müzik estetiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik estetiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

"İlk şiirimi Atatürk için yazdım" diyen kim?


1956 YILINDAN BİR AŞIK VEYSEL RÖPORTAJI İLE ÇOK GÜZEL AYRINTILAR ANLATILIYOR. YAZIM HATALARI YOKTUR, ŞİVENİN DATLILIĞI VARDIR BU YAZIDA...

Saz çalıp para kazanmak için şehir şehir gezen Aşık Veysel 'in yolu 1956'da Dinar'a düşmüştü. Dört günde dört konser verdi. Bu konserlerden birinde şair Nedred Gürcan’la yaptığı sohbet diktafona kaydedildi. Konuşmanın bir bölümü yine şair Nedret Gürcan tarafından Dinar’da 1954-57 yılları arasında yayımlanan Şairler Yaprağı dergisinde yer aldı. İşte bu konuşmada Aşık Veysel, sonraki yıllarda adı kullanılarak üretilen pek çok hurafeyi aydınlığa kavuşturuyor.


Çok çok teşekkür ederiz üstad. Eksik olmayın. Gerek ben Nedret Gürcan, gerek ortaokul müdür muavini Reşat Ünsal size çok çok teşekkür ediyoruz ziyaretiniz için. Şimdi Dinar Belediye Reisi'nin yanına kadar gidelim. Kendisi bekliyor."
- Sağolun. (Aşık Veysel'in sesi)
Memleketimizin yegane halk saz şairi, kıymetli üstad Aşık Veysel Şatıroğlu gözlerini kaybettikten sonra saz çalmaya başlamış fakat şairliğini ancak Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde göstermiştir. Bize söylediğine göre, ilk şiirini Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde Atatürk için yazmıştır. Kendisinden Atatürk'e ait bir hatırası olup olmadığını sorduğumuz kıymetli aşık bize çok güzel bir hikayesini anlattı. Ne yazık ki büyük Atatürk'ü bu büyük sanatkar hiç görememiş fakat hemen hemen gördü gibi bir şey olmuş. Şimdi bu hikayeyi kendi ağzından dinliyoruz. Buyrun üstad... (Bundan sonra sözü Aşık Veysel alıyor)
Onuncu yıldönümünde bizim nahiyede Ali Rıza isminde bir müdür varıdı. "Onuncu yıldönümüne bir şiir veya destan hazırla" diye bana beş-on gün evvel haber vermişti. İşte biz de o zamanlar bir destan hazırladık, nahiyeye gittik. İlk defa da orada okudum. Destan da şu idi. Baştan bir kıtasını okuyayım: “Atatürktür Türkiyenin ihyası / Kurtardı vetanı düşmanımızdan / Canını bu yolda eyledi feda / Biz dahi geçelim öz canımızdan.”
İşte bu destanı orada okudum. Nahiye müdürü yazdı, aldı Ankara'ya gönderirim diye. Bekledik. Geldi, gelecek, Atatürk duyar, bizi ister falan bir ümitle hayli bir zaman bekledik. Nihayet, kara kışın içinde, evvelki arkadaşım İbrahim vardı, Angara'ya kadar gidelim dedik. Yaya olarak düştük yollara. Akdağ madeninden, Yozgat köylerinden, Alacanın köylerinden, Sungurlu ve köylerinden, efendim, Çangırı'nın bazı köylerinden, Çıbık'tan hasılı üç ayda Angara'ya gelebildik. Çünkü kış, yaya...

Bize yetirmedikçe kendisi de yemez

Ankara'ya geldik. Misafir olacah bir yerimiz yoh. Cebimizde para yoh. Kendimize güvenemiyoruk otelde şurda burda yatmak için... Biz ne yaparız filan... Orda burda dert yanar iken, dediler Erzurumlu Paşo dayı var. O adam müsafiperverdir, sizleri misafir eder dediler. Sora sora o adamı bulduh. Hakigaten adam da misasirperver bir adamıdı. Allah rahmet eylesin. Bizi seve seve misafir etti. Birkaç gün orda kaldıktan sonra, orda kahveler vardı. Kahvelerde çalıp söylüyoruz... Orda Alaca'nın (burası anlaşılmıyor) Köyü'nden bir Hasan Efendi isminde, Allah rahmet eylesin, orda vaktiyle gelmiş ev yapmış. İki tane arabası var. Arabalar çalışıyor. Ordan bizi gordü, misafir etti. Neyse orda kendi evinden bize bir oda ayırdı. Yatah verdi. Gece geliriz, gundüz geliriz yatahlarımız hazırlanmış bayaa evimiz gibi. Yemeklerimiz hazırlanmış. Bize yemea yedirmeyince yamaz.

Halk şairiyiz Atatürk’ü görmek istiyoruz

Dedim Hasan Efendi biz buraya yeyip içmek için gelmedik. Bizim maksedimiz var. "Neymiş" diye sordu adamcaağaz. Dedim böyle bir destanım var, bunu Atatürk'e duyurmak maksediyle geldim. Tanıdığımız yok, yolunu bulamıyoruz. Dedi, "vallahi ben işçi bir adamım böyle şeylerle alakamız yok. Ama burda bir milletvekili var, gidelim ona danışalım da o ne türlü yol gösterirse gidelim oğa gore iş tutalım" dedi. Gittik adama. "Ne istiyorsunuz" dedi. Valla halk şaeriyiz, Atatürk'ü görmek istiyoruz dedik. "Bırak canım" dedi, "siz kıyıda köşede çalın çağırın, geçin gidin beş-on para kazanabiliyorsanız" dedi. "Halk şaerine, şuna buna ehemmiyet veren yok" dedi. "Hayır öyle değil, bizim şöyle bir destanımız var, bunu okuyalım da onun için onu duyuracağız" dedik. "Söyle bakalım" dedi. Aynen destanı baştan ayağe kadar okudum. "Güzel" dedi. "Çok iyi yazmışsın ve iyi düşünmüşsün" dedi. "Bunu" dedi, "Hakimiyeti Milli Metbaası'na abimiz (anlaşılmıyor) Bey'i goriyim de" dedi. "Yarın saat sekizde bir cevap veririm". Gittik.

Tel alacaksan bunu bir yere oturt

Sabahsı saat sekizde geldik. Adam gine "yok" dedi, "ben böyle şeye karışmam" dedi. "Gedin ne yaparsanız yapın. Ben öyle şeyleri bilmem" dedi. Eeeee ümidimiz kesildi. İbraem'e dedim, "haydi gidek yahu, madem metbaa bunu basarmış, kendimiz gidek bir görünek bakalım nasıl olur". Ordan indik Bent Deresi'nden Karaoğlan Çarşısı'na gireceğimiz zaman polisler bizi yakaladı. Ayağımızda çarıh, bacağımız şalvar, üstümüzde şal ceket, belimizde guşak, perişan bir vaziyette. "Girmen çarşıya" dedi. "Yahu biz dilenecek değiliz, bizim başka işimiz var!". "Hayır" dedi, olmaz giremezsiniz" dedi. E başka türlü bir şey diyemedik, "girmeyek" dedik. Birez geri döner gibi ettik, polisi sapıtmış gibi olduk goya. Polis bizi takip edermiş. Gine ileriye devam ettik, polis geriden geldi, İbraam'ın yakasından tuttu, "beynini patladırım girme diyorum" dedi. "Beyefendi tel alacağız" filan... "Tel alacaksan bunu bi yere oturt" dedi, "git telini al gel!" dedi.

Atatürk’ün başı kalabalıktı

İbraam beni bi kahveye oturttu. Gitti teli aldı geldi. Gittik sazı telledik düzenledik. Bu dış kapı tarafından dolandık, çarşıdan gidemiyoruz. Gittik metbaayi bulduk. Vardık. "Ne istiyorsunuz" dediler. "Ağa Gunduz Bey'i  goreceğiz" dedik. Neyse haber verdiler, geldi. "Ne istiyorsunuz" dedi. "Valla böyle böyle bir destan hazırladık, bunu metbaaya vereceğiz" dedik. "Okun bakiyim" dedi. Okudum. "Güzel" dedi!
Hemen fotoğraflarımız aldılar. Destanı yazdılar. Orda telif hakkı 8 lira bir para verdiler bize. O zaman için gıymetli. Sabahleyin gelin gazetenizden gazete alın dediler. Sabahlayın vardık beş-altı tane gazete verdiler. Aldık, çarşıya çıktık. Polisler "Ooo Veysel Efendi, siz misiniz Aşık Veysel? Efendim kahvelere girin oturun istirahat edin, ayak üzeri dolaşman filan filan iltifat başladı." Onun üzerine bir müddet gezdik. Gece gezdik, gundüz gezdik. Bazı tanıyanlar oldu. Evlerine gotürdüler. Saet bire gader, ikiye gader geliriz gideriz ne polis ne de şey hiç kimse müdahale etmedi. Hatta ellerinden gelen yardımı esirgemediler. Eeee, dinledik hiçbir ses-sade yok. Atatürk okuyacak da, bizi çağıracak... O zaman da başının kalabalık zamanıydı. Şu Rıza Pehlevi geliyordu, o esnada.

Belediyenin parası tükenmiş, size kalmamış

Neyse koye gitmek istedik. Bi avukatın birisi dedi ki "yahu ben bir istida yazayım belediyeye gotürün meccanen gidin" dedi. "Niye para veresiniz" dedi. Yazdı. Belediyeye çıktık. Belediye istidaye baktı. "Siz nasıl gelebildinizse öyle gidersiniz, siz sanatker adamsınız" dedi. Geri geldik. Avukat sordu "ne yaptınız" dedi. "Mesele böyle" dedik. "Dur bir de valiye yazalım" dedi. Valiye yazdı. Götürdük vali imza etti. Gine belediyeye gotüreceğiz. Belediyeye gotürdük. Belediye gine reddetti. Ama giderken vali yardımcısı "gabul etmezse bana getirin" dedi. Muavine getirdik tekrar. Adamcağız içerledi. "Bırakın baba" dedi. "Herhalda Angara Belediyesi'nin parası tukenmiş, sizin için parası yok" dedi. Çıktık. Orda donelim monelim derken adam "bir de şeye uğriyah" dedi, halkevine. Belki ordan bir yardım olur felan. Halkevine gittik, halkevinde içeri girecaz kapıcılar bırakmıyor. Ordan bir adam çıktı. "Ne dolanıyorsunuz burda" dedi. "Halkevine gireceğiz kapıcılar koymuyor" dedik. "Yahu bunları bırakın bunlar tanınmış adam. Aşık Veyseldir" dedi. Geçsin edebiyat şube reisi elakeder olsun. Gotürün gosterin" dedi.

50 lira verdiler döndük köyee

Adamlar bizi gotürdüler. Gaziantepli İshak (anlaşılmıyor) Bey vardı. Edebiyat şube reisi oymuş. Bizi gorünce "Ooo buyrun buyrun buyrun", bir iltifat hürmet. Sordu, sual etti, yazdı hangi şairlerden birisin... Duyduğu şiirleri yazdı gaydetti. Dairalar dağılıyor, saat 6 oldu. Orda İzzet Ünlü Bey vardı, Afyonkarahisar milletvekili. Sonra Necip Ali Bey vardı. Bir Denizlili. Umum halkevlerinin reisiydi o zamanlar. Onlar giderken, "buyrun beyler halk şaerleri gelmiş, biraz dinleyelim" dedi. Başımızı sardılar, toplandılar. Çaldık söyledik. Necip Ali Bey dedi ki "yahu bunlar perişan adamlar, bunlara bakmalı, birer kat elbise yaptırın" dedi. Kereme yaptırın (anlaşılmıyor) gozden çıkarman dedi. Yani ikimize yaptırın. Neyse, "pazar gunu de" dedi, "halke bir konser tertib edin bir konser versinler" dedi. Pazar gunüne elbiseleri hazırmışlar. Gittik giyindik. Orda bir konser verdik. 50 lira verdiler ordan döndük köyee.

Atatürk radyoda duyup telefon etmiş

Sonra dolandık İstanbul'a vardık. İstanbul'da, daha Angara'da radyo açılmamıştı, radyo evinde söylerken, Atatürk rahmetlik, Dolmabahçe Sarayı'nda içermiş. Duymuş. Biz çıktık (kesintiler) telefon etmiş radyo evine. Bizi de bir Arapkirli bir Mehmet Efendi isimli birisi, Kuledibi'nde kapıcıymış, bizi aldı oraya gotürdü. Orda çalıp eğleniyoruz. Radyo evinden cevap vermişler ki, "Çıktılar edreslerini bilmiyoruz". Emniyet müdürlüğüne telefon etmişler. Polisler 12'ye kadar İstanbul'u alt üst etmiş, aramış daramış bulamamışlar. Sabahleyin geldik. Cemil Bey "yahu akşam nerdeydiniz bir fırsat kaçırdık ki"... "Hayrola neymiş" dedik. "Böyle böyle oldu, nerdeydeniz" dedi. Eee tabii müteessir olduk ama "iş elde çıktı, ne yapalım ya" dedik. "Valla ben bir mektup yazayım Yaver Şükrü Bey'e" dedi. "Gidin doğrulun doğru Dolmabahçe sarayına kadar" dedi. Yazdı, mektubu aldık, sazı aldık, haydi bakalım Dolmabahçe Sarayı'na. Vardık gapıya dayandık. Polisler "ne o" dediler, "böyle böyle olmuş" dedik. Komiser dedi ki "evet evet bırakın geçsinler akşam (anlaşılmıyor) Atatürk" dedi. Geçtik içeriye. Vardık, Yaver Şükrü Bey'e haber verdiler, geldi. Mektübü verdik. Açtı okudu. "Ne yapayım şansınız tutmadı" dedi. "Akşem o gadar arattım saat 12'ye kadar" dedi. "Fakat bulduramadım" dedi. "Malum bu bir keyf zamanıdır" dedi. "O zaman çok iyi, hakkınızda hayırlıydı" dedi. "Fakat şimdi söylenmez ve ben söyleyemem" dedi.
(Nedred Gürcan / Şairler Yaprağı Dergisi / 1956)

ANKARA ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ YOK EDİLİYOR!!!!

1980 yılında Atatürk’ün Kültür Devrimi anısına çıkartılan 2302 sayılı Atatürk Kültür Merkezi Kurulması Hakkındaki Kanun” iptal edilecektir.

Söz konusu AKM alanı; Ulus’taki Atatürk heykelinden başlayarak, 1. ve 2. TBMM Binaları, Tarihi Ankara Palas Binası dahil, Hipodrom Alanını, 19 Mayıs Stadyumu ve spor tesislerini, Gençlik Parkını, Opera ve CSO Binalarını ve Cer Modern’i de içinde barındıran Atatürk Kültür Merkezi alanı, 5 bölgeden oluşmaktadır. Konya Yolundan Adliye Sarayına kadar uzanan bu alandaki kültür sanat projeleri yok ediliyor.

1980 yılında çıkartılan 2302 Sayılı yasa, Ankara’nın ortasındaki 150 hektarlık AKM alanını Büyükşehir Belediyesinin yetki alanından çıkartarak kültür sanat alanı olarak yasal güvenceye kavuşturmuş, bunun dışında yapılaşmaya yasak getirmişti. Şimdi ise TBMM de görüşülen “Afet Riski Taşıyan Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı”na bir madde eklenerek bu alan yapılaşmaya açılıyor ve kültür sanat alanı olmaktan çıkartılıyor.

Büyükşehir Belediyesine devredilen alanın kültür sanat mekanlarından temizlenerek böylece yapılaşmaya açılması sağlanıyor ve Atatürk’ün kültür sanat devrimi ile kültür mirası yok ediliyor.

Ankara bu gün konser salonu ve opera binası olmayan Avrupa’daki tek başkenttir. Bu alanda üretilen projeler Başkenti bu yoksunluktan ve utançtan kurtaracaktı. Yeni yasayla bu fırsat yok ediliyor.

Kültür Bakanlığı’nın kendi görev ve sorumluluk alanındaki alanı, Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devretmesi ise anlaşılır değildir.

Demokrasi kültürünün oluşmasında kültür ve sanat toplumun temel taşını oluşturmaktadır. Siyasi erk bu yapıyı yok ederek tebaalaştırılmış bir toplum oluşturma çabalarını sürdürmektedir. Bütün yurtseverlerin görevi, Cumhuriyetimizin başkentine sahip çıkmaktır. Bu yolda bütün kurum ve kuruluşların gerekli mücadeleyi vermesi zorunludur.
TBMM, büyük emekler verilen ve milyon dolar kamu parası harcanan bu mekanları yok edecek bu yasayı geriye çekmelidir.

Mücadelemiz devam edecektir.
Alıntı: MÜZED Müzik eğitimcileri derneği

- ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

- BİLİM VE EDEBİYAT ESERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ (BESAM)

- CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ

- DEVLET TİYATROLARI OPERA VE BALESİ ÇALIŞANLARI VAKFI (TOBAV)

- DEVLET TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ (DETİS)

- MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ (MÜZED)

- SAHNE, PERDE, EKRAN, MİKROFON OYUNCULARI SENDİKASI (OYUNCULAR SENDİKASI)


- SANAT KURUMU

- TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ

- TİYATRO OYUNCULARI MESLEK BİRLİĞİ (TOMEB)

- TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ

- TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ

- TMMOB PEYZAJ MİMARLARI ODASI

Müzisyen dileği !

Müzisyenlerden dinleyenlere dilek gibi! Her müzisyenin yaşadığı sahne 


tepkilerinin kısa bir özeti olan aşağıdaki değerlendirmeleri okumakla kalmayın 


paylaşın...

1- Hiçbir müzisyen size çalmak için çıkmaz sahneye. Siz onu dinlemeye 


gidersiniz. Bu yüzden ondan size çalmasını beklerseniz, eğlenemezsiniz. 


DİNLEMELİSİNİZ.

2- Müzik kutuları belli kapasitede cd alır. Bilgisayarların ''hard disc'' i belli 



kapasitededir. Dünyadaki herşeyi onlara yükleyemez ya da onlardan 


dinleyemezsiniz. Bir müzisyen de belli kapasitede şarkı bilir. Sorduğunuz birkaç 


şarkıya karşılık veremiyorsa cahil ya da yetersizmiş gibi bakmayınız. Emin 


olun,sizden çok daha fazla şey biliyordur. Herşeyi bilmesini 


beklerseniz,yanılırsınız. SUSMALISINIZ.


3- ''İki tıngırdattın, neye yoruldun?'' ya da ''İki tıngırdatıp parayı götürüyolar.'' 



sözlerini birilerine söylerken, müziğin ve sahnenin çok büyük motivasyon ve 


konsantrasyon istediğini,bu yüzden oluşan beyin yorgunluğunun ve sarfedilen 


eforun gerçekten çok yorucu olduğunu,''iki tıngırdat''madan önce işine hakim bir 


müzisyenin en az 5 sene,büyük bir sabırla, kendini geliştirmeye ve yetiştirmeye 


harcadığını,bu eğitim sürecinin sonsuz olduğunu,iyi müzik yapmanın kullanılan 


malzemeler açısından çok masraf gerektirdiğini,müzik yapmanın kolay bir iş 


olmadığını BİLMELİSİNİZ.

4- Savunucusu olduğunuz ideolojileri ortaya koymak için belli ideolojik şarkıları 



bar programlarında istemek ve bunlara kadeh tokuşturmak,şarkılara ilham olan 


kişilere ve bu şarkıları üretirken çok ağır bedeller ödeyen insanlara büyük 

saygısızlıktır. İdeolojiniz rakıya meze oluyor demektir. UYANMALISINIZ.

5- Bir şarkıyı ya da bir albümü ortaya çıkarmak kanaviçe işlemek gibidir. Küçük 



küçük parçalar halinde bütün meydana gelir. Bu da -teknoloji ne kadar ilerlemiş 


de olsa- çok büyük emek ve uzun zaman ister. Bu emeğin karşılığını vermemek 


vicdan sorunudur. GÖRMELİSİNİZ ve ALKIŞLAMALISINIZ.. 

SESİN VE MÜZİĞİN İNSANLAR ÜZERİNDE ETKİLERİ




Seslerin ve müziğin üzerinizde ne gibi etkiler meydana getirdiğine en son ne zaman dikkat ettiniz? Her birimiz o ya da bu ölçüde seslerle ve müzikle iç içeyiz. Dış dünyayla iletişim kurduğumuz en önemli duyularımızdan bir tanesi işitme duyumuz hiç şüphesiz. Bu duyu sayesinde çevremizle iletişim kurabiliyor birbirimizi anlayabiliyor ve kendimizi seslerle ifade ediyoruz. Şu an bu satırları okurken bile zihninizde sözcükleri duyuyor ve böylece okuduklarınızdan bir anlam çıkartıyorsunuz. Peki ya müzik? Müzik yaşamımızı nasıl etkiliyor? Ya da müziğin olumlu etkilerinden yararlanmak hiç aklımıza geliyor mu? 

Ses ve müziğin çeşitli etkileriyle ilgili araştırmalar geliştikçe bu konunun ne kadar önemli olduğu ve bu etkilerden bilinçli olarak yararlanıldığında yaşantımızda ne kadar olumlu etkiler meydana getirebildiği gözler önüne seriliyor. Ve bu etkileşim aslında çok da somut. Çünkü müziğin zihnimiz ve duygularımız uyandırdığı etkiler bir yana ses titreşimlerinin madde üzerindeki somut etkileri artık çok iyi bilinen bir konu. Yani müzik yalnızca kulak zarımız üzerinde değil bedenimizin her hücresi üzerinde çok çeşitli türde etkiler meydana getirebiliyor.

Bunun nasıl olduğunu görmek isterseniz müzik setinizin veya bilgisayarınızın hoparlörüne yakın bir yere içi su dolu plastik veya kağıt bir bardak koyup müziğin titreşimlerinin suyu nasıl hareket ettirdiğini izleyebilirsiniz. Eğer bu konuda daha da ileri gitmek isterseniz davul darbuka ya da def gibi gergin bir yüzey üzerine kum serpip müzik setinizin bas sesleri çıkaran hoparlörünün üzerine koyun. Özellikle uzun seslerden oluşan bir müzik çalın ve oluşan desenleri hayranlık içinde izleyin.

Şimdi müziğin ve seslerin büyük çoğunluğu sudan oluşan hücrelerimiz ve organlarımız üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğini düşünebiliyor musunuz? Titreşen sesler çevremizdeki hava içerisinde gözümüzle göremediğimiz titreşimsel desenler oluşturur ve bu titreşimler harekete bağlı enerji alanları yaratır. Biz de bu enerjileri emeriz ve onlar da bizim nefes alış verişimizi nabzımızı kan basıncımızı kas gerginliğimizi vücut sıcaklığımızı ve diğer içsel ritmlerimizi yavaş yavaş değiştirir.

Ayrıca dalga türlerine ve diğer özelliklerine bağlı olarak seslerin elektrik yükleyici ya da serbest bırakıcı etkileri olabilmektedir. Bazı durumlarda sesler beyni ve bedeni pozitif elektrikle yükler. Bazen de yüksek sesli ritmli bir müzik bize enerji verir gerilimlerimizi ya da ağrılarımızı maskeler ya da ortadan kaldırır.

Sesler elbette negatif etkilere de yol açabilir. Şehir gürültüleri başımızı şişirdiği gibi bedenimizdeki enerjiyi de tüketebilir. Aşırı gürültülü tiz bir frekans ani biçimde baş ağrısına ya da aşırı denge kaybına yol açabilmektedüşük frekanslı sesler ise bedeni etki altına alabilmekte strese kasılmalara ve ağrıya yol açabilmektedir.



Müziğin Etkileri 

Pek çoğumuz ne gibi bir etkisi olduğunun tamamıyla farkında olmadan müzik dinleriz. Dinlediğimiz müzikler bazen uyarıcıdır bazen rahatsız edici bazen de rahatlatıcı olabilir Tepkimiz her ne olursa olsun dinlediğimiz müzikler üzerimizde ruhsal zihinsel ve fiziksel etkiler yaratır. Bunu çoğu zaman farkında olmadan deneyimleriz. Şimdi müziğin etkilerini çeşitli araştırmalara dayalı olarak başlıklar halinde ele almak istiyorum.



Müzik Beyin Dalgalarını Yavaşlatabilir ve Düzenleyebilir

Müziğin bu etkisi çok çeşitli deneyler ve gözlemlerle kanıtlanmıştır. Beyin dalgaları hem müzik hem de kişinin kendi çıkardığı seslerle değiştirilebilmektedir. Gündelik bilinç halindeyken beynimiz saniyede 13 ila 20 titreşim hızına sahip olan “beta” dalgaları yaymaktadır. Ancak gözlerimizi kapatıp gevşemeye başladığımızda bu dalgalar 13’ün altına düşer ve “alfa” ritmine geçeriz. Rüya görmeye başladığımız uyku durumunda bu dalgalar 8’in altına düşer ve o zaman da “teta” olarak adlandırılan faza geçmiş oluruz. Teta dalgaları aynı zamanda derin meditasyon veya trans halleri esnasında da gözlenebilir. Çok derin uyku halinde ise 0.5 ile 4 titreşim arasında değişen delta dalgaları olrataya çıkar. Beyin dalgaları ne kadar yavaşlarsa kendimizi o kadar rahat huzurlu ve sakin hissederiz.

Belli türdeki müzikler veya özel olarak dizayn edilmiş sesler beyin dalgalarını yavaşlatıp rahatlamayı kolaylaştırabilmektedir. Çeşitli antropolojik araştırmalar müziğin çağlar boyunca bilinç halini değiştirmeye yönelik amaçlarla kullanılageldiğini göstermektedir. Hatta yakın zamanlardaki araştırmalar antik dönemlerde değişik bilinç hallerini başlatmaya yönelik müzik türlerinin yanı sıra son derece sofistike akustik dizaynların da keşfedilmiş olduğunu göstermektedir.

Beyinle ilgili araştırmalar müziğin özellikle beynin sağ yarıküresine hitap ettiğini göstermektedir. Beynimizin sol yarıküresi genellikle mantıksal işlevleri yerine getirirken sağ yarıküre daha çok sezgisel ve yaratıcı aktivitelerle ilişkilidir. İşte bu yüzden evde işte ya da okulda çalınan müzik beynin sol yarıküresiyle sezgisellikten sorumlu olan sağ yarıküresi arasında dinamik bir dengenin oluşmasını sağlayarak yaratıcılığı artırıcı bir rol oynayabilir.

Eğer bir iş yaparken dikkatinizin dağılmaya başladığını ve hayallere daldığınızı fark edersiniz on ya da on beş dakika kadar arka planda Mozart ya da Bach gibi bestecilerin müziklerini veya barok döneme ait bir müziği dinleyin. Bu zihninizin tekrar yerine gelmesini ve dikkatinizi toparlamanızı sağlayacaktır.


Müzik Nefes Alış Verişini Etkiler

Normal bir halde otururken dakikada yirmi beş ila otuz beş kez arası nefes alıp veririz. Derin ve yavaş nefes alıp vermek hem beden hem de zihin için oldukça olumludur. Hafif ve hızlı nefes alıp vermek ise yüzeysel ve dağınık bir zihin haline yol açabilir. Bu bakımdan nefes ritmi ile zihinsel işlevler arasında çok yakın bir bağlantı vardır. Aynı zamanda zihinsel durumumuz da nefes alıp verişimizi etkiler. Dinlediğimiz müzikler içimizde farklı duygusal ve fiziksel etkiler meydana getirdiği için nefes alıp verme hızımızı etkilerler. Örneğin yüksek volümde çalan bir rock müziğini dinlerken gevşeyip yavaş biçimde nefes alıp vermeniz pek mümkün değildir. Ancak rahatlatıcı ağır tempolu ve kaliteli bir müzik sizi çok olumlu bir ruh haline getirebilir.


Müzik Kalp Atışını Nabzı ve Kan Basıncını Etkiler

Müzik aynen solunumda olduğu gibi kalp atışı ve kan basıncı üzerinde de etkilidir. Çünkü insan kalbi sese ve müziğe kolaylıkla ayak uydurabilir. Nabzımız müzikle ilgili frekans tempo ve volüm gibi niteliklere tepki verir ve sesin ritmine ayak uydurmak için hızlanır ya da yavaşlar. Müzik ne kadar hızlıysa kalbimiz o kadar hızlı atarmüzik ne kadar yavaşsa kalp de o kadar yavaş atar. Nefes alış veriş hızı gibi daha düşük bir kalp atışı daha az fiziksel gerilim ve stres yaratır zihni sakinleştirir ve bedenin kendi kendisini iyileştirmesine yardımcı olur. Müzikdoğal bir kalp atış düzenleyicisidir.

Lousiana Eyalet Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada yirmi dört gençten oluşan bir topluluğa spor antrenmanı yaptıkları esnada önce hard rock dinletilmiş. Bunun kalp atış hızlarını daha fazla artırdığı ve antrenmanlarının kalitesini düşürdüğü gözlenmiş. Ancak ağır tempolu ve rahatlatıcı müzikler gençlerin kalp atış hızlarını yavaşlattığı ve daha uzun süre antrenman yapabildikleri görülmüş.

Müzik kalp atışının yanı sıra kan basıncını da değiştirebilmektedir. Güney Carolina Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nda görevli olan Dr. Shirley Thompson aşırı gürültünün kan basıncını yüzde on kadar artırabileceğini bildirmektedir. Bu etki elbette dolaylı biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu konuyla ilgili çeşitli araştırmalar ağır tempolu müziklerin sistolik kan basıncını büyük oranda düşürdüğünü göstermektedir. 




Müzik Kas Gerilimini Azaltır Beden Hareketlerini ve Koordinasyonu Geliştirir



Bedenimizdeki bütün kaslar işitme siniriyle iç kulağa bağlıdır. Dolayısıyla kas gücü esnekliği yoğunluğu sesten ve titreşimlerden etkilenmektedir. Bir aerobik sınıfındaki yetmiş üniversite öğrencisi ile yapılan bir çalışmada araştırmacılar müziğin bir yandan deneklerin keyiflerini ve motivasyonlarını artırırken diğer yandan da güçlerini artırdığını ve hareketlerini daha koordine biçimde yönlendirebilme yeteneklerini geliştirdiğini keşfettiler.

1980’lerde Norveçli eğitimci Olav Skille ciddi fiziksel ve zihinsel özürleri olan çocukları tedavi etmek için müziği kullanmaya başladı. Çocukların seslerle karşı karşıya bırakıldığı özel bir ortam olan “müzik banyosu”nu icat etti ve belli müziklerin kas gerilimini azalttığını ve çocukları gevşettiğini gördü. Skille’nin yöntemi “Vibroakustik Terapi” adıyla Avrupa’nın diğer bölgelerine de yayıldı. Genellikle düşük frekanslı müzikler sırtın alt bölgelerinde kuyruk sokumunda baldırlarda ve bacaklarda titreşim yaratmaktadır. Frekans yükseldikçe etkisi daha çok göğsün üst bölümlerinde boyunda ve başta hissedilmektedir.


Müzik Beden Isısını Etkiler

Bir kapı gıcırtısı rüzgar uğultusu ve diğer ürkütücü sesler soğuk terler dökmenize ve tüylerinizin diken diken olmasına yol açabilir. Özellikle filmlerde bu tür ses efektlerinden oldukça etkili biçimde yararlanılmaktadır. Film müzikleri ve filmlerde kullanılan ses efektleri filmdeki sahnelerin duygusal etkisini artırmada hayati bir rol oynar. Film izlerken karşınızda yalnızca görüntüler ve sesler vardır ve filmi izleyen kişi bu verilerden yola çıkarak kendi içinde hisler oluşturur.

Bütün sesler ve müzikler beden ısısını dılayısıyla da ısı değişikliklerine uyum sağlama yeteneğimizi az da olsa değiştirmektedir. Ünlü Rus besteci Igor Stravinsky bu konuyla ilgili gözlemini “Vurmalı çalgılar ve bas kalorifer etkisi yapar.” biçiminde dile getirmektedir. Soğuk bir kış gününde özellikle güçlü vuruşları olan sıcak ve hoş bir müzik dinlemek ısınmanıza yardımcı olacaktır. Ama yazın sıcak günlerinde daha uçuk ve soyut bir müzik sizi serinletebilir.


Müzik Endorfin Düzeyini Yükseltebilir

Beynin kendi uyku ilacı olan endorfin hormonu ile ilgili araştırmalar bu hormonun ağrıyı azaltıp “doğal bir sarhoşluk” hali yaratabileceğini göstermektedir. Müziğin neşesinden ve zenginliğinden doğan iyileştirici kimyasallar bedenin kendi yatıştırıcılarını yaratmasına ve bağışıklık sistemini güçlendirmesine olanak tanımaktadır. 1996 yılında Teksas Austin’de müzikle ile ilgili yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre doğum yaparken müzik dinleyen hamile kadınların genellikle anesteziye ihtiyaç duymadığı görülmüştür.

Doğal sarhoşluk ya da keyif hali stresin ve acının karşısındadır ve bazen de bedeni haktalıklara karşı koruyan lenfositlerin yani T hücrelerinin düzeyini yükseltmektedir.

Müziğin bedensel sağlık üzerindeki etkileri çok eski çağlardan beri bilinmektedir. Antik şifa merkezlerinde müziğin iyileştirici etkilerinden hem psikolojik hem de fizyolojik rahatsızlıkların giderilmesinde yararlanılmaktaydı. 



Müzik Strese Bağlı Hormonları Düzenleyebilir

Anestezi uzmanları rahatlatıcı müzikler dinleyen kişilerin kanındaki stres hormonlarının düzeyinin büyük ölçüde düştüğünü bazı durumlarda ilaç alımının bile gerekmediğini söylemektedirler. Bu etkiyi kendi yaşamımızda pek çok kez gözlemlemişizdir.

Bütün bu fizyolojik etkilerinden dolayı müzik bağışıklık sistemini de güçlendirmekte hastalıklara karşı direnci artırmaktadır.



Müzik Üç Boyutlu Algımızı Etkiler

Çeşitli araştırmaların sonuçlarına göre belli müzikler beynin fiziksel dünyayı algılama zihinde canlandırma ve nesneler arasındaki farklılıkları ayırt etme yeteneklerini geliştirebilmektedir. Diğer bir deyişle müzik çevremizi algılayışımızı etkilemektedir. Bu anlamda müzik sesten yapılmış bir duvar kağıdına benzemektedir. Ortamımızı daha ferah daha geniş ve daha şık yapabilir.



Müzik Zaman Algımızı Değiştirir

Müziği zihnimizi yavaşlatmak ya da hızlandırmak için kullanabiliriz. Hızlı tekrara dayanan ve marş gibi müzikler hızımızı artırabilir. Klasik ya da Barok müzikler daha düzenli davranışlara yol açar. Çok romantik ve New Age türü müzikler stresli bir atmosferi yumuşatmaya yardımcı olur. Bazı müzikler belli durumlarda zamanın durmuş olduğu hissini verebilir. 



Müzik Hafızayı ve Öğrenmeyi Güçlendirebilir

Belli tür müzikler kişiye göre değişmekle birlikte konsantrasyonu artırarak öğrenmeyi kolaylaştırabilmektedir. Arka planda Mozart ya da Bach gibi hafif ve ağır tempolu müzikler çalmak bazı kişilerin daha uzun süre konsantreolmasını sağlayabilmektedir. Çalışırken özellikle barok müzik dinlemek yazıları şiirleri ve yabancı dildeki sözcükleri ezberleme yeteneğini artırabilmektedir. Bulgar asıllı Dr. Georgi Lozanov’un hızlı öğrenme yönteminde müzik oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Lozanov’un geliştirmiş olduğu telkinbilim yöntemiyle örneğin bir yabancı dili çok kısa sürede öğrenmek mümkün olabilmektedir. Ve bu tekniğin en önemli bileşenlerinden biri de müziktir. Lozanov bu çalışmalar esnasında arka planda belli müzik parçalarını kullanmaktadır.


Müziğin Daha Süptil Yönleri 

Burada sıraladığım etkiler konunun yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. Bu konuyla ilgili yazılabilecek daha pek çok şey var.

“Müzik ruhun gıdasıdır.” sözünü hepimiz duymuşuzdur. Gerçekten de müzik tüm güzel sanatlar içerisinde en soyut olanıdır. Çünkü doğrudan doğruya duygularımıza ve psişemize hitap eder. Değişik müziklerin üzerinizde meydana getirdiği etkileri bazen sözcüklerle açıklayamazsınız. Çünkü müziğin fiziksel etkilerinin yanı sıra normal duyularla algılanamayan ancak hissedilebilen süptil bir etkisi de vardır. Duyular dışı yeteneklere sahip kişiler özellikle canlı icra edilen müziğin güçlü bir enerjiye sahip olduğunu ifade etmektedirler. Müziğin bu etkisi enerji alanımız (aura) üzerinde çeşitli etkileşimlere yol açmakta ve bizler de bundan etkilenmekteyiz. Sesin görünen ve bilinen etkilerinin yanı sıra duyularla algılanmayan pek çok etkilerinin var olduğu özellikle eski kültürler tarafından çok iyi bilinen bir gerçekti. Ve belki de müzik böylesine sıradan hale gelmeden önce özel etkiler meydana getirmek için kullanılıyordu. Nitekim buna ait pek çok araştırmalar sesin ve müziğin olağandışı bilinç hallerini başlatmak ve elde etmek için yoğun biçimde kullanıldığını göstermektedir.

Günümüzde bu amaçla dizayn edilmiş çeşitli ses ve müzik CD’leri var ve bunlardan bazıları gerçekten çok Başarılı. Bu sesleri dinlediğinizde kolayca meditatif bir hal içerisine girebiliyor ve bunu sürdürebiliyorsunuz.

Kısacası müzik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. Bir müzisyen olarak sizlere önerim mümkün olduğunca yüksek kaliteli müzikleri dinlemenizdir. Elbette yerine göre her tür müzik dinlenebilir. Ancak barok ve klasik dönem müziklerinin yansıttığı tesirler hem beyniniz hem de psişeniz üzerinde çok olumlu etkiler oluşturmaktadır. Çünkü bu müzikler her yönüyle doğanın ve evrenin uyumunu yansıtmaktadır. Bundan dolayı da yaydıkları etkiler bilincinizi yükseltici niteliktedir. Böylesi kaliteli müzikler bestelemiş pek çok ünlü besteci vardır. Ben özellikle BachVivaldi Handel Telemann Scarlatti ve Mozart gibi bestecilerin eserlerini dinlemenizi öneririm. Çağımıza yakın bestecilerden Debussy ve Ravel’in eserleri de oldukça yüksek düzeyli etkiler taşımaktadır. Klasik müzik dinlemeye aşina olmayanlar başlangıçta bunları dinlemekte güçlük çekebilir. Bu müzikleri önce arka planda çalarak işe başlayın. Zamanla alıştığınızı ve sizi çok rahatlattığını fark edeceksiniz. Bunların yanı sıra New Age türü müziklerin bazıları da oldukça rahatlatıcı etkiler taşımaktadır. Zamanla hangi müziklerin sizde ne gibi etkiler meydana getirdiğini kendi kendinize deneyerek anlayabilirsiniz. Müziği kendi ruh halinizi değiştirmek ve kontrol etmek için kasıtlı olarak kullanmaya başladığınızda sizin için çok yararlı bir araç haline dönüşebilir.

Son notum anne babalara… İçinde yaşadığımız ortamda biraz zor olsa da ne olur çocuklarınızı kaliteli müzik dinlemeye alıştırmak için elinizden geleni yapın. Çünkü bu onların gelecekteki yaşamlarını çok olumlu yönde etkileyecektir. Özellikle bebek yaşlarda çocuğu olanlar doğduğu andan itibaren bebeklerinin odasında klasik müzik çalabilirler. Hamile anneler ise daha doğmadan bebeklerine klasik müzik dinletmeye başlayabilirler. Çünkü bebekler anne karnında 4.5 aylık olunca duyabilmeye başlarlar.


Yararlanılan Kaynak: Mozart Etkisi (Mozart Effect) Don Campbell
Related Posts with Thumbnails