bilimsel yöntemler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilimsel yöntemler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Atatürk’ün Türkçeye Kazandırdığı Terimler





Bölen
Bölme
Bölüm
Bölünebilme
Çarpı
Çarpan
Çarpanlara Ayırma
Çember
Çıkarma
Dikey
Limit
Ondalık
Parabol
Piramit
Prizma
Üçgen

Sadeleştirme
Pay
Payda
Teğet

Eski İsmi

Maksumunaleyh
Taksim
Haric-i Kısmet
Kabiliyet-i Taksim
Zarb
Mazrup
Mazrubata Tefrik
Muhit-i Daire
Tarh
Amudi
Gaye
Aşar’i
Kat’ı Mükafti
Müselles 
Ehram
Menşur
İhtisar
Suret
Mahrec

Lazerle veri transferi rekoru!


Araştırmacılar veri transferinde hız rekoru kırdı. Tek lazer ışınıyla taşınan veri saniyede 26 terabit hıza ulaştı.



Alman araştırmacılar, lazerdeki ışığı renklerine bölerek ayrı kanallarda taşıttıkları veriyle saniyede 26 terabit hıza ulaşmayı başardı.
Nature Photonics bülteninde yer alan habere göre, fiber optik kablo üzerinden gerçekleştirilen lazerle transfer denemesinde ‘Hızlı Fourier Dönüşümü’ yöntemi kullanıldı. Bu yöntemde lazer ışınının içinden 300 farklı renkte ışık ayırt edilerek her birine ayrı bilgi dizileri kodlanıyor, böylece ‘aynı anda çalışan 300 kanallı bir veri yolu’ elde ediliyor.
Araştırmanın ve makalenin sahiplerinden olan Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü araştırmacısı Prof. Wolfgang Freude, aslında saniyede 100 terabit hıza ulaşmanın mümkün olduğunu, ancak amaçlarının maliyet anlamında da gerçekleştirilebilir teknolojilerle en yüksek hıza ulaşmak olduğunu söyledi.
Işık tabanlı veri transfer yöntemlerinin ilk örnekleri tek bir ışık üzerinden gerçekleştirilirken, son yıllarda renk farklılıklarından yararlanarak aynı ışık içinde pek çok kanal açılabiliyor.

Karlsruhe ekibinin ulaştığı 26 tbit/s hızla, Washington’daki dev Kongre Kütüphanesi’ndeki tüm bilgiler sadece 10 saniyede bir yerden başka yere aktarılabilir.

Eğitim ve Öğretimde Tablet Dönemi


iPad ile yaşama merhaba diyen tablet bilgisayarlar, artık bilgisayar dünyasının hızla büyüyen pazarlarının başında geliyor. Öyle ki, tablet bilgisayarlarla tanışalı henüz 1 seneden fazla olmamışken birçok alanda kendileri yoğun bir şekilde görmeye başladık. Bununla birlikte, masaüstü ve dizüstü bilgisayar satışlarının kayda değer bir kısmı tablet bilgisayar satışlarına kaymış durumda. Kuşkusuz tablet sektörünün de gelişmelerle birlikte alt başlıkları doğacak. O alt başlıklardan biri de eğitim.
ipad kullanan sinif 2 Eğitim   Öğretimde Tabletin Geleceği
IPAD kulanılan sınıfa örnek!
Büyük olasılıkla 5 yıl içinde ortaöğretim ve üstü eğitim kademelerine ait sınıflarda bol bol tablet göreceğiz. Birkaç yıl içinde dershaneler, kayıt olan öğrencilerine tablet hediye edecektir ve planlamalarını da bu yönde yapacaktır. Şahsen, bahsettiğim konulardaki öngörümü paylaştığım öğretmen arkadaş ve yöneticilerin de görüşleri oldukça olumlu. Öyleyse tabletler, “eğitim dünyasında nasıl var olabilir ve mevcut düzenin tableti benimsemesindeki etkenler ne şekilde” sorularına hem küresel hem de ülke temelli cevaplar aramaya başlayabiliriz.

Mevcut düzenin merkezinde kitaplar ve defterler bulunuyor. Oldukça güçlü bir düzen ve malumuz yılların getirdiği bir gelenek. Ancak bilgi ve iletişim, hiçbir zaman olmadığı kadar yoğun ve kapsamlı. Bununla birlikte eğitim – öğretim yöntemleri de kendisini geliştirmeyi sürdürüyor. Çağdaş eğitim – öğretim anlayışlarında görselliğin ve öğrenci katılımının yeri daha öne çıkıyor. Tabletler, görsellik ve çoklu ortam desteğini sunabilme avantajına sahip. Ancak öğrenci katılımını arttırmaya yönelik bir özelliği henüz yok. Örnek olarak, Çanakkale Savaşı’nın işlendiği bir metnin yer aldığı kitap ile çocuklara sadece birkaç görsel, hikâye ya da deneme sunabilirken; tabletler sayesinde eski videoları, konunun önemli isimlerinin fotoğraflarını, kapsamlı ve gelişmeleri zaman temeliyle arka arkaya yansıtan haritaları, dikkat çekici tarzda hazırlanmış metinleri öğrencilere rahatlıkla sunmak mümkün. Neredeyse tüm algı türlerini kapsayan bu özelliklerle daha etkili bir öğrenme ortamı kolaylıkla yaratılabilir.
Öğrencilerin tablet kullanma konusunda gösterecekleri uyum oldukça önemli. Neyse ki ortaöğretim ve üstü kademelerde yer alan öğrenciler bu konuda kendi altyapılarını çoktan hazırlamış durumdalar. Zira adı geçen kademelerde bulunan öğrencilerin kayda değer bir kısmı akıllı telefon kullanarak, dokunmatik ürünler üzerinde çoktan tecrübe sahibi oldular. Tablet boyutları ve tablet aksesuarları açısından konuya baktığımızda da olumlu özelliklerle karşılaşıyoruz. Birçok kitabı ve defteri her gün sırtına ya da kolunun altına alarak mesafeler kat eden öğrencilerin en fazla 1.5 kilogramlık ürünleri taşımakta sorun yaşayacaklarını sanırım kimse iddia edemez. Üstelik bu ağırlığa sahip olan ürünün içinde binlerce kitabın ve dijital eğitim materyallerinin olduğunu düşünürsek.
Tablet merkezli eğitimin kuşkusuz bir de ekonomik boyutu var. Şu anda öğrenciler için bir lüks olarak konumlandırılabilecek tablet bilgisayarlar birkaç yıl içinde çok uygun fiyat aralıklarında etiketlendirileceklerdir. Aynı dönemlerde, bir yılda satın alınan kitap sayı için ödenen ücretleri (buna okuma kitapları da dâhil) düşündüğümüzde bir tablet alacak seviyelere rahatlıkla ulaşabiliriz.
tablet kullanan ogrenci Eğitim   Öğretimde Tabletin Geleceği
Tabletli öğrenci ...
Uygulamalar, mobil dünyanın önde gelen parçacıklarından biri. Hatta ürünün kullandığı işletim sisteminin kalitesini doğrudan etkileyen bir unsur olarak masaüstü ve dizüstü bilgisayar dünyasından ayrılan bir özellik olarak karşımıza çıkıyor. Sadece iTunes ve Android Market bünyesinde yüz binlerce uygulama bulunuyor. Kısa bir süre içinde eğitim – öğretim temelli uygulamalar da yaygınlaşacaktır. Uygulama konusu belki de tabletlerin okullarda boy göstermesi konusunda en hızlı ve hazır unsur.
Tablet teknolojisi ile paralellik gösteren internet bağlantısı ve bulut bilişim, sergileyecekleri gelişmelerle tabletlerin eğitim – öğretim sahalarında yer edinmelerinde etkili olacaktır. Bulut bilişim açısından gelişmiş bir üniversitenin konuyla ilgili hazırlayacağı bir uygulamayı tablet kullanan öğrencilere sunmasıyla, sadece o üniversite kütüphanesinde yer alan milyonlarca içeriğe ulaşılabileceğini düşünmek bile yetiyor aslında. Mobil internet sağlayıcılarının öğrencilere özel sunacakları ekonomik paketlerin de birkaç yıl içinde hayata geçeceğini beklemek, mobil teknolojileri takip edenler başta olmak üzere herkes için makul bir beklenti olarak tanımlanabilir.
Tablet, eğitim, öğretim ve öğrenci unsurlarının her geçen yıl daha da yaklaşacağını bir döneme girmek üzereyiz. Söz konusu parçaların olabildiğince sağlıklı ve doğal bir süreç etrafında buluşmaları hem küresel hem de ülkemiz açısından yeni ve parlak bir neslin doğmasına büyük katkılarda bulunacaktır.
KAYNAK: sosyalmedya.co/egitim-ogretimde-tabletin-gelecegi/

NEDEN OKULLARIMIZDA BİLİM TARİHİ OKUTULMUYOR?

Facebookta dolaşırken dikkatimi çeken, okunması ve sorgulanması gereken güzel bir çalışmayla karşılaştım.(Aşağıda tamamını okuyabilirsiniz). Bilimsel yöntem ve süreçlerini sorgulamayan ezberci eğitimden, tüm öğretmenlerimiz şikayetçi iken, kimse bu yönteme yaptığı katkıyı sorgulamaz! Öğrenciler bir bilgi amelesi gibi kullanılır ve ondan sorgulamadan ezberlemesi istenir. Çünkü sorulan saçma sapan sorulara öğretmenin cevap verecek zamanı yoktur. Öğretmen, O saçma soruların gerekçelerini sorgulayabilse, en başarısız öğrencinin bile önünde bir yol açabileceğini görecektir. Ama yüklenmiş olan müfredatı yetiştirmek üzere kitlenmiş olan öğretmen de, öğrenciye değil kuruma hizmet ettiğini fark edememektedir. İşte aşağıdaki yazı bunu cevabıdır. Lütfen okuyun!

Süleyman EKER 10 mayıs 2011

Bu yazı bir kitaptan alıntıdır..Kitaptaki fikirleri sizlerle paylaşmak istedim..Sorulan soru konuyla ilgisi olduğu için  tüm Milli Eğitim Bakanlarına sorulmaktadır..


Pek akıllılık sayılmaz ama biz gene de zaman zamanilgililere sorduğumuz bir soruyu hoşgörülerine sığınarak Milli Eğitim Bakanına yinelemek istiyoruz: Neden, sayın bakan, bizim okullarımızda bilim tarihi öğretilmiyor hala? Renkli gazeteler futbolcuların, güzel bacaklı ünlü şarkıcıların, kıro milyarderlerin yaşamlarını en küçük ayrıntılarına dek hepimize öğretirken Milli Eğitim Bakanlığı da tüm çabasını ulusal tarih,coğrafya, edebiyat ile din öğretimi üzerine yoğunlaştırmış sanki. Özendiğimiz ülkeler sanayi toplumundan bilgi toplumu olma aşamasına geldiler,  sanayinin birbölümünü bize bırakmaya da hazırlar. Salt bu nedenle de olsa insanlarımızın eğitiminde bilim ve teknolojinin ağırlıklı olması kaçınılmaz.Bilimin anlaşılır biçimde anlatılmasının ve öğretilmesinin önemli bir desteği de genç beyinlere onu tarihi ile birlikte sunmaktır.
Biz tarih diye yalnızca siyasal olayların geçmişini bellemişiz. Siyasal olayları çoğunlukla ekonominin, ekonomiyi de günümüzde teknolojik gelişmelerin yönlendirdiği ise artık bilinen bir gerçek. Çoğumuz 2.Dünya Savaşı'nı bitiren ana etkenin ABD'nin üstün teknolojisi olduğunu öğrendik. Neden o zaman Hitler'i, Roosevelt'i tanıyoruz da Von Braun'u Oppenheimer'i Marconi'yi bilmiyoruz? Savaşın tarihini yapan bilim adamlarını, mühendisleri tanımıyoruz? Tarihi masalsı anlatımlarla değil de neden-sonuç ilişkileri içinde anlatmak, öğretmek istiyorsak gençlerimize bilim tarihi eğitimi vermemiz gerekir.Üstelik bilim tarihin fen dersleri ile birlikte okutulması öğrencilerin fen bilimlerine daha çok ilgi göstermelerine yardım edecektir, onların çapraşık konuları anlamalarını kolaylaştıracaktır.
......insanlara daha iyiyi, daha güzeli sunmayı amaçlayan , bir başka deyişle işini iyi yapmayı isteyen herkesin kendi işinin tarihini bilmesi zorunludur. Her  hekim Pasteur'u, Koch'uher otomobil mühendisi Otto'yu, Ford'u her kimyacı Haber'i, Nobel'i her elektrikçi Faraday'ı, Hertz'i her ekonomist Malthus'u, Keynes'i her ressam VanGough'u, Picasso'yu bilmek zorundadır.


GALILEO GALILEI diyor ki;
(1564 – 1642) İtalyan fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filozof.

Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka birşey değildir. Bir kerecik bile olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder

Bilim tarihinin öğrenilmesi gereği önce doğa bilimleri ile uğraşanlarca kabul edilmiş ve yüzyılımızda başlı başına bir bilim dalı olarak eğitimde yerini almıştır. Neden mi? Yoklayın anılarınızı şöyle bir. Size en güzel öyküleri, fıkraları (Temel markalı olanları değil), tarihsel olayları hangi öğretmeniniz anlatmıştı? Büyük bir olasılıkla bir fen öğretmeniydi o....Çünkü soyut kavramlarla bunalmış, kaybolmuş genç beyinlere yüklenmenin kolay bir yolu O beyinleri zaman zaman rahatlatmaktır. Öğretmenlerin çoğu bunu bilir. İşte bu rahatlatma bahanesi ile size konu ile ilgili küçük bir öykücüğü aktararak olayın içine insan boyutunu da sokarlar. Havalardaki bir maddenin sakınım yasası yoksulluk içinde ölen bir Lavoiser ile bütünleşir, dünyanın dönmesi sizi hiç ilgilendirmese de Galileo'nun engizisyon mahkemesindeki ünlü savunması sizinle o cesur bilim adamı arasında bir sevgi bağı yaratır. Buzların içindebir ömür yitirmiş olan Amundsen'i yaman bir serüvenci olarak tanıyıp severken bir de bakarsınız fizikte öğrendiğiniz mağnetik alan, mağnetik kutupların değişkenliği gibi sıkıcı konularda adam neler yapmış...Pek de boşuna ölmemiş bu serüvenci dersiniz kendi kendinize. Gizemli dünyalarında şifreli dillerle bilgilerini korumaya, başkalarına çaldırmamaya çalışan orta çağ simyacılarının böylece canınızı çıkaran o korkunç kimyasal formüllerin de ilk bulucuları olduklarını öğrenirsiniz. Gün gelir maddenin yok olmayacağını söyleyenlere karşı bir Einstein çıkar karşınıza, evet der, madde yok olmaz ama enerjiye dönüşebilir. Bunun için de şunlar şunlar.... gereklidir. O yazdıkları az olan şeylerdir, ama bir de olaya görülsün.


ALBERT EISNTEIN

Atom çekirdeğindeki bu mini mini dünyanın kendi özgü düzenini biz insanların savaş ve barış gibi karşıt iki amaçla nasıl bozduğunu O genç çok iyi anlayacaktır, çelişkileri ta içinden duyarak. Artık onun için soyut elektron ile somut Einstein bir olacaktır.
Bu yeni kahramanlar futbol oynamazlar, boyalı basında adları çıkmaz ama adları her kitapta geçer , ömürleri de birkaç yılla değil yüzyıllarla ölçülür.
Ne dersiniz, bir ülkenin geleceği için bu gençlerden daha iyi bir yatırım, daha parlak bir umut ışığı var mıdır?

  Kaynak:  KİMYA GÜZELDİR
Ömer Kuleli-Osman Gürel

(NOT:Einstein müzikle uğraşırdı, Bohr futbol takımındaydı vb. birçok bilim insanı bilimin yanı sıra hayatla da ilgilenmişlerdir.Bilimle uğraşmak demek hayattan kopmak demek değildir..Bilim tarihini okudukça bilim insanlarının da bizler gibi tutkuları,hobileri veya hataları olduğunu anlarız ve onları kendimize daha yakın hissederiz...Bu da bilimi bize daha da yakınlaştırır. Bilim ve Felsefe Kulübü)
Related Posts with Thumbnails