nin 16 Ekim 2011 Pazar tarihli Alpagut Köyü çalışması

Güzel ve örnek bir eğitim projesi Uludağ Üniversitesi tarafından hayata geçiriliyor, her türlü desteğe açık bu projeye eğitmenler tarafından destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Destek yaratıcı ve öğrenci katılımlı projeler üretilmesi olarak basitçe özetlenebilir. Paylaşın ve iletin herkese lütfen...

K.Ö.Y. Takip nedir ?

K.Ö.Y. Takip sistemi Uludağ Üniversitesi'nde halen devam etmekte olan, bir sosyal sorumluluk ve kırsal kalkınma projesi olan Köye Öğrenci Yardımı Projesinin saha çalışmalarının incelenmesi için tasarlanmış bir sistemdir. Projenin köylerde yürütmüş olduğu saha çalışmaları Ekip çalışmaları baz alınarak kategorize edilmiştir. Saha çalışmasını incelemek istediğiniz ekibin ilgili bağlantısına tıkladıktan sonra saha kayıtlarını inceleyebilir, yorum yapabilir ve paylaşa bilirsiniz.


Eklenen bütün saha kayıtları projenin facebook ve twitter sayfasında da otomatik olarak yayınlanmaktadır.

Değerli Vodafone kullanıcıları kısa mesaj bölümüne "follow koytakip" yazıp "2444"'e gönderirseniz K.Ö.Y. Projesi olarak Keles ilçesine bağlı köylerde yaptığımız çalışmalar ücretsiz olarak telefonunuza mesaj olarak gelecektir.

ÖRNEK ÇALIŞMA
Bu hafta ekibimize yeni gelen arkadaşlarımız ve Alpagut Köyü Kültür Evi’ndeki etkinliklere yeni katılan çocuklarımızla tanışıp kaynaştık. Yeni gelen arkadaşlarımıza köyümüzü tanıtmak amaçlı kısa bir gezi düzenledik. Ekibimizin müzik dalında çalışmalarına devam eden arkadaşlarımız enstruman öğrenmekte olan çocuklarımızın yaz tatili boyunca sürdürmüş oldukları kişisel çalışmalarının sonucunu gözlemlediler ve bu şekilde geçecekleri yeni eğitim seviyesi belirlenmiş oldu. Ayrıca farklı enstrumanları öğrenmek isteyen çocukların isimleri liste halinde tutuldu ve Batolit grubuna 3 kişinin daha eklenmesi fikri doğdu.

Atatürk’ün Türkçeye Kazandırdığı Terimler





Bölen
Bölme
Bölüm
Bölünebilme
Çarpı
Çarpan
Çarpanlara Ayırma
Çember
Çıkarma
Dikey
Limit
Ondalık
Parabol
Piramit
Prizma
Üçgen

Sadeleştirme
Pay
Payda
Teğet

Eski İsmi

Maksumunaleyh
Taksim
Haric-i Kısmet
Kabiliyet-i Taksim
Zarb
Mazrup
Mazrubata Tefrik
Muhit-i Daire
Tarh
Amudi
Gaye
Aşar’i
Kat’ı Mükafti
Müselles 
Ehram
Menşur
İhtisar
Suret
Mahrec

Lazerle veri transferi rekoru!


Araştırmacılar veri transferinde hız rekoru kırdı. Tek lazer ışınıyla taşınan veri saniyede 26 terabit hıza ulaştı.



Alman araştırmacılar, lazerdeki ışığı renklerine bölerek ayrı kanallarda taşıttıkları veriyle saniyede 26 terabit hıza ulaşmayı başardı.
Nature Photonics bülteninde yer alan habere göre, fiber optik kablo üzerinden gerçekleştirilen lazerle transfer denemesinde ‘Hızlı Fourier Dönüşümü’ yöntemi kullanıldı. Bu yöntemde lazer ışınının içinden 300 farklı renkte ışık ayırt edilerek her birine ayrı bilgi dizileri kodlanıyor, böylece ‘aynı anda çalışan 300 kanallı bir veri yolu’ elde ediliyor.
Araştırmanın ve makalenin sahiplerinden olan Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü araştırmacısı Prof. Wolfgang Freude, aslında saniyede 100 terabit hıza ulaşmanın mümkün olduğunu, ancak amaçlarının maliyet anlamında da gerçekleştirilebilir teknolojilerle en yüksek hıza ulaşmak olduğunu söyledi.
Işık tabanlı veri transfer yöntemlerinin ilk örnekleri tek bir ışık üzerinden gerçekleştirilirken, son yıllarda renk farklılıklarından yararlanarak aynı ışık içinde pek çok kanal açılabiliyor.

Karlsruhe ekibinin ulaştığı 26 tbit/s hızla, Washington’daki dev Kongre Kütüphanesi’ndeki tüm bilgiler sadece 10 saniyede bir yerden başka yere aktarılabilir.

Eğitim ve Öğretimde Tablet Dönemi


iPad ile yaşama merhaba diyen tablet bilgisayarlar, artık bilgisayar dünyasının hızla büyüyen pazarlarının başında geliyor. Öyle ki, tablet bilgisayarlarla tanışalı henüz 1 seneden fazla olmamışken birçok alanda kendileri yoğun bir şekilde görmeye başladık. Bununla birlikte, masaüstü ve dizüstü bilgisayar satışlarının kayda değer bir kısmı tablet bilgisayar satışlarına kaymış durumda. Kuşkusuz tablet sektörünün de gelişmelerle birlikte alt başlıkları doğacak. O alt başlıklardan biri de eğitim.
ipad kullanan sinif 2 Eğitim   Öğretimde Tabletin Geleceği
IPAD kulanılan sınıfa örnek!
Büyük olasılıkla 5 yıl içinde ortaöğretim ve üstü eğitim kademelerine ait sınıflarda bol bol tablet göreceğiz. Birkaç yıl içinde dershaneler, kayıt olan öğrencilerine tablet hediye edecektir ve planlamalarını da bu yönde yapacaktır. Şahsen, bahsettiğim konulardaki öngörümü paylaştığım öğretmen arkadaş ve yöneticilerin de görüşleri oldukça olumlu. Öyleyse tabletler, “eğitim dünyasında nasıl var olabilir ve mevcut düzenin tableti benimsemesindeki etkenler ne şekilde” sorularına hem küresel hem de ülke temelli cevaplar aramaya başlayabiliriz.

Mevcut düzenin merkezinde kitaplar ve defterler bulunuyor. Oldukça güçlü bir düzen ve malumuz yılların getirdiği bir gelenek. Ancak bilgi ve iletişim, hiçbir zaman olmadığı kadar yoğun ve kapsamlı. Bununla birlikte eğitim – öğretim yöntemleri de kendisini geliştirmeyi sürdürüyor. Çağdaş eğitim – öğretim anlayışlarında görselliğin ve öğrenci katılımının yeri daha öne çıkıyor. Tabletler, görsellik ve çoklu ortam desteğini sunabilme avantajına sahip. Ancak öğrenci katılımını arttırmaya yönelik bir özelliği henüz yok. Örnek olarak, Çanakkale Savaşı’nın işlendiği bir metnin yer aldığı kitap ile çocuklara sadece birkaç görsel, hikâye ya da deneme sunabilirken; tabletler sayesinde eski videoları, konunun önemli isimlerinin fotoğraflarını, kapsamlı ve gelişmeleri zaman temeliyle arka arkaya yansıtan haritaları, dikkat çekici tarzda hazırlanmış metinleri öğrencilere rahatlıkla sunmak mümkün. Neredeyse tüm algı türlerini kapsayan bu özelliklerle daha etkili bir öğrenme ortamı kolaylıkla yaratılabilir.
Öğrencilerin tablet kullanma konusunda gösterecekleri uyum oldukça önemli. Neyse ki ortaöğretim ve üstü kademelerde yer alan öğrenciler bu konuda kendi altyapılarını çoktan hazırlamış durumdalar. Zira adı geçen kademelerde bulunan öğrencilerin kayda değer bir kısmı akıllı telefon kullanarak, dokunmatik ürünler üzerinde çoktan tecrübe sahibi oldular. Tablet boyutları ve tablet aksesuarları açısından konuya baktığımızda da olumlu özelliklerle karşılaşıyoruz. Birçok kitabı ve defteri her gün sırtına ya da kolunun altına alarak mesafeler kat eden öğrencilerin en fazla 1.5 kilogramlık ürünleri taşımakta sorun yaşayacaklarını sanırım kimse iddia edemez. Üstelik bu ağırlığa sahip olan ürünün içinde binlerce kitabın ve dijital eğitim materyallerinin olduğunu düşünürsek.
Tablet merkezli eğitimin kuşkusuz bir de ekonomik boyutu var. Şu anda öğrenciler için bir lüks olarak konumlandırılabilecek tablet bilgisayarlar birkaç yıl içinde çok uygun fiyat aralıklarında etiketlendirileceklerdir. Aynı dönemlerde, bir yılda satın alınan kitap sayı için ödenen ücretleri (buna okuma kitapları da dâhil) düşündüğümüzde bir tablet alacak seviyelere rahatlıkla ulaşabiliriz.
tablet kullanan ogrenci Eğitim   Öğretimde Tabletin Geleceği
Tabletli öğrenci ...
Uygulamalar, mobil dünyanın önde gelen parçacıklarından biri. Hatta ürünün kullandığı işletim sisteminin kalitesini doğrudan etkileyen bir unsur olarak masaüstü ve dizüstü bilgisayar dünyasından ayrılan bir özellik olarak karşımıza çıkıyor. Sadece iTunes ve Android Market bünyesinde yüz binlerce uygulama bulunuyor. Kısa bir süre içinde eğitim – öğretim temelli uygulamalar da yaygınlaşacaktır. Uygulama konusu belki de tabletlerin okullarda boy göstermesi konusunda en hızlı ve hazır unsur.
Tablet teknolojisi ile paralellik gösteren internet bağlantısı ve bulut bilişim, sergileyecekleri gelişmelerle tabletlerin eğitim – öğretim sahalarında yer edinmelerinde etkili olacaktır. Bulut bilişim açısından gelişmiş bir üniversitenin konuyla ilgili hazırlayacağı bir uygulamayı tablet kullanan öğrencilere sunmasıyla, sadece o üniversite kütüphanesinde yer alan milyonlarca içeriğe ulaşılabileceğini düşünmek bile yetiyor aslında. Mobil internet sağlayıcılarının öğrencilere özel sunacakları ekonomik paketlerin de birkaç yıl içinde hayata geçeceğini beklemek, mobil teknolojileri takip edenler başta olmak üzere herkes için makul bir beklenti olarak tanımlanabilir.
Tablet, eğitim, öğretim ve öğrenci unsurlarının her geçen yıl daha da yaklaşacağını bir döneme girmek üzereyiz. Söz konusu parçaların olabildiğince sağlıklı ve doğal bir süreç etrafında buluşmaları hem küresel hem de ülkemiz açısından yeni ve parlak bir neslin doğmasına büyük katkılarda bulunacaktır.
KAYNAK: sosyalmedya.co/egitim-ogretimde-tabletin-gelecegi/

MÜZİK DERSLERİ ARTIK DAHA KEYİFLİ !

Müzik derslerinde artık sadece mecburi blok düdük üflemek ve bir kaç okul şarkısı söyleyip dersi bitirme dönemi kapanıyor! Vücut ritmi (Body percussion) denilen müzikal çalışmalar, bu anlayışın gelişip değişmesinde inanılmaz bir rol alıyor.
Vücut ritmi "Body percussion" ayrıca eğitim sistemimizde yöntemleride sorgulanmasına neden olmakta, yeni yöntem ve uygulamaların önünüde açmaktadır. Daha önce paylaşmış olduğum "Öğrenme Stilleri" konusunda belirtildiği gibi her öğrencinin algılama ve öğrenme stilleri farklıdır. İşitsel, görsel, kinestezik ve dokunsal algılama özelliklerine sahip, farklı bir çok öğrenciyi tek tip öğrenme biçimine mahkum eden sınıf ortamı eğitiminin sonuçlerı ortadadır. Öğrencinin algılama farklılıklarına anında çözüm getirebilen aktif öğrenim yöntemleri dersliklere yavaş yavaş taşınmak zorundadır. Body percussion yöntemi, bu eksikliğe şu anda müzikal anlamda çözüm getirmesiyle birlikte, diğer derslerinde bu forma geçmesi gerektiğini önümüzdeki yıllarda mecbur bırakacağına eminim.
Bu uygulamanın bir çok öğretmen tarafından uygulanması ve öğrenilmesi sürecinde zorluklar vardır. Öğretmenin kişisel gelişimine zaman ayırarak bu tarz Vücut Ritmi eğitimi veren kurum ve kişilerden yardım alması yada hizmet içi eğitim seminerlerine katılması, MEB tarafından bu çalışmaların Hizmet içi eğitim çalışmalarına eklenmesiyle mümkün olabilir ve şarttır.
Vücut Ritmi çalışmaları psikomotor davranışları kontrollu hale getirmesinin yanı sıra, öğrencinin grupla birlikte hareket edebilme, kendini keşfetme, kişilik gelişimi, öz eleştiri yapabilme gibi derslerin vermesi gereken olguları farketmeden sunmasıylada bir avantaj oluşturmaktadır. Asıl önemlisi öğretmen içinde gerekli olan eğlenceli zaman geçirme, yaptığı dersten keyif alma ve keyif verme gibi çok önemli bir katkısının olmasıdır.


Bu konularda şu anda en aktif çalışan KEKEÇA grubu, Onur EROL, Yusuf Emrah UZUNCA gibi genç ve yetenekli arkadaşların projelerini ülke çapında yayabilecekleri bir eğitmen ordusu oluşturarak paylaşmaları ve büyütmelerini bekliyorum. Tabiki bu arkadaşlarım gerek kitap çalışmaları, gerek eğitim seminerleri ve internet üzerindeki paylaşımlarla ellerinden geleni yaptıkları açıktır. Zor olan bu sürecin sürekliliğini sağlayabilecek Müzik eğitmenlerinin bu emeklerden faydalanmaları, değer vermeleri, uygulamaları, zaman ayırmalarıdır. Öğrenci odaklı bu eğitim yöntemiyle ilgili bir kaç video örneği aşağıdadır.
Değerlendirmeyi size bırakıyorum.
Teşekkürler.
Süleyman EKER



Küçük grup Çalışmalarına Örnek


Bir konser performansı


İşin ustalarından bir show :)


Konservatuar da bir uygulama projesi olarak Body Percussion...

Aşağıdaki linkte yine bir sını ortemı uygulamsı bardak ritmi videosuna ulaşabilirsiniz...
http://www.facebook.com/video/video.php?v=10150234509389859

NEDEN OKULLARIMIZDA BİLİM TARİHİ OKUTULMUYOR?

Facebookta dolaşırken dikkatimi çeken, okunması ve sorgulanması gereken güzel bir çalışmayla karşılaştım.(Aşağıda tamamını okuyabilirsiniz). Bilimsel yöntem ve süreçlerini sorgulamayan ezberci eğitimden, tüm öğretmenlerimiz şikayetçi iken, kimse bu yönteme yaptığı katkıyı sorgulamaz! Öğrenciler bir bilgi amelesi gibi kullanılır ve ondan sorgulamadan ezberlemesi istenir. Çünkü sorulan saçma sapan sorulara öğretmenin cevap verecek zamanı yoktur. Öğretmen, O saçma soruların gerekçelerini sorgulayabilse, en başarısız öğrencinin bile önünde bir yol açabileceğini görecektir. Ama yüklenmiş olan müfredatı yetiştirmek üzere kitlenmiş olan öğretmen de, öğrenciye değil kuruma hizmet ettiğini fark edememektedir. İşte aşağıdaki yazı bunu cevabıdır. Lütfen okuyun!

Süleyman EKER 10 mayıs 2011

Bu yazı bir kitaptan alıntıdır..Kitaptaki fikirleri sizlerle paylaşmak istedim..Sorulan soru konuyla ilgisi olduğu için  tüm Milli Eğitim Bakanlarına sorulmaktadır..


Pek akıllılık sayılmaz ama biz gene de zaman zamanilgililere sorduğumuz bir soruyu hoşgörülerine sığınarak Milli Eğitim Bakanına yinelemek istiyoruz: Neden, sayın bakan, bizim okullarımızda bilim tarihi öğretilmiyor hala? Renkli gazeteler futbolcuların, güzel bacaklı ünlü şarkıcıların, kıro milyarderlerin yaşamlarını en küçük ayrıntılarına dek hepimize öğretirken Milli Eğitim Bakanlığı da tüm çabasını ulusal tarih,coğrafya, edebiyat ile din öğretimi üzerine yoğunlaştırmış sanki. Özendiğimiz ülkeler sanayi toplumundan bilgi toplumu olma aşamasına geldiler,  sanayinin birbölümünü bize bırakmaya da hazırlar. Salt bu nedenle de olsa insanlarımızın eğitiminde bilim ve teknolojinin ağırlıklı olması kaçınılmaz.Bilimin anlaşılır biçimde anlatılmasının ve öğretilmesinin önemli bir desteği de genç beyinlere onu tarihi ile birlikte sunmaktır.
Biz tarih diye yalnızca siyasal olayların geçmişini bellemişiz. Siyasal olayları çoğunlukla ekonominin, ekonomiyi de günümüzde teknolojik gelişmelerin yönlendirdiği ise artık bilinen bir gerçek. Çoğumuz 2.Dünya Savaşı'nı bitiren ana etkenin ABD'nin üstün teknolojisi olduğunu öğrendik. Neden o zaman Hitler'i, Roosevelt'i tanıyoruz da Von Braun'u Oppenheimer'i Marconi'yi bilmiyoruz? Savaşın tarihini yapan bilim adamlarını, mühendisleri tanımıyoruz? Tarihi masalsı anlatımlarla değil de neden-sonuç ilişkileri içinde anlatmak, öğretmek istiyorsak gençlerimize bilim tarihi eğitimi vermemiz gerekir.Üstelik bilim tarihin fen dersleri ile birlikte okutulması öğrencilerin fen bilimlerine daha çok ilgi göstermelerine yardım edecektir, onların çapraşık konuları anlamalarını kolaylaştıracaktır.
......insanlara daha iyiyi, daha güzeli sunmayı amaçlayan , bir başka deyişle işini iyi yapmayı isteyen herkesin kendi işinin tarihini bilmesi zorunludur. Her  hekim Pasteur'u, Koch'uher otomobil mühendisi Otto'yu, Ford'u her kimyacı Haber'i, Nobel'i her elektrikçi Faraday'ı, Hertz'i her ekonomist Malthus'u, Keynes'i her ressam VanGough'u, Picasso'yu bilmek zorundadır.


GALILEO GALILEI diyor ki;
(1564 – 1642) İtalyan fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filozof.

Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka birşey değildir. Bir kerecik bile olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder

Bilim tarihinin öğrenilmesi gereği önce doğa bilimleri ile uğraşanlarca kabul edilmiş ve yüzyılımızda başlı başına bir bilim dalı olarak eğitimde yerini almıştır. Neden mi? Yoklayın anılarınızı şöyle bir. Size en güzel öyküleri, fıkraları (Temel markalı olanları değil), tarihsel olayları hangi öğretmeniniz anlatmıştı? Büyük bir olasılıkla bir fen öğretmeniydi o....Çünkü soyut kavramlarla bunalmış, kaybolmuş genç beyinlere yüklenmenin kolay bir yolu O beyinleri zaman zaman rahatlatmaktır. Öğretmenlerin çoğu bunu bilir. İşte bu rahatlatma bahanesi ile size konu ile ilgili küçük bir öykücüğü aktararak olayın içine insan boyutunu da sokarlar. Havalardaki bir maddenin sakınım yasası yoksulluk içinde ölen bir Lavoiser ile bütünleşir, dünyanın dönmesi sizi hiç ilgilendirmese de Galileo'nun engizisyon mahkemesindeki ünlü savunması sizinle o cesur bilim adamı arasında bir sevgi bağı yaratır. Buzların içindebir ömür yitirmiş olan Amundsen'i yaman bir serüvenci olarak tanıyıp severken bir de bakarsınız fizikte öğrendiğiniz mağnetik alan, mağnetik kutupların değişkenliği gibi sıkıcı konularda adam neler yapmış...Pek de boşuna ölmemiş bu serüvenci dersiniz kendi kendinize. Gizemli dünyalarında şifreli dillerle bilgilerini korumaya, başkalarına çaldırmamaya çalışan orta çağ simyacılarının böylece canınızı çıkaran o korkunç kimyasal formüllerin de ilk bulucuları olduklarını öğrenirsiniz. Gün gelir maddenin yok olmayacağını söyleyenlere karşı bir Einstein çıkar karşınıza, evet der, madde yok olmaz ama enerjiye dönüşebilir. Bunun için de şunlar şunlar.... gereklidir. O yazdıkları az olan şeylerdir, ama bir de olaya görülsün.


ALBERT EISNTEIN

Atom çekirdeğindeki bu mini mini dünyanın kendi özgü düzenini biz insanların savaş ve barış gibi karşıt iki amaçla nasıl bozduğunu O genç çok iyi anlayacaktır, çelişkileri ta içinden duyarak. Artık onun için soyut elektron ile somut Einstein bir olacaktır.
Bu yeni kahramanlar futbol oynamazlar, boyalı basında adları çıkmaz ama adları her kitapta geçer , ömürleri de birkaç yılla değil yüzyıllarla ölçülür.
Ne dersiniz, bir ülkenin geleceği için bu gençlerden daha iyi bir yatırım, daha parlak bir umut ışığı var mıdır?

  Kaynak:  KİMYA GÜZELDİR
Ömer Kuleli-Osman Gürel

(NOT:Einstein müzikle uğraşırdı, Bohr futbol takımındaydı vb. birçok bilim insanı bilimin yanı sıra hayatla da ilgilenmişlerdir.Bilimle uğraşmak demek hayattan kopmak demek değildir..Bilim tarihini okudukça bilim insanlarının da bizler gibi tutkuları,hobileri veya hataları olduğunu anlarız ve onları kendimize daha yakın hissederiz...Bu da bilimi bize daha da yakınlaştırır. Bilim ve Felsefe Kulübü)

EĞİTİMDE UMUT VEREN ÇABALAR!

Manisalı öğretmen Mehmet Ali Özçeler, 27 yıl görev yaptıktan sonra 2003 yılında emekli oldu. Kızı Gülcan Adalı da geçen şubat ayında sınıf öğretmeni olarak ilk görev yeri Kastamonu'nun İnebolu ilçesine atandı.

Akgüney köyünde öğretmenliğe başlayan kızı Gülcan Adalı'yı yalnız bırakmak istemeyen emekli öğretmen Mehmet Ali Özçeler, Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurarak tekrar görev istedi. Milli Eğitim Müdürlüğü de Mehmet Ali Özçeler'i sözleşmeli olarak kızının görev yaptığı okula atadı.

İNŞAATI OKUL YAPTILAR

Baba kızın atandığı 75 öğrencinin eğitim gördüğü okula, duvarlarında oluşan çatlamalar nedeniyle geçen yıl haziran ayında ''oturulamaz'' raporu verildi. Bunun üzerine bina boşaltıldı ve yeni eğitim-öğretim yılında öğrenciler bir inşaata taşındılar.

Baba-kız, elektriği, suyu hatta camları dahi olmayan okulu eğitim yuvasına çevirmek için seferber oldular. İnebolu Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri binanın elektriğini yaptı. Mobilya bölümü öğrencileri de kendi okullarından çıkma eski pencere ve kapıları onararak kaba inşaat halindeki okula taktılar.

Baba-kızın girişimleriyle sıvasız duvarlar da boyanarak okulun şartları iyileştirildi. Baba-kız eğitim sevdaları ile kısa sürede beldenin sevgilisi oldular...


Kaynak : http://www.internethaber.com/turkiyenin-guzel-yuzu-54023h.htm#ixzz17f8LtQYE

AHMET KANNECİ'DEN ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAŞTIRMA!

Öncelikle böyle bir çalışmayı yapan (uzaktanda olsa) hocamız Ahmet KANNECİ ye çalışması için teşekkür ederek paylaşmak istedim. Günümüz Türk gitar bestecileri ve çalışanları için önemli kılavuz bir çalışma.
Süleyman EKER


"GİTAR İÇİN BESTE YAPMIŞ TÜRK BESTECİLERİNİN EĞİTİMİ VE YAPITLARININ ULUSLAR ARASI GİTAR REPERTUARINDAKİ YERİ"
Gazi üniversitesi Ankara 2001
Herhangi bir yazılı kaynak bulunmaması nedeniyle Türkiye’de klasik gitarın oluşma ve gelişme süreci değişik yaş gruplarından gitar çalmış gitar dersi vermiş konuyla ilgili bilgisi olan insanlarla görüşülerek elde edilmeye çalışılmıştır. Bilgi toparlanması amacıyla merhum Savaş Çekirge merhum Can Aybars’ın ses kayıtları ve/veya bıraktıkları aydınlatıcı dokümanlar ile birlikte; ülkemizde en uzun süredir klasik gitarla uğraşan gitaristlerinden Sayın Fazıl Abrak Sayın İrkin Aktüze ve Sayın Misak Toros’un bazı kısımları belgeli olan bilgilerine ulaşılarak elde edilmiştir. Bu konuda detaylı bir araştırma yapılması ülkemizde klasik gitarın gelişim sürecini belgelemek için çok yerinde bir karar olabilir.

Ülkemizde klasik gitar ile ilgili bilinen en eski gitar öğretmeni aynı zamanda çok iyi bir gitarist olan Andrea Paleologos ( 1911-1997 ) ‘dur. Andrea Paleologos müzisyen anne-babanın çocuklarından müziği meslek olarak seçen tek çocuğudur. 1918-1920 yıllarında İstanbul’da babasının yönettiği 65-70 kişilik orkestraya katılmış ve solo mandolinci olarak bir çok konserde yer almıştır. Mandolin ve keman çalmada gösterdiği üstün yeteneğe rağmen müzik hayatını klasik gitarla sürdürmeye karar vermiştir. O günlerdeki gitar çalma stilinden tatmin olmayan Paleologos yeni bir teknik olan destekli vuruş sistemini benimsemiş olan “Tarrega Yöntemi”ni kabullenir. Daha sonra özellikle İstanbul’da yoğunlaşan konserler verir ( 1931-1942). 1934 yılında Atina’da verdiği bir konserden sonra gelen konser turu yapma teklifini usta gitarist yaşamını gezgin bir gitarist olarak sürdürmek istemediğinden kabul etmemiştir. Paleologos 1964 yılında Yunanistan’a göç etmiştir. Yapılan her türlü davete Türkiye’ye büyük sevgi duymasına rağmen “Benim kalbim o heyecana dayanamaz ölürüm” diyerek yanıt vermiş ve ölümüne kadar da bir daha Türkiye’ye gelmemiştir.

Andrea Paleologos bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Öğrencileri arasında İtalya doğumlu olup İstanbul’da yaşayıp daha sonra Arjantin’e göçüp orada ölen ve yaşamı boyunca gitar repertuarına çok değerli beste ve düzenlemeler kazandırmış olan Mario Parodi; gitarı Ankara’ya götürenlerden Can Aybars; ilk Türkçe gitar metodunu yazan Ziya Aydıntan; o dönemin ülkemizde en güzel gitar çalanlardan biri olan Sava Palasis; daha sonra Türkiye gitar hayatına çok değerli gitaristler kazandıran Savaş Çekirge; halen İstanbul’da dersler veren ve gitar için modern eserler besteleyen Misak Toros gibi ülkemiz gitar yaşamının gelişiminde çok önemli görevler almış gitaristler vardır.

Andrea Paleologos’un klasik gitar için yaptığı çok değerli düzenleme ve etütler “Musikverlag V. Hladky Wien” edisyonu tarafından yayınlanmıştır. 1997 yılında kaybettiğimiz bu ustanın Gitar için yaptığı düzenlemeler halen gitar çalanlar için çok değerli kaynaktır.

Rana Erksan ve Cemal Reşit Rey’in öğrecisi olan Yüksel Koptagel 1954 yılında ilk kez ülkemize gelen çağımızın en önemli gitar müziği bestecilerinden olan Joaquin Rodrigo’nun yardımlarıyla önce Madrid ( İspanya ) ve daha sonra Paris’e (Fransa) giderek bestecilik tahsili yapmıştır. İspanya’daki gitar çevresinden etkilenen Yüksel Koptagel klasik gitar için besteler yapmıştır. 1958 yılında Almanya’da yayınlanan bu besteler Türkiye Gitar Tarihi’nde ulaşılabilen ilk besteler olduğu için bir anlamda “Türkiye’de bestelenen ilk klasik gitar eserleridir” denilebilir.

1960’lı yıllara kadar özellikle Paleologos’un ülkeye kazandırdığı gitar merakı ve heyecan o günkü gençler arasında bu enstrümana olan ilgiyi çok artırmıştır. Bu merak gitar yaşamının önemli çarklarından olan gitar yapımı ya da aksesuarı konusuna da ivme kazandırmış neticesinde Onnik Mavrusi Lipe Nicocosian İzzet Sevilla gibi enstrüman yapımcılarının gitar yapmalarına neden olmuştur. Yine aynı yıllarda Fransa’da yaşayan Rıfat Esenbel 1990’lı yıllara kadar dünyanın en iyi gitar telleri arasında sayılan “Concertiste” ve “Fantasia” gitar tellerini üretmiştir. Gitar severleri bir araya getirerek gitarı yaygınlaştırma örgütlü ve düzenli hareket etme amacıyla “Gitar Sevenler Derneği” kurma çabaları sonuç vermemiştir. Sonuç alınamamasına rağmen bu toplantılar yeni gelen kuşaklara geçmiş ve bu günkü dostluklara kadar uzanmıştır.

Dernek kurma fikri Ankara’da gitar yaşamının oluşması ve gelişmesinde çok önemli görevler yapmış olan Can Aybars’tan çıkmıştı. Can Aybars mülkiye tahsili yapmış olup aynı zamanda örgütlü ve düzenli çalışma konusunda da bilgiliydi.1917’de Saratof‘ta (Rusya) doğmuştur. Rusya’daki ihtilal nedeniyle ülkemize göç eden ailesiyle İstanbul’a ulaşmışlardır (1921). Göç sırasında babasını kaybeden Can Aybars yetimlerin kabul edildiği Darüşşafaka’da eğitim görmüştür. İstanbul’da geçen bu yıllarda Andrea Paleologos ile çalışmış daha sonra yüksek tahsil nedeniyle Ankara’ya göç etmiş ve bu şehirde özel gitar dersleri vermeye başlamıştır. Bir yandan da Ankara Radyosu’nda gitar kayıtları yapmış ve ölümüne kadar da bitmez tükenmez enerjisini gitar öğrencilerine ve gitara özgü bir Türk repertuarı oluşturmaya adamıştır. Bu ustanın ders verdiği öğrenciler arasında yeğeni İrkin Aktüze Nejat Başar Alpkağan Taçoy Atilla Argın gibi daha sonraki yıllarda gitara çok hizmet etmiş gitaristler vardır. Can Aybars 1999 yılında Ankara’da vefat etmiştir.

Aynı yıllarda Ziya Aydıntan’da Ankara’da yaşıyordu. Ziya Aydıntan Atatürk Lisesi ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nde müzik öğretmeniydi. Ülkemizde ilk kez bir gitar orkestrası oluşturmuş ve bu orkestra ile konserler gerçekleştirmiştir. Ankara’da Can Aybars’ın usta yetiştirme çabaları Ziya Aydıntan’ın eğitime ağırlık vermesiyle birbirini tamamlayan unsurlar olmuşlardır. Bu çabaları sonucunda Ziya Aydıntan 1970’li yılların başından bu yana ülkede gitarın bilinçli yayılmasında çok etkili olan ilk Türkçe “Klasik Gitar Metodu” nu ve arkasından “Klasik Gitar Albümü” nü yayınlamıştır.

Ziya Aydıntan ve Can Aybars’ın Ankara’daki gayretleri sürerken Ankara Atatürk Lisesinde öğrenim gören Can Aybars’ın yeğeni İrkin Aktüze dayısından özel gitar dersi almaya başladı. Üstün yetenek gösteren İrkin Aktüze 1952 yılında Mimarlık eğitimi için gittiği Almanya’da (o tarihte Batı Almanya) gitara iyice yoğunlaştı. 1 Ekim 1954 tarihinde İtalya’da uluslar arası bir yarışma olan “Cremona Gitar Yarışması” na katıldı ve “Birincilik Ödülü” aldı. Bu bir Türk gitaristin uluslar arası alanda aldığı ilk ödüldür. Bu yarışmanın olduğu günlerde konser vermek üzere Cremona’ya giden ünlü gitarist Sigfrid Behrend ile karşılaştı. Almanya’ya dönüşünde ise Sigfrid Behrend ile çalışmaya başladı. İrkin Aktüze Türkiye’ye dönünce İstanbul Radyosu’na girdi. 1965 yılında ise İstanbul Radyosu Müzik Yayınları Müdürü oldu. Radyoda çalıştığı süre zarfında günümüze kadar aralıksız devam eden çok değerli gitar programları yaptı. Bu gitar müziğinin ülke geneline yayılması konusunda çok önemli bir hizmet olmuştur. Bu arada 1968 yılında Ergican Saydam Hülya Saydam Demirhan Altuğ Cenan Akın Ahmet Yürür Gülden Turalı Reşit Erzin gibi önemli isimlerle birlikte İstanbul’da “Meleknaz Müzik Okulu” ‘nun kuruluşunu gerçekleştirdi ve okulun faaliyet gösterdiği yaklaşık dört yıl boyunca bu kurumda gitar öğretmenliği yaptı. Bu okul Türkiye’de gitar eğitiminin kurumsallaşması ve genel müzik eğitimi ile birlikte ele alınması konusunda yapılanmış ilk atılım olarak kabul edilebilirse de mali sıkıntılar bu değerli okulun eğitimini devam ettirmesine engel olmuş ve yaklaşık dört yıl sonunda kapanmak zorunda kalmıştır.

Bugün İstanbul’da yaşayan Fazıl Abrak ve Ertuğrul Şatıroğlu ülkemizde yetişen ilk kuşak gitaristlerindendirler ve onlar için gitar duayenleri yakıştırmasının uygun olduğu düşünülmektedir. Fazıl Abrak Ziya Aydıntan ile birlikte müzik hayatına klasik mandolin çalarak başlamıştır. Daha sonra gitar çalmaya gönül vermiş ve gitar çalmayı tek başına öğrenmiştir. Gitara olan yeteneği dikkatleri üzerine toplamış sonuçta döneminin en ileri gelen gitaristlerinden biri olmuştur. Sanatçı tıp tahsili yapmış ve operatör olarak hayatını devam ettirmiştir. Yoğun meslek yaşamı sanatçıyı gitar çalmaktan biraz uzaklaştırınca sanatçı gitar dünyasına yeni eserler kazandırmak amacıyla daha ziyade gitar için düzenleme yapmaya yoğunlaşmış ve düzenlediği eserleri yayınlamaya hazır duruma getirmiştir.

İrkin Aktüze ile olan dostluğu Sigfrid Behrend’in Türkiye ile ilişki kurmasına neden olmuştur. 1955 yılında ilk kez Türkiye’ye gelen Sigfrid Behrend özellikle Can Aybars ile çok köklü dostluk kurmuşlar ve bu dostluğu yıllarca sürdürmüşlerdir. Sonucunda Sigfrid Behrend sürekli ülkemizi ziyaret etmiş düzenli konserler vermiştir. Ankara ve İstanbul dışında ayrıca Eskişehir Samsun Bursa İzmir Antalya gibi şehirlerde de konserler vererek gitarın tanınmasında ve yayılmasında çok önemli hizmetler vermiştir. Konser vermenin yanında bazı Türk eserlerinin Almanya’da yayınlanmasında çok yardımcı olmuş bazılarının yayınlanmasını gerçekleşmesinde rol almıştır. Sigfrid Behrend’in Türkiye’ye olan sevgisi o kadar çoğalmıştır ki Türk vatandaşlığına geçmek için teşebbüslerde bulunmuş fakat sonuçta Alman vatandaşı olarak kalmıştır. Ölümüne kadar da ülkemizi ziyaret etmeye devam etmiştir ( 1990 ).

Andrea Paleologos’un o dönemde öğrencisi olup gitar ile ilgili çalışmalarını günümüze kadar sürdüren ülkemizde yaşayan en eski öğrencisi 1940 doğumlu Misak Toros’tur. Bu sanatçı modern gitar tekniklerini öğrenmek amacıyla ülke dışına çıkıp ünlü gitaristlerden ders alan ilklerdendir. Uruguay’lı ünlü gitarist Oscar Caceres ve Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan barok müzik uzmanı David Grimes ile çalışmıştır. Çok güzel gitar çalmasının yanında kompozisyona da yoğunlaşmıştır. Jirar Aslan’dan kompozisyon dersleri alan sanatçı gitar için beste yapan ilk Türk klasik gitaristi olmuştur. Yaptığı modern besteler uzun süre ilgi görmemesine rağmen bu doğru ve gerekli konunun üzerine giden Misak Toros ülkemizdeki gitaristler arasında modern müziğin kabul edilmesinde çok önemli bir görevi üstlenmiştir. Halen İstanbul’da öğrenci yetiştiren gitarist-besteci Misak Toros gitaristlerin işine çok yarayacak önemli bir eksiği kapatacak “Gitaristler için Armoni” kitabı yazmış yayına hazır hale getirmiştir.

Yetmişli yıllarda ülkemize gelip daha sonra halkın yoğun ilgisi ve beğenisinden dolayı sürekli konserler vermek üzere Türkiye’yi ziyaret eden Alirio Diaz ülkemizde gitarın gerekli konuma ulaşması yolunda başlangıç olmuştur. Türkiye gitar yaşamı artık bu müzik tarihinin devi tarafından sahiplenilmişti. Sürekli verdiği konserler yanında Cemal Reşit Rey tarafından yazılıp kendisine ithaf edilen Gitar Konçertosu’nun dünya da ilk seslendirilişini de yapmıştır. 1976 yılında tanıdığı Ahmet Kanneci’yi öğrencisi olarak kabul etmiş ve günümüze kadar ilgisini dersler vererek sürdürmüştür. Birlikte düo gitar konserleri gerçekleştirmiştir. Ülkemizin değişik şehirlerinde de konserler veren sanatçı Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nın düzenli olarak iki yılda bir gerçekleştirmek üzere karar verdiği “Antonio Lauro Gitar Bienali” ‘nin kurucusu ve onursal başkanı olmuştur. Bu nedenle Asya Avrupa ve Amerika kıtalarından davet edilen önemli gitaristler her iki yılda bir Ankara’da bir araya gelmekte Türk gitaristler ve gitar öğrencileri ile çalışmalar yapmaktadırlar. Sevda Cenap And Müzik Vakfı gelen gitaristler için Ankara dışındaki şehirlerde de konserler düzenleyerek gitarın Anadolu’ya yayılması konusunda çok değerli katkılarda bulunmaktadır.

1974 yılında Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nde “Okul Çalgıları” bölümüne eğitimde kullanılmak üzere gitar dersi konulmuştur. İspanya’ya viyolonsel eğitimi için gittiği yıllarda gitar da öğrenen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası viyolonsel sanatçısı Erol Küyel de gitar öğretmeni olarak tayin edilmiştir.

Ülkemizde klasik gitarın gelişiminde en önemli hizmet verenlerden biri de Savaş Çekirge’dir. Savaş Çekirge sosyal kişiliği ile gitaristlerin birbirleriyle ilişkiler kurmasında çok yararlı olmuştur. Çok sağlam olan gitar tekniği bilgisi ve yurt dışı ilişkileri Türk gitaristlerin uluslar arası seviyeyi yakalamaları konusunda Türkiye gitar yaşamına önemli katkılar sağlamıştır. Öğrenci yetiştirmekten ziyade yetişmiş olanları konser platformuna çıkartmak için gerekli bilgi donanım konusunda önemli bir açığı kapatan sanatçı aynı zamanda zengin nota ve kayıt koleksiyonunu Türk gitaristlere sunarak genel gitar kültürü ve aktüalitesindeki çok önemli bir açığı kapatmıştır. Savaş Çekirge sürekli olarak yurt dışı gitar yaşamı ile irtibat kurmuş çok değerli gitaristlerin ülkemize gelmesine ön ayak olmuştur. Hocası Andrea Paleologos gibi birçok düzenleme yapan Savaş Çekirge’nin çalışmaları sadece Türk gitaristler tarafından değil diğer ülke gitaristleri tarafından da büyük ilgi görmüştür. Engin bilgisi ve tecrübesi Savaş Çekirge’nin yurt dışında klasik gitar yarışmalarına jüri üyesi olarak davetler almasına neden olmuştur ve bu nedenle Almanya Polonya Arjantin Fransa’ya gitmiştir. Güney Amerika müziğinin antolojisi gibi yorumlanabilecek Jorge Cardoso’nun “Los Mita-İ” isimli eserinin dünyadaki ilk edisyonunu gerçekleştirmiştir. Zamansız ve ani vefatı yayınlanmak üzere olan bir çok çalışmasının gecikmesine neden olmuştur.

Ankara’lı gitarist İhsan Turnagöl 1970’li yıllarda Avrupa’ya giderek Konrad Ragossnig’in öğrencisi olmuş ve ilk profesyonel gitarist olmak için yola çıkmıştır. Halen Almanya’da yaşayan İhsan Turnagöl’ün Almanya’da yaptığı uzun çalar kaydı bir Türk gitarist tarafından kaydedilen ilk audio kayıttır.

1976 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğrenciler tarafından Klasik Gitar Topluluğu kurulmuştur. Bu topluluk sayıları 350’yi geçen üyesiyle belki de bir ilki gerçekleştirmiştir. Sürekli derslerin verildiği konserlerin düzenlendiği topluluk etkinlikleri kısa sürede sonuç vermiş ve daha sonra ülke gitar yaşamında adı çokça geçecek genç gitaristler buradan çıkmıştır. Aralarında ülkemizdeki ilk gitar yarışmasının birincisi Cem Duruöz ikincisi Zafer Özgen beşincisi Fatih Yazıcı; daha sonra ki yarışmada birinci olan Orhan Anafarta; Fransa’da uluslar arası yarışmada ayrı yıllarda birincilik ödülleri alan Suat İdil ve Emre Sabuncuoğlu; yine 1996 yılındaki ulusal yarışmada birinci olan Emre Sabuncuoğlu; 1998 yılındaki ulusal yarışmada üçüncü olan Gutay Yıldıran gibi gitaristler hep bu topluluk üyeleri arasından çıkmıştır.

1977 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda gitar sanat dalı açılmıştır. Profesyonel gitarist yetiştirmek amacıyla Türkiye gitar tarihinde bir konservatuarda ilk kez bir gitar sanat dalı açılmıştır. Burada gitar dersleri vermek üzere İtalyan gitarist Carlo Domeniconi tayin edilmiştir. Carlo Domeniconi iki yıl ders verdikten sonra tekrar yurt dışına dönmüş ve yerine günümüzde halen bu kurumda ders vermeye devam eden Ertan Birol atanmıştır. Mimar Sinan üniversitesi Devlet Konservatuarı ilk mezununu 1984 yılında vermiştir. İlk mezun olan gitarist-besteci Erdem Sökmen mezuniyetini takip eden yıl 1985 yılında ilk kez İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Gitar Sanat Dalı’nı açmıştır. Böylelikle halen bu konservatuardaki görevini sürdüren sanatçı ülkemizde gitar eğitimi görüp profesyonel olan yetişen ilk gitaristtir.

Araştırmacı ön ayak olduğu ODTÜ Klasik Gitar Topluluğu’ndan başka;1984 yılında ODTÜ’de sonradan adı “Müzik Ve Güzel Sanatlar Bölümü” olan gitar çalışmalarını; 1985 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Gitar Sanat Dalı; 1986 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Gitar Sanat Dalı; 1990 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Gitar Sanat Dalı’nın kurulmasını gerçekleştirmiş ve adı geçen kurumların gitar sanat dalında öğretmenlik görevi yapan ilk gitar öğretmeni olmuştur. Bu kurumlar halen eğitime devam etmektedir. Alirio Diaz Jose Tomas Julian Byzantine’den dersler almış olan araştırmacı üç kıtada 20’yi aşkın ülkede yüzlerce konser vermiş; İsapanya Fransa A.B.D. Meksika Arjantin’de master sınıflarında ders vermiştir. Araştırmacı genç kuşak bestecilerimiz ile ilişki kurup Turgay Erdener İstemihan Taviloğlu Ertuğrul Bayraktar Ertuğ Korkmaz Fazıl Say gibi ülkemizin önemli bestecilerinin klasik gitar için beste yapmalarını sağlamıştır.

1985 yılında gitarist-besteci Bekir Küçükay Ankara’da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü’nde ilk kez ana çalgı olarak gitar sınıfını kurmuştur. Öğrenci yetiştirmenin yanında yoğun konser ve kayıt etkinlikleri gerçekleştiren sanatçı beste yapmayla çok meşgul olmuş ve Türk gitar repertuarına bir çok gitar eseri kazandırmıştır. 1987 yılında ünlü Brezilya’lı besteci Heitor Villa-Lobos’un 100. doğum yılı nedeniyle bestecinin eserlerinden oluşan bir konser vermiş ve tümü yine aynı bestecinin eserlerini içeren bir audio kaset kaydı gerçekleştirmiştir. Bunun neticesinde Brezilya Hükümeti Bekir Küçükay’ı madalya ile ödüllendirmiştir. 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na tayin olan Bekir Küçükay halen bu kurumda görev yapmaktadır.

1995 yılı ilkbaharında Türkiye gitar yaşamı için bir başka çok önemli gelişme olmuştur. Sevda-Cenap And Müzik Vakfı başkanı Sayın Mehmet Başman’ın daveti üzerine Venezuela’nın Ankara Büyükelçisi Ramon Delgado ünlü Venezuela’lı gitarist ve araştırmacı bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıdan çıkan karar neticesinde aynı gruba Savaş Çekirge de eklenerek T. C. Dışişleri Bakanlığı ve T. C. Kültür Bakanlığı temsilcileri ile Dışişleri Bakanlığı Kültür İşleri Genel Müdürlüğünde bir başka resmi toplantı daha yapılmıştır. Bu toplantı sonucunda: 1996 yılından başlayarak her iki yılda bir olmak üzere 29 Ekim tarihinin hemen öncesi olan “Cumhuriyet Haftası” içerisinde gitar bienali yapılmasına karar verilmiştir. Bienale Venezuela’lı ünlü gitarist-besteci Antonio Lauro’nun ismi verilmiştir ve bienaller süresince Türk gitar öğrencilerine uluslar arası gitaristlerin master dersleri ve konserler vermesi 30 yaş ve altındaki gitaristler arasında ödüllü ulusal gitar yarışması düzenlenmesi hedeflenmiştir. 1996 Ekim ayında yapılan ilk bienalden başlayarak hedeflere kısa sürede ulaşılmanın yanında hedefler her bienalde geliştirilmiş ve üçüncüsünün yapıldığı 2000 yılında çok olumlu seviyeye ulaşmıştır. 2000 yılında son gelinen duruma göre: üç ayrı kıtadan gelen 14 gitarist (Venezuela İspanya Almanya İtalya Bulgaristan Gürcistan Azerbaycan Japonya ) ve İspanya’dan gelen üç değişik belediye temsilcisi ile uluslar arası boyut genişletilmiştir. Bunun yanında gelen gitaristler için yurt içinde ( Van Eskişehir Samsun İstanbul Kırıkkale Niğde Nevşehir ) konserler düzenlenmiş ve yurdumuzun diğer yörelerinde de gitara meraklı insanlara hizmet vermek amaçlanmıştır. Yarışmanın birincisi Soner Uluocak için tıpkı daha önceki yarışmanın birincisi Emre Sabuncuoğlu’na yapıldığı gibi yurt içinde konserler düzenlenmiş ve ayrıca konserler vermek üzere Venezuela ve İspanya’ya seyahat imkanı sağlanmıştır. Bu bienal fikrinin belki de en önemli kısmı 2000 yılı içerisinde alınan karar olmuştur. Bu karara göre 2001 yılından başlayarak her iki yılda bir Venezuela ayağı gerçekleştirilecektir. Venezuela’da ki bienale Türk gitarist Savaş Çekirge’nin ismi verilmiştir. Dahası Venezuela’da yapılacak “Savaş Çekirge Gitar Festivali” nde ki uluslar arası gitar yarışmasında yarışmacılar her yıl mecburi bir Türk eseri icra edeceklerdir. Böylece hem Türk gitaristlerin Venezuela’lı hem de Venezuela’lı gitaristlerin Türk bestecilerini tanımasına ortam ve olanak sağlanmıştır. Bu örnek davranış yurt dışındaki gitaristlerin çok ilgisini çekmiş ve 2002 yılında yapılacak bienale katılma isteğinde olan diğer ülke gitaristlerinin sayısında belirgin bir artış olmuştur. Japonya Almanya İngiltere ve Fransa’da yayınlanan gitar dergileri ülkemizde gerçekleştirilen bu bienal hakkında çok olumlu yazılar yayımlamıştır.

Özet olarak önemli görülen kısımları ele alınmış olan Türkiye gitar tarihi detaylı bir şekilde araştırıldığı takdirde ileriye yönelik çok değerli bilgilere ulaşılacağı izlenimi vermektedir.

Yukarıda bahsedilenler dışında bahsetme imkanı bulunamamış olan ve ülkemiz gitar yaşamına hareket getiren böylece önemli hizmetler veren bir çok gitarist gitar öğretmeni gitar yapımcısı ya da gitar için müzik yazan besteci vardır. Bunlardan ilk akla gelenler Cem Duruöz Emre Sabuncuoğlu Soner Uluocak gibi genç gitaristler; Mutlu Torun Mesut Özgen Gutay Yıldıran Yıldız Elmas gibi gitar öğretmenleri; perdesiz gitar fikrini oluşturup dünya gitar yaşamına kazandıran Erkan Oğur; ciddi enstrümanlar yapan Ekrem Özkarpat gibi gitar yapımcıları; Yüksel Koptagel Sarper Özsan Nejat Başeğmezler Nazmi Bosna Yakup Kıvrak gibi bestecilerdir."

Ahmet Kanneci Yüksek Lisans ¤¤¤i"GİTAR İÇİN BESTE YAPMIŞ TÜRK BESTECİLERİNİN EĞİTİMİ VE YAPITLARININ ULUSLAR ARASI GİTAR REPERTUARINDAKİ YERİ" Gazi üniversitesi Ankara 2001 Syf:18-27

İNTERNET VE YAŞAM BOYU MÜZİK EĞİTİMİ


Paylaş

Doç. Dr. Belir Tecimer*

MÜZED, Kış 2006,
Sayı 15, Sayfa 8-9.

Yirmibirinci yüzyıla damgasını vuran ve öğrenmenin hiç bir zaman çok geç
olmadığına dayalı olan “yaşam boyu eğitim” modelinin, yakın bir gelecekte uzaktan eğitim
konusunda dünyada büyük bir patlamaya yol açması beklenmektedir. Yaşam boyu öğrenmeyi
gerçek kılan ise teknolojinin ta kendisidir.

Teknolojik gelişmeler bu yeni eğitim yönelimleri konusunda toplumsal yaşamın her
alanında değişime neden olmakta ve özellikle eğitim kurumlarının yapı ve işlevlerini de
etkilemektedir. Günümüzde, teknoloji okul öncesi sınıflarından, üniversite ders programlarına
kadar girmiştir. Pek çok kişinin günlük yaşamında bilgisayar ve diğer elektronik araçları
kullanması, elektronik ürünlerin giderek daha karmaşık, daha küçük, kolay taşınabilir ve daha
çok ucuzlamasına neden olmuş ve sonuç olarak kullanımı giderek dahada yaygınlaşmıştır.

Teknoloji, öğrenmeyi kişiye özel ve kişisel bir tecrübe haline getirerek, bireyi en üst
düzeyde motive etmektedir. Bireyler istedikleri şeyi, istedikleri zaman, yaşamlarının her
aşamasında öğrenebilirler. Özellikle geleneksel eğitim modelleri ile zorluk çeken yetişkinler
ve çocuklar için teknoloji ile öğrenme, başarının başkaları tarafından yargılanmasını önler ve
kişinin istediği hızda öğrenmesine olanak tanır.

İnanılmaz ölçüde elektronik aracın yaratılması şüphesiz okullardaki müzik eğitimi ve
öğretimini de doğrudan etkilemektedir. Artık dünyanın pek çok ülkesinde, diğer eğitim
alanlarında olduğu gibi müzik eğitiminin her düzeyinde dersler teknoloji desteği ile
yürütülmektedir. Müzik teknolojisindeki son gelişmeler hem öğretmene, hem de müzik
öğrencisine müzik kuramları, müzik tarihi, müzik literatürü, müzik eğitimi ve performans gibi
temel müzik alanlarında yeni olanaklar sunmaktadır. Müzik eğitimcileri hem kendi, hem de
öğrencilerinin bilgi ve becerilerini geliştirmek, performanslarını artırmak, çalgı çalabilme
veya söyleyebilme yeteneklerini geliştirmek, yaratıcılıklarını ve motivasyonlarını artırmak
için internet, televizyon, video, video kamera, DVD, CD, CD-ROM, elektronik piyanolar,
bilgisayar, bilgisayar yazılım programları (software), MIDI vb. teknolojileri müzik sınıflarına
taşımaktadırlar.

Teknolojinin müzik eğitiminde kullanılmasının amacı öğretmen ile öğrenci arasındaki
iletişimi kaldırmak veya klasik eğitim sistemini yıkmak değil, sunmuş olduğu avantajları
destekleyici kaynak olarak kullanmaktır. Geleneksel müzik eğitimi, teknolojinin kullanımı ile
artık daha etkili ve çok boyutlu hale gelmiş, yeni teknolojiler müzik öğrenme ortamını
“teknolojik öğrenme merkezi”ne dönüştürmüştür.

İnternet günümüzde artık insan hayatının vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Genellikle
e-mail yollamak veya almak, her hangi bir konuda araştırma yapmak, bir şey satın almak
insanların günlük alışkanlıkları arasına girmiştir. İnternette özellikle herhangi bir konuda
dünyanın dört bir tarafından sunulan bilgi ise inanılmaz bir düzeydedir.

*
GÜFEF, Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Öğr.Üyesi

İnternetin getirdiği imkanlar ile artık dünyanın pek çok yerinde bazı üniversiteler
internet aracılığı ile “uzaktan müzik eğitimi” vermektedir. Bu dersler, daha çok öğretmenin
sınıfta öğrencileri ile yüz yüze yaptığı dersleri destekleyici olarak kullanılmaktadır. İnternet
ile müzik alanında uzaktan eğitim, öğrencilerin yanı sıra meslek hayatına atılmış
müzisyenlerin ve müzik eğitimcilerinin ve hatta müzikseverlerin yaşam boyu eğitimlerine de
katkı sağlamaktadır. Web-tabanlı eğitim materyalleri, CD-ROM, yazılım programları, e-mail
ve tartışma alanları ile sanal ortamda öğrenciler için verilen derslerin yönetimi oldukça
kolaydır. Eğitim sistemine web adresinden giriş yapılarak, derslere kayıt yaptırmak yeterli
olmaktadır. Ders öğretmeni, sanal ortamda öğrenme yöntemlerini, ders içeriklerini,
tartışmaları, değerlendirmeleri, ödevleri vb. tanımlayabilmektedir. Sanal sınıf araçları ile canlı
ve eş-zamanlı iletişim sağlanabilmektedir. Örneğin, metin tabanlı sohbet ortamı
oluşturulabilmekte ve web kameraları ile görüntülü iletişim kurulabilmektedir. Öğrenciler
ders esnasında soru sorabilmekte ve öğretmen bu soruları eş zamanlı olarak
cevaplayabilmektedir. Öğretmen, değerlendirme testleri, soru bankaları ve alıştırma sınavları
hazırlamakta ve bunlar otomatik olarak değerlendirilebilmektedir. Hatta, öğrencilerin ders
içerikleriyle ne kadar etkileşebildiklerini ve derse devam edip, etmediklerini de izlemek
mümkündür.

Mevcut internet ile yetinmeyen dünyanın çeşitli ülkelerinden 200’den fazla üniversite,
endüstri ve hükümetler “İnternet2” olarak adlandırılan yeni bir proje üzerinde çalışmaktadır.
İnternet2 projesinin amacı, bugün kullanılan internetten daha ileri düzeyde bir haberleşme ağı
ve teknolojisi oluşturmaktır. Kurulacak daha hızlı, daha güçlü bir iletişim ağı ile CD
kalitesinde ses ve görüntü elde etmeye çalışılmaktadır. Bu proje ile katılımcı üniversiteler
arasında hali hazırda deneme çalışmaları yapılmaya başlanmış ve İnternet2 eğitim amaçlı
olarak bazı üniversitelerin dersliklerine girmiş bulunmaktadır.

İnternet2’nin sunduğu daha mükemmel haberleşme ağı müzik eğitimi alanında yeni bir
kapı açmaktadır. Artık video-konferans teknolojisi ile bir müzik eğitimcisi, uzaktaki öğrencisi
ile örneğin keman dersi yapabilmektedir. Hatta, öğretmen dünyanın diğer ucundaki ünlü bir
müzisyeni dersine davet edebilmekte, birbirlerini daha iyi duyarak, daha iyi görerek estetik
değerlendirmeler yapabilmektedirler. Böyle bir tecrübe öğrenciler için hiç şüphesiz inanılmaz
bir öğrenme ve motivasyon kaynağı olmaktadır.

Eğitim kurumlarının vermiş olduğu uzaktan eğitime ek olarak internet, müzik ve
eğitimi konusunda pek çok sitede müzik bilgileri içermekte ve müzik eserlerinin
dinlenebilmesi için oldukça geniş bir kaynak oluşturmaktadır. Müzik eğitimcileri internetin
sunduğu bu bilgileri ders içerisinde kullanabileceği gibi, öğrencilerinden ders dışında
alıştırmalar yapmasını da isteyebilecektir. İnternet ortamında sunulan yazılım programları hiç
kuşkusuz hem öğrencilere, hem de öğretmenlere inanılmaz kapılar açmaktadır.

Nota web sayfaları her çeşit müziği dinlemek, kopyalamak veya üzerinde çalışmak için
önemli bir kaynak oluşturmaktadır. İnternette sunulan bir müzik eserini dinleyebilmek,
notasını görebilmek ve bir kopyasını alabilmek için ayrı bilgisayar yazılım programlarına
ihtiyaç vardır. Sibelius’un Scorch, Adobe Reader (5.0 veya üstü) ve Quicktime internetteki
notaları kopyalayabilmek için yine internette sunulan yazılım programlarıdır. İnternetten
ücretsiz olarak eserlerin ses kayıt ve notasının kopyalanmasına izin veren web sayfalarından
bazıları şunlardır:

• Sibelius Music
(www.sibeliusmusic.com),
• Sheet Music Online
(Yaprak nota) (www.sheetmusic1.com),

www.muzikegitimcileri.net

• The Sheet Music Archive
(Müzik arşivi) (www.sheetmusicarchive.net),
• Music Scores (Notalar)
(www.music-scores.com),
• Easy Sheet Music
(Kolay yaprak notalar) (www.easysheetmusic.com),
• All Piano Sheet Music
(Piyano yaprak notaları) (www.allpianosheetmusic.com),
• 247 Sheet Music
(247 yaprak nota) (www.247sheetmusic.com/downloads),
• Yamaha
(www.yamahamusicsoft.com) ve
• The Mutopia Project
(www.mutopiaproject.org).

Müzik tarihi, bestecilerin hayat hikayeleri ve müzik terminolojisi web sayfalarından hem
ders esnasında, hem de ders dışında yararlanmak mümkündür. Bu sayfalardan bazıları:

• Virginia Tech Multimedia Music Dictionary
(Müzik sözlüğü)
(www.music.vt.edu/musicdictionary/),
• Essentials of Music
(Müziğin temelleri) (www.essentialsofmusic.com),
• Worldwide Internet Music Resources: Composers
(Besteciler)
(http://www.music.indiana.edu/music_resources/composer.html),
• Music History 102: A Guide to Western Composers and Their Music from the Middle
Ages to the Present
(Müzik tarihi) (www.ipl.org/exhibit/mushist/),
• The Classical Music Navigator
(Klasik müzik kılavuzu)
(www.wku.edu/~smithch/music/ index2.htm),
• Learning Zone from Naxos
(Öğrenme merkezi)
(www.naxos.com/newdesign/fcomposers.files/bcomposers.asp) ve
• Dr. Estrella’s Incredible Abridged Dictionary of Composers
(Besteciler sözlüğü)
(www.stevenestrella.com/composers) belirtilen konularda hazırlanmış web
sayfalarından sadece bazılarıdır.
Müzik teorisi sitelerinin sunmuş olduğu ritm, nota okuma, teori, deşifre yapma, diziler vb.
konularda alıştırmalar farklı düzeydeki öğrenciler için hazırlanmıştır. Bu sayfalardan bazıları,

• PracticeSpot: Ideas and Resources for Great Music Lessons
(Alıştırmalar)
(www.practice spot.com),
• Ricci Adams’ Music Theory
(Müzik teori) (www.musictheory.net),
• Theory on the Web: An On-line, Hypertext for Music Theory
(Müzik teori)
(www.smu.edu/totw/) ve
• Introduction to Music Theory and Aural Skills
(Müzik teori ve kulak eğitimi)
(www.murraystate.edu/qacd/cfac/music/mus109entry.htm) dir.

Müzisyenler ve müzik eğitimcileri, interneti bilgi edinme ve haberleşme amaçlarının yanı
sıra kendi fikirlerini diğer insanlarla paylaşabilmek için kişisel siteler hazırlamak yoluyla
kullanmaktadırlar. Bu sitelerde genellikle kişisel bilgilere, müzik, müzik eğitimi, öğretim
yöntemleri, müzik öğretim araçları vb. sayfalara yer verilmektedir. Kişiler, bu siteler ve e-
mail aracılığı ile diğer müzisyenler ile çabuk ve kolay bir haberleşme ağı kurabilmektedirler.
Bu kişilerin web sayfalarına on-line araştırmalar yapılarak ulaşılabilmektedir.

Kişisel web sayfalarının yanı sıra, genel anlamda, daha kapsamlı ve Türkçe hazırlanmış
müzik siteleri de vardır. Bu sitelerden en büyüğü Beethoven’e adanmış olan “Beethoven
Klasik Müzik Sitesi” (http://www.beethovenlives.net) dir. Bu sitede Beethoven’in hayatı ve
eserlerinin yanı sıra çalgılar, müzik sözlüğü, müzikle ilgili yazılar ve makaleler, nota arşivi,
nota öğretimi, MP3 ve pek çok link mevcuttur.


“Müzik Eğitimcileri Sitesi” (http://www.muzikegitimcileri.net) ise müzik eğitimi
alanında ulusal veri bankası olarak tasarlanmış bir başka sitedir. Bu sitede yine pek çok
bilimsel araştırmalar, yayınlar, Türkiye’deki müzik okulları, indirilebilecek müzik eserleri,
müzikle ilgili duyurular, linkler, serbest kürsü vb. pek çok sayfa mevcuttur. Ancak
unutulmaması gereken bir şey var ki, internette sunulan web sayfaları hergün değişebilmekte
ve arama yapıldığı zaman bazıları aktif olmayabilmektedir.

Sonuç olarak, geleneksel eğitim ortamındaki öğretmen ve öğrenci etkileşiminin yerini hiç
bir şey alamayacaktır. Ancak, teknolojinin sunduğu kaynaklar müzik öğretimine farklı bir
yaklaşım getirmektedir. Herkes müzik teknolojisini kullanmayı seçmeyebilir, ancak
teknolojinin eğitime olan olumlu etkilerini gözardı etmek bir hata olacaktır. Çünkü, teknoloji
müzik eğitimine kaliteli ve etkili bir eğitim için inanılmaz olanaklar sunmaktadır. Türkiye’de
müzik eğitimi veren üniversitelerin uzaktan eğitim imkanları yaratması, öğrencilerin yanı sıra
müzisyenlerin ve müzik eğitimcilerinin mezuniyet sonrası eğitimleri için de oldukça önem
taşımaktadır. Ayrıca, yeni müzik siteleri ve Türkçe yazılım programları hazırlanmalı ve on-
line forumlar oluşturularak müzik eğitimi konusunda bilgi değişimi sağlanmalıdır.


KAYNAKLAR

Avrupa Birliği Ülkelerinde Yükseköğretim. http://www.yok.edu.tr/egitim/avrupa.doc (08/12/2005).
Edwards, Carol (May 1993). Life-Long Learning. Communications of the Association of Computing
Machinery, 36 (5), 76.

Internet2. (1996-2005). http://www.internet2.edu (15 Eylül, 2006)

The Music Technology Guide (2002-2003). Akron, Ohio: Lentine’s Music Inc.
Related Posts with Thumbnails