müzik haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Müziğe kelepçe; Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası




Piyanist ve besteci Fazıl Say, ”halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı” iddiasıyla yargılandığı davada 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.  İstanbul 19′uncu Sulh Ceza Mahkemesi, 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla cezayı erteledi. Say, karar sonrası yaptığı açıklamada, “Mahkeme sonucu çıkan karar için yurdum adına çok üzgünüm. İfade özgürlüğü açısından hayal kırıklığına uğradım. Hiçbir suçum olmamasına rağmen ceza almış bulunmam şahsımdan çok, Türkiye’deki ifade ve inanç özgürlüğü adına kaygı vericidir” diye konuştu.
Ömer Hayyam’a ait olduğunu söylediği bazı dizeleri Twitter’da paylaşması nedeniyle, 3 kişinin şikayetçi olduğu Say hakkında 1.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
Say söz konusu tweetlerinin bazılarında şunları yazmıştı:
“Muezzin 22 saniyede okudu akşam ezanını yahu. Prestissimmo con fuco!!! Ne acelen var? Sevgili? Rakı masası?” Ben ateistim  diğer yarısını bilmem  ) Ateistim ve bunu bu kadar rahat söyleyebildiğim için gururluyum.”
Geçtiğimiz Kasım ayında katıldığı bir programda Fazıl Say, kendisine dava açanların 3-5 it kopuk olduğunu belirtmişti. Say’ın yargılanmasını eleştiren Dünya Yazarlar Birliği Türkiye Merkezi’ne de (PEN) ifade özgürlüğüne kısıtlama getiren TCK’nın 301′inci maddesinden soruşturma açılmıştı.

GIYA KANCHELI En büyük trajedi müzik yazmaktır




Giya Kancheli, son 10 yılda Avrupa ve Amerika’da adından en çok bahsedilen çağdaş bestecilerden biri. Yedi senfonisi, requem ve operalarıyla tanınan Gürcü sanatçının Türkiye’yle ilişkisi 1991’de talihsiz bir olayla başladı, bu şekilde devam etti. İlk gelişinde Düzce’de korkunç bir trafik kazası geçirip bir hafta Taksim İlkyardım Hastanesi’nde yatmış, İstanbul’dan ambulans uçakla ayrılmıştı. 2012 İstanbul Müzik Festivali’nin açılışında genç çellist Benyamin Sönmez’in kemancı Gidon Kremer’le seslendireceği bir eser yazıyordu. Fakat Sönmez 28 yaşında, kalp krizinden hayata veda etti. Kancheli, Sönmez’e ithaf ettiği “Lingering”in dünya prömiyerine katılmak ve Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü almak üzere 2012 Haziranı’nda İstanbul’a geldi.

 1991 yılı Gürcistan için dönüm noktasıydı. Referandumda halk Sovyet yönetimine karşı bağımsızlığı seçmiş, ayrılıkçı lider Zveid Gamsahurda cumhurbaşkanlığına atanmış, eski rejimin temsilcileri başkaldırmıştı. Ülke hızla kaosa sürükleniyordu...
Kancheli 56 yaşında, şöhreti Amerika’ya kadar ulaşmış bir besteciydi. Rustaveli Tiyatrosu’nun sanat yönetmenliğini yürütüyor, konservatuvarda kompozisyon dersleri veriyordu. Dördüncü senfonisinin dünya prömiyeri 1978’de Philadelphia Orkestrası’nca yapılmıştı. Dünyanın önde gelen kurumlarından beste siparişi alıyordu. Sovyetler’de de takdir görmüştü. 1974’te “Michelangelo’nun Anısına” başlıklı dördüncü senfonisi, 1989’da faşizmin kurbanları anısına yazdığı “Rüzgarın Yası” başlıklı senfonik eseri ödüllendirilmişti. Ve bu kritik süreçte, dünyaya gittikçe kapanan Gürcistan’da sıkışıp kalmıştı.
Berlin'e gidiyordu

O günlerde Alman Akademik Değişim Programı’ndan (DAAD) bir yıllık davet aldı. Bu, Gürcistan’dan çıkıp özgür çalışma ortamına kavuşmasını, gerçek anlamda dünyaya açılmasını sağlayacak bir fırsattı. Önemli eşyalarını otomobiline yükleyip, 26 Mayıs’ta Tiflis’ten Berlin’e gitmek üzere oğlu Sandro’yla yola çıktı. Türkiye sınırını sorunsuz geçtiler. Ertesi gün Düzce’ye vardılar...
Telefonda o günü anlatan Sandro Kanchelli, tüm detayları net bir şekilde hatırlıyor...
“Rustaveli Tiyatrosu, 29 Mayıs-2 Haziran arasında İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahneye çıkacaktı. Yolculuğu bilinçli olarak bu tarihe denk getirmiştik. Almanya’da uzun süre kalacağımız için babam otomobille gitmemizi uygun görmüştü. İstanbul’a uğrayıp ekibe eşlik edecek, sonra yolumuza devam edecektik. Hava yağmurluydu. Otomobili babam kullanıyordu. Sert bir virajın ardından karşımıza geçit çıktı. Babam direksiyon hakimiyetini kaybetti. Savrulup takla atarak yoldan çıktık. Gözümüzü Düzce Devlet Hastanesi’nde açtık.”
Giya Kancheli’nin durumu ağırdı. Sandro ise hafif yaralarla kurtulmuştu. Bestecinin tedavisi için gereken uzman, ekipman yoktu hastanede.
“Festivali düzenleyen İKSV yetkilileri hemen devreye girdi. Babam Taksim Devlet Hastanesi’ne nakledildi. Bacağı kırılmıştı, kritik birkaç noktada sorun vardı. Bir hafta hastanede yattıktan sonra Berlin’e nakledildi. İKSV’nin girişimi olmasaydı Düzce’de kaderimizle başbaşa kalacaktık. Bu açıdan şükran borçluyuz. İlk İstanbul ziyaretinden babamın aklında kalan tek ayrıntı ambulanstan gördüğü gökyüzü ve hastane penceresi izlenimleri...”
ECM’le şansı açıldı

Berlin, Kancheli için gerçekten dönüm noktası oldu. Ailesiyle Almanya’ya yerleşti. Cazdan klasiğe çağdaş müzik alanında uzmanlaşan prestijli Alman plak firması ECM’le anlaşma yaptı. Eserleri Gidon Kremer, MistislavRostropoviç, Kim Kashkasian, Kronos Quartet gibi ünlü yorumculardan dünyaya ulaştı. Birbiri ardına yayımlanan sekiz albümden sonra Kancheli’nin ismi Arvo Part, Krzysztof Penderecki, John Tavener, Henryk Gorecki, Alfred Schnittke gibi bestecilerle anılmaya başladı.
Kancheli’ye göre bestecilik her şeyden önce “tanrı vergisi” bir yetenek. Eserlerindeki alametifarikası dini temalar, hüzün, ağır tempolar, kimi zaman aniden kesilen uzun cümleler, müziği tamamlayan sessizlikler. Buna karşın “müzik öncelikle dinleyiciyi şaşırtmalı, hayrete düşürmelidir” diyor. Senfoni yazmayı yıllar önce bıraksa da senfonik eser bestelemeyi sürdürüyor. 1995’ten bu yana Belçika’nın Antwerp kentinde yaşıyor. Sadece Rusça ve Gürcüce bildiği için oğlu ve kızının tercümanlığıyla dünyayla bağlantı kuruyor. Bu nedenle basına nadiren röportaj veriyor, bunlarda da çoğu zaman karamizah ön plana çıkıyor. 15 yıldır Flaman Kraliyet Filarmoni Orkestrası’nın kadrolu bestecisi. Hayatını bir mucizeler zinciri olarak değerlendirse de, bugün geldiği noktanın sevincini yaşamak yerine insan olmanın acısıyla yetiniyor... “Beste yaparken eğlenenlere çok imreniyorum, benim için müzik yazmak en büyük trajedi” diyor...
10 Ağustos’ta 77’inci yaşını karşılamaya hazırlanan Kancheli bir doktorun oğlu. Babası İkinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde cepheye gittiğinde o altı yaşındaymış. Döndüğünde ise 12. Bu sürede annesi, çocuklarıyla büyük bir yoksulluk yaşamış. Bestecinin yegane çocukluk anısı yuvada kız ve erkeklerin ortak kullandığı tuvaletler, binanın eski tahta merdivenleri. Birkaç yıl önce yazdığı “Değerler Sistemi” adlı uzun makalesinde, 17 yaşına kadar yurtsever, ateist olarak yetiştirildiğini, Stalin’in ölümüyle birlikte yaşanan değişim sürecinde kişisel değerler sistemi açısından “tektatonik kayma” ve “iç patlamalar” yaşadığını anlatıyor.
Caz sever jeolog

Müzikle tanışmasını komşunun sanatsever hanımına borçlu. “Bütün gün mahallede futbol oynayan çocukları bir gün etrafına topladı. Ailemize, bizi operaya götüreceğini söyledi. Bunun karşılığında tek koşulu ailemizin bizlere Puşkin’in romanını okutmaları, konusunu ona anlatmamızı sağlamalarıydı. Eugene Onegin operasını izledik hep birlikte. Dönüş yolunda bu hanım troleybüsün altında kaldı. Hep birlikte hastaneye koştuk. Bu travmayla uzun yıllar operaya gitmedim.”
Evdeki radyoda çalan Beethoven, Bach, Mozart’a çocukluğunda itibar etmedi. Bunun yerine Amerikan savaş haberleri filmlerindeki müziğe aşık oldu. Önce Glenn Miller Orkestrası’na, ardından Duke Ellington, Ella Fitzgerald, Stan Kenton, Erroll Gardner ve Oscar Peterson’a... Okulda Bach, Rahmaninov çalmaya çalışırken bile aklında cazcılar vardı.
Konservatuvar sınavlarında başarılı olamayınca kendisini Tiflis Üniversitesi Jeoloji Fakültesi’nde buldu. Fakat konservatuvara girip, klasik müzik eğitiminden sonra cazcı olmaya kararlıydı. Özel armoni, müzik kuramı dersleri aldı. Sınavları kazandı. Büyük çabayla girdiği Tiflis Konservatuvarı onun için kısa sürede hayal kırıklığına dönüşecekti. Öğretmenlerinden çoğu St Petersburg Konservatuvarı’nda Richard Strauss, Debussy, Stravinsky, Mahler, Berg, Schönberg’in müziğiyle tanışmıştı. Fakat Stalin döneminin baskısıyla, bunları öğrencilerine aktarmaktan çekiniyorlardı.
Stalin’in ölümünden sonra çağdaş müzikle tanışması bu nedenle sarsıcı bir etki yarattı Kancheli’nin üstünde. 1959’da Moskova’ya gelen New York Filarmoni’nin yorumuyla Stravinski, Ravel, Şostakoviç ve Ives’la tanışması ikinci büyük depremdi. Bach’ın “Büyük Ayin Müziği”ni ilk kez keşfettiğinde 25 yaşındaydı. Ardından Fransız Altılıları, Bartok, Hindemith geldi.
Kancheli’nin 1961’de Orkestra Konçertosu’yla başlayan büyük senfonik eserler yazma süreci 1999’a kadar sürdü. Daha sonra oda müziği eserlerine yöneldi. Gürcistan’da Tiflis Rustaveli Tiyatrosu’nun sanat danışmanlığıyla hayatını kazanıyordu. Yurt dışına yerleştiğinde, eserlerinin telifiyle yaşayacak hale geldi.        
Benyamin Sönmez'i mektuplarıyla tanıdı

Kancheli’yle yolu kesişen yegane Türk müzikçi Benyamin Sönmez ’di. Genç çellist ona çok sayıda mektup yazmış, dostları kanalıyla haber göndermiş, çello için eser bestelemesini istemişti. İki müzikçi ne yazık ki hiç yüz yüze gelemedi.
Sönmez, geçen sonbaharda Anne Sophie Mutter’le Avrupa’da konser vermeye başladığında Kancheli onun Gidon Kremer’le birlikte seslendireceği ikili konçerto formunda bir eser yazıyordu. Eseri İstanbul Müzik Festivali sipariş vermişti. 2012 teması “Umut ve Kahramanlar” bu esere de yansıyacaktı. Fakat Sönmez, kariyerinin en kritik dönemecinde askerlik sorununu çözememenin getirdiği stresle 1 Aralık’ta kalp krizi geçirip öldü... Kancheli de Sönmez’e ithaf edeceği bir senfonik eser yazmaya başladı.
Kancheli son eserini yaklaşık 2 yıl önce yazmıştı. Oda orkestrası eşlikli keman ve viyola için yazdığı esere “Chiero-Scro” yani ışık ve gölge adını koymuştu. İstanbul’a ise 1,5 yılda tamamladığı daha geniş kapsamlı yeni senfonik eseriyle geliyor. 25 dakikalık esere “Lingering” adını vermiş Kancheli. “Babamın verdiği bilgiler, seçtiği anahtar sözcükler doğrultusunda eseri İngilizce isimlendirdik” diyor oğlu Sandro. Duraksama süresi, uzamak, geçmeyen, kalıcı, yavaş, ayrılmayan gibi pek çok karşılığı var bu sözcüğün Türkçede. Giya Kancheli’nin eserle ilgili bilgi talebimize gönderdiği üç cümlelik nota bakılırsa, en doğru çeviri “Ayak Direyen Umut” olabilir...
“Yarım yüzyıl öncesinde lingering deyimi aklımdan bile geçmezdi. Fakat benim yaşıma gelenlerin düşünceleri, hayatları ve daha iyi bir yaşam geleceği çevresinde dönüp duruyor. İnsanlığın yüz yüze kaldığı tüm küresel sorunlara karşın, içimde mutlu bir geleceğe dair ayak direyen umudun meşalesi yanıyor...”
(Serhan Yedig / 10 Haziran 2012 / Hürriyet)

ETNİSİTE DEĞİL BİREYSEL KİMLİK ÖNEMLİ
Sanatta kişiselliğin ulusal karakteristikler den daha önemli olduğuna inandım hep. Gençlik yıllarımdaki eserlerimde Gürcü temaları üzerinde durmadım. Eleştirmenler bunu eksiklik olarak değerlendirirdi. Bu tür yaklaşımlar sanırım en çok Gürcistan’da görülüyor. Bence uluslar yaşlandıkça, sınırları küçüldükçe, kültürü tek boyutlu hale dönüştükçe, şovenlerin “saflık” konusundaki yırtıcılığı, saldırganlığı artıyor. Ben bu tür kişileri, hayatında bir kez bile dürbünle çevreye bakmamakta direnen sınır muhafızlarına benzetiyorum. Bugün bazı Batılı eleştirmenler eserlerimde Gürcü izleri bulduklarını söylüyor. Sanırım dürbünleri çok gelişmiş olmalı...

ENSTRÜMANA DEĞİL, MÜZİKÇİYE YAZARIM
Tahta üflemelilerin dramatik anlatımına duyduğum sevgi iyi bilinir. Buna karşın tüm tahta üflemelilere aynı duyguyla yaklaştığım söylenemez. Örneğin yüksek sesli bir klarnet solosunu benim eserlerimde hiç duyamazsınız. Bestelerimde ki enstrüman seçimini, sevdiğim enstrümanlar yerine yeteneğine, müzikal kişiliğine saygı duyduğum yorumcular belirler. Örneğin Liturgy ve Styx’i Yuri Bashmett için, Lament’i Gidon Kremer, Simi’yi Mistislav Rostropoviç için bestelemiştim.

CHOPIN VE SCHUBERT’İN
DERİNLİĞİNİ YENİ KEŞFETTİM
Müzikte herhangi bir akımın izleyicisi ya da yıkıcısı olmayı hedeflemedim. Kuşkusuz her besteci yolun başında eski ya da çağdaş müzikal geleneklerle yüz yüze gelir. Ben Bach öncesi ve çağdaş müziği sevdim. Buna karşın her ikisine de mesafeli durdum. Uzun yıllar, neo romantik eserlerle arama mesafe koydum. Fakat yaşlandıkça insanın görüşleri değişiyor. Son yıllarda Romantik Çağın ilk temsilcilerine saygı duymaya başladım. Örneğin Chopin’in müziğindeki güzelliği, derinliği daha önce hiç fark etmemiştim. Schubert için de aynı şeyi söyleyebilirim. Günümüz teknoloji dünyası. Her şey çok hızlı gelişiyor. Ben ise ruhen faytonların, ilk otomobillerin dünyasına bağlıyım. Çoğunlukla geçen yüzyılın nostaljisini yaşıyorum. Çalışma araçlarım hiç değişmedi: Cetvel, kurşun kalem, silgi, cetvel. Önceliklerim de değişmedi. Mahler, Webern, Stravinsky, Şostakoviç, Viyana klasikleri ve Bach benim için Hala çok önemli.

HEP AYNI ESERİ YAZIYORUM
Besteye başlarken gayet saydam, kabataslak fikirler vardır zihnimde. Yazma sürecinde eser değişip yeni bir şekil kazanabilir. Hatta bazen çok farklı şekilde sonuçlanabilir. Dini olmayan eserlerimin bile dini özellikler taşıdıklarını söylüyorlar.
Haksız sayılmazlar. Çünkü hep aynı eserin üzerinde çalışıyorum. Çok belirgin olmasa da din dışı eserlerimde de dini motifler görülebilir. Tıpkı dini eserlerimde olduğu gibi... Okulda hızlı eserleri çalmayı sevmezdim. Teknik açıdan zor eserlerden hoşlanmazdım. Hep düşük tempolu müziği tercih ettim.  
     
HANGİSİ DAHA ÜZÜCÜ
Bana en çok yöneltilen sorulardan biri “mutlu musunuz?” Buna çoğunlukla olumlu cevap veriyorum. Hemen ardından şu geliyor: “Peki, neden çok hüzünlü, trajik eserler yazıyorsunuz?” Artık bu soruları hep aynı espriyle yanıtlıyorum: “Sizce mutsuz olsam, hep mutlu, neşeli ve tasasız eserler bestelesem daha iyi mi olurdu?”

SANAT HAYATI DEĞİŞTİREMEZ
Dostoyevski sanatın güzellikleri, dünyayı koruyacağını söylemiş. Ben bu fikre katılmıyorum. Ne yazık ki sanat kendi yolunu çizer, kendi yolunda gelişir, hayat buna paralel ilerler. Şimdi görüyoruz ki insanoğlu en vahim tarihi olaylardan, en trajik tarihi vakalardan hiç ders almıyor. Büyük trajediler kısa aralıklarla tekrarlanıyor. En güzel, en başarılı sanat bile dünyayı değiştiremez. Ne şiir ne müzik hayatın akışını değiştirebilir. Sanat geniş kitlelerin hayata bakışını değiştiremez.

SESİZLİK DE MÜZİKTİR
Müzikten sonra gelen sessizlik de müziktir bence. Bu sessizlik sonrasında gelen müziği doğurur.

Ahmet Aslan & Drama Ensemble konser!

82965895d62e3324ac4c93388b0853d3

Ahmet Aslan’ın müziği, renkli ses tınılarıyla örülü, sakin bir yapı içeriyor. Zaza dilinin karakteristik yapısıyla, Orta Anadolu bozlakları ve diğer yöresel tavırlar bu yapının özünü oluşturuyor. Drama Müzik Topluluğu’nun doğaçlamalarıyla da biçimlenen bu gelenekseleserler zaman zaman deneysel bir boyuta dönüşüyor. Anadolu ve Mezopotamya enstrümanlarıyla, batı enstrümanlarını birlikte kullanan sanatçı, Dersim bölgesine ait geleneksel bestelere de yer verir. Müzikleri modern enstrümanlarla donatılmış olsa da, tınıları geldikleri bölgelenin derin izlerini taşır. Şarkı sözleri de bölgelerinin inanç, antropolojik ve psikolojik yapısını yansıtması açısından da müzikal temsil niteliğindedir.



Cemal Reşit Rey Konser Salonu
Darülbedayi Caddesi, Harbiye, Şişli, İstanbul, Türkiye
02122329830
http://www.crrks.org/

ANKARA ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ YOK EDİLİYOR!!!!

1980 yılında Atatürk’ün Kültür Devrimi anısına çıkartılan 2302 sayılı Atatürk Kültür Merkezi Kurulması Hakkındaki Kanun” iptal edilecektir.

Söz konusu AKM alanı; Ulus’taki Atatürk heykelinden başlayarak, 1. ve 2. TBMM Binaları, Tarihi Ankara Palas Binası dahil, Hipodrom Alanını, 19 Mayıs Stadyumu ve spor tesislerini, Gençlik Parkını, Opera ve CSO Binalarını ve Cer Modern’i de içinde barındıran Atatürk Kültür Merkezi alanı, 5 bölgeden oluşmaktadır. Konya Yolundan Adliye Sarayına kadar uzanan bu alandaki kültür sanat projeleri yok ediliyor.

1980 yılında çıkartılan 2302 Sayılı yasa, Ankara’nın ortasındaki 150 hektarlık AKM alanını Büyükşehir Belediyesinin yetki alanından çıkartarak kültür sanat alanı olarak yasal güvenceye kavuşturmuş, bunun dışında yapılaşmaya yasak getirmişti. Şimdi ise TBMM de görüşülen “Afet Riski Taşıyan Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı”na bir madde eklenerek bu alan yapılaşmaya açılıyor ve kültür sanat alanı olmaktan çıkartılıyor.

Büyükşehir Belediyesine devredilen alanın kültür sanat mekanlarından temizlenerek böylece yapılaşmaya açılması sağlanıyor ve Atatürk’ün kültür sanat devrimi ile kültür mirası yok ediliyor.

Ankara bu gün konser salonu ve opera binası olmayan Avrupa’daki tek başkenttir. Bu alanda üretilen projeler Başkenti bu yoksunluktan ve utançtan kurtaracaktı. Yeni yasayla bu fırsat yok ediliyor.

Kültür Bakanlığı’nın kendi görev ve sorumluluk alanındaki alanı, Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devretmesi ise anlaşılır değildir.

Demokrasi kültürünün oluşmasında kültür ve sanat toplumun temel taşını oluşturmaktadır. Siyasi erk bu yapıyı yok ederek tebaalaştırılmış bir toplum oluşturma çabalarını sürdürmektedir. Bütün yurtseverlerin görevi, Cumhuriyetimizin başkentine sahip çıkmaktır. Bu yolda bütün kurum ve kuruluşların gerekli mücadeleyi vermesi zorunludur.
TBMM, büyük emekler verilen ve milyon dolar kamu parası harcanan bu mekanları yok edecek bu yasayı geriye çekmelidir.

Mücadelemiz devam edecektir.
Alıntı: MÜZED Müzik eğitimcileri derneği

- ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

- BİLİM VE EDEBİYAT ESERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ (BESAM)

- CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ

- DEVLET TİYATROLARI OPERA VE BALESİ ÇALIŞANLARI VAKFI (TOBAV)

- DEVLET TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ (DETİS)

- MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ (MÜZED)

- SAHNE, PERDE, EKRAN, MİKROFON OYUNCULARI SENDİKASI (OYUNCULAR SENDİKASI)


- SANAT KURUMU

- TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ

- TİYATRO OYUNCULARI MESLEK BİRLİĞİ (TOMEB)

- TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ

- TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ

- TMMOB PEYZAJ MİMARLARI ODASI

RUSYA EUROVİSİON 2012

2012 Yılında eurovision yarışmasına damga vuracak bir duruştur bu gurup. Samimiyeti, ülke vizyonunun temsiline düzgün bir yaklaşım, kültürlerin ilişkilendirilip tanıtılması görevi ilk defa sergileniyor. GÖNLÜMÜN BİRİNCİSİ her açıdan bu sunumdur. Müzik değil müziğin var ettiği kültür açısından eurovisionnun görevi budur.
Bizim de bir şekilde Denizli den, Kırşehir den bir ozanımızla katıldığımız gün, biz bu yarışmanın bizi kullanmasına değil, bizim bu yarışmayı kullanarak bir değer sergilediğimiz ve dik durduğumuz gün olacaktır. UMARIM bir gün...

Süleyman EKER Mart 2012


Eurovision 2012 - Rus Nineler | muziklihayatlar.blogspot.com

ALİ EKBER ÇİÇEK

Erzincan’ın Ulular Köyü’nde 1935’te doğan Ali Ekber Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Türk Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.



HAKKINDA YAZILANLAR

Haydar Haydar babasız kaldı
Hürriyet 27 Nisan 2006

Türk Halk Müziği’nin yaşayan en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 71 yaşında İstanbul’da vefat etti. Sanatçının cenazesi, bugün Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde toprağa verilecek. 

BUGÜN dillerden düşmeyen, pek çok sanatçının repertuvarına almak istediği "Haydar Haydar", "Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim", "Derdim Çoktur Hangisine Yanayım" gibi birçok türkü, Ali Ekber çiçek sayesinde halk müziğinin klasikleri arasına girdi. Yine klasikler arasındaki "El Vurup Yaremi İncitme Tabip" ve "Yolumuz Gurbete Düştü" gibi birçok türküyü de Ali Ekber Çiçek derledi.

Hayatı 2003 yılında "Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın" adlı belgesele konu olan Ali Ekber Çiçek, "Türküyle siyaset yapılmaz" diyerek, müziği siyaset aracı haline getirenleri eleştirdi. Sanatçı "Ben hiçbir zaman dini de, siyaseti de müziğime alet etmedim. Hiçbir insanı ayırmadım. Bize böyle öğretildi, biz böyle bildik" görüşündeydi.

Çiçek, Türk Halk Müziği’nin bugününü değerlendirirken geçmişte üretilen eserlere saygı gösterilmediğinden yakınırdı. Çiçek, bir röportajında "Türk Halk Müziği tekrar popüler oldu, ancak ben bu gelişmeyi hazırcılığa bağlıyorum. Şimdi şöhret olmuş kişiler benim 40-50 yıl önce yazdığım parçalardaki ezgilerin üzerine güfte yapıp söylüyorlar. Bir de bu okuduğum parçalarda leyleği kuşa çevirerek okuyorlar" demişti.

Çiçek tarafından derlenen türküler

Bir Güzeli Methedeyim

Çoktan Beri Yollarını Gözlerim

El Vurup Yaremi İncitme Tabib

Gönül Gel Varalım Gülşen bağına

Şepke’nin Kavakları

Yolumuz Gurbete Düştü

Çiçek’ten derlenen türküler

Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte(Haydar Haydar)

Böyle İkrarınan Böyle Yolunan

Bunca Olan Emeğimi

Derdim Çoktur Hangisine Yanayım

Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin

Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim

Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma

Gurbet Elde Yadellerin Derdini

Gül Yüzlü Sevdiğim

Hazin Hazin Esen Seher Yelleri

İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum

Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare



Alıntı biyografi.net

Ara Malikian ve Yllana ile Paganini Keyfi!

Klasik Muzige yepyeni bir soluk getiren PAGAGNINI, efsane keman virtüözü Paganini'nin ruhunu eğlenceli bir anlatımla 7 Aralık'ta CEMAL REŞIT REY'e taşıyor!

Pagag promo ile ProduccionesYllana
Klasik müzik tarihinin en önemli keman virtuozlerinden efsane Paganini'nin yaratıcı eserlerinden ilham alan, Ara Malikian ve Yillana'nin eglenceli ve izleyiciye sürprizler sunan gosterisi PAGAGNINI, ince esprilerle seyirciye tansiyonu hic dusmeyen cagdas bir klasik muzik gosterisi sunuyor. 1991 yilinda kurulan topluluk bu olağanüstü gösteri ile Paganini'nin sofistike kompozisyonlari, curetkar kisiligini ve inanilmaz yeteneğini sahneye taşırken, ince esprilerle dolu bir konçerto sahneliyor. Paganini gösterisi Türkiye'de ilk kez 7 Aralik'ta Cemal Resit Rey Konser Salonu’nda!

PAGAGNINI Hakkında
PAGANINI klasik muzikle, virtuoz kemanci Ara Malikian ve Yllana’nin guldurusunu tek bir gosteride topluyor. Sonuc....eglenceli ve surprizlerle dolu bir koncerto. Farkli tarzlarin bulusmasi birbirinden farkli duygularin potporisine de katkida bulunurken, muzigin ciddiyeti son derece ince esprilerle harika bir sekilde susleniyor. Konçertolara bu sıra dışı bakışla getirilen yeni yoruma, virtuoz muzisyenlerin zarafeti ve olaganustu performanslari da ekleniyor ve karsimiza 7 den 77'ye herkesin hoslanacagi bir gosteri ortaya cikiyor. Paganini’nin dehasi gosterinin yaratilisinda sadece gosterinin adina degil, baslibasina tum akisina da bir referans olusturuyor.
Oldukca sofistike kompozisyonlari, curetkar kisiligi ve inanilmaz yetenegiyle sunan Paganini ruhunu bu cok eglenceli gosteri PAGAGNINI' ye de yansitiyor. Bir yandan klasik muzige yeni bir vizyon getiren gosteri “cagdas klasik muzik” yeniden tanimliyor. Gosteri suresince keman virtuozu Ara Malikian, Thomas Potiron, Eduardo Ortega, Gartxot Ortiz ile birlikte yalnizca Mozart, Pachalbel, Chopin, Boccherini, Falla, Sarasate ve Paganini’nin bestelerini degil, bununla birlikte rock ve folk ogelerin de yer aldigi bir calisma hazirladi. Sanatcilar eserleri calmalarinin yani sira, keman ve cello ile beraber hazirladiklari sahne performanslari ile seyircinin de katiliminin gerceklestirdigi bir sov hazirladilar. Yllana ve Ara Malikian toplulugun yaratici beyni olarak one cikiyor. 1991 yilinda kurulan topluluk Senegal’den Montreal’e kadar dunyanin bircok yerinde prestijli festivallerde sahneye cikmis. 

7 ARALIK 2011 - SAAT:20:00, CRR 

Müzik Haberleri - Halil Sezai "Seni Beklerken" Albüm


Halil Sezai, 12 şarkıdan oluşan ilk albümü ile müzikseverlerle buluşuyor. Albümde yer alan eserlerin söz ve besteleri çoğunlukla Halil Sezai imzasını taşıyor. Halil Sezai, "Seni Beklerken" isimli albümünde ortak çalışmalara da yer verdi. "Bir Rüzgar Esti" isimli şarkının bestesinde Göksun Çavdar, "Paramparça" adlı eserde de besteci olarak Saki Çimen adını görüyoruz. Sanatçı "Seni Çektim İçime" şarkısını ise Tuğçe Soysop ile birlikte seslendirdi. Projenin müzik direktörlüğünü ve düzenlemelerini Göksun Çavdar, mix ve mastering çalışmalarını Tarık CERAN gerçekleştirdi. Kapak fotografını Mehmet Turgut, albümün ilk klibini de "OLSUN" isimli şarkıya Emir Khalilzadeh çekti. Yapımcılığını Ahmet Çelenk'in yaptığı "Seni Beklerken" 21 Kasım Pazartesi günü satışa sunulacak.


Sonbahar
Söz &Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Yanıma Gel
Söz&Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Sevda Tanrıçası
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Olsun
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Fırtına
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Üşürken
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Bir Rüzgar Esti
Söz: Halil Sezai Paracıkoğlu Müzik: Göksun Çavdar

Seni Çektim İçime
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Es’me
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Ağlamışız
Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Paramparça
Söz: Halil Sezai Paracıkoğlu Müzik: Saki Çimen

İsyan Söz & Müzik: Halil Sezai Paracıkoğlu

Müzik Haberleri - Ōykü Gürman yeni Albüm `Bir başka`

Son yılların en güçlü kadın vokallerinden Öykü Gürman, farkını ortaya koyduğu, ilk solo albümü "Bir Başka" ile müzik kariyerinde yeni bir sayfa açıyor. Büyük bir özenle hazırlanan, onbir şarkıdan oluşan "BİR BAŞKA" Pasaj Müzik etiketiyle önümüzdeki günlerde müzik dinleyicisinin beğenisine sunulacak.

Yorumladığı her şarkıya başka bir lezzet katan Öykü Gürman, yalnızlığının üretimine büyük katkısı olduğunu, emekle ve sabırla çalışarak bunu aştığını söyledi.

Öykü Gürman'ın yeni albümü beş farklı kayıt stüdyosunda (Ada müzik, Ytb, Mma, The Kulübe, Ars) 18 ayda hazırlandı. Müzik direktörlüğünü deneyimli müzik adamı Nurkan Renda'nın yaptığı "Bir Başka"daki şarkıların mixini Ender Akay masteringini Çağlar Türkmen yaptı.

Vokal başarısının yanı sıra söz yazarı ve besteci kimliğini de ön plana çıkaran Öykü Gürman, "Bir Başka" albümünde, Türk müziğinin klasik şarkılarını ve Yunanistan'ın tanınmış bestecilerini bir araya getirdi.

Söz yazarı ve besteci kimliğini ön plana çıkaran Öykü Gürman, Yunanlı besteci Tasos Panagis'in iki şarkısına söz yazarken, beş şarkının bestesini, altı şarkının sözlerini yazdı. Apostolos Kaldara, Eftihia Papagiannopoulou gibi Yunanlı bestecilerin şarkıları haricinde Sementa, Murat Hasarı ve Fikret Şeneş'in şarkılarını da yorumlandığı albümün özel sürprizi; ünlü Türk sanat müziği bestecisi Suat Sayın'ın unutulmaz şarkısı "Yalan Gözlerin" oldu.

Akustik olarak kaydedilen, sentetik seslerin kullanılmadığı "Bir Başka"da yer alan şarkılar, Öykü Gürman'ın vokal performans gücünü ve başarısını gözler önüne seriyor.

Hem batı müziği hem de alaturka tınılarını taşıyan, imaj fotoğraflarını son dönemde başarılı işleri ile yıldızı parlayan Mehmet Turgut'un çektiği "Bir Başka" albümün ilk video klibi, Suat Sayın'a ait "Yalan Gözlerin" adlı şarkıya Emir Khalilzadeh yönetmenliğinde çekildi.

Bırak Güneş Yüzüne Değsin
Söz & Müzik: Murat Hasarı

Azizim
Söz & Müzik: Öykü Gürman

Olmaz Olmaz Bu İş Olamaz
Söz: Fikret Şeneş Müzik: Apostolos Kaldaras, Eftihia Papagianopoulou

Mavi
Söz: Öykü Gürman Müzik: Öykü Gürman, Nurkan Renda

Güller
Söz: Öykü Gürman Müzik: Sementa

Bir Sözüne
Söz & Müzik: Öykü Gürman

Kuşluk Vakti
Söz: Öykü Gürman Müzik: Tasos Panagis

Adı Yok Hala
Söz: Öykü Gürman Müzik: Tasos Panagis

Yalan Gözlerin
Söz & Müzik: Suat Sayın

Olabilir
Söz & Müzik: Öykü Gürman

Rüya
Söz & Müzik: Öykü Gürman

posted from Bloggeroid

Müzik Haberleri - Sıla Rekora koşuyor!



SILA 2011 in kraliçesi !
Türk pop müziğinin son dönem tartışmasız en iyi isimlerinden biri olan Sıla, geçen sene Kasım ayında çıkardığı 3. albümü "Konuşmadığımız Şeyler Var"ın üzerinden bir sene geçmiş olmasına rağmen hala satış listelerinin üst sıralarından inmiyor. Sıla, ilk önce "Acısa da Öldürmez" diyerek çıkardığı albümünün ikinci video klibini "Oluruna Bırak" şarkısına çekerek herkesi hüzne boğdu ve ardından "Kafa" şarkısı ve klibi ile yaza damgasını vurup haftalarca radyo ve televizyonlarda en çok çalan şarkı olmayı başardı. En son "Boş Yere" şarkısına kendisi bir klip çekerek toplamda 4 klip ile taçlandırdığı 3. albümü "Konuşmadığımzı Şeyler Var" raflardaki yerini aldığından bu yana D&R'ın resmi satış listesinin üst sıralarından inmeyerek bir rekora imza atıyor.
Türk pop müziğinin son dönem tartışmasız en iyi isimlerinden biri olan Sıla, geçen sene Kasım ayında çıkardığı 3. albümü "Konuşmadığımız Şeyler Var"ın üzerinden bir sene geçmiş olmasına rağmen hala satış listelerinin üst sıralarından inmiyor.

Sıla, ilk önce "Acısa da Öldürmez" diyerek çıkardığı albümünün ikinci video klibini "Oluruna Bırak" şarkısına çekerek herkesi hüzne boğdu ve ardından "Kafa" şarkısı ve klibi ile yaza damgasını vurup haftalarca radyo ve televizyonlarda en çok çalan şarkı olmayı başardı. En son "Boş Yere" şarkısına kendisi bir klip çekerek toplamda 4 klip ile taçlandırdığı 3. albümü "Konuşmadığımzı Şeyler Var" raflardaki yerini aldığından bu yana D&R'ın resmi satış listesinin üst sıralarından inmeyerek bir rekora imza atıyor.

Kaynak: sózmüzik.com
posted from Bloggeroid
Related Posts with Thumbnails