müzik araştırmaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik araştırmaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Müziğe kelepçe; Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası




Piyanist ve besteci Fazıl Say, ”halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı” iddiasıyla yargılandığı davada 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.  İstanbul 19′uncu Sulh Ceza Mahkemesi, 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla cezayı erteledi. Say, karar sonrası yaptığı açıklamada, “Mahkeme sonucu çıkan karar için yurdum adına çok üzgünüm. İfade özgürlüğü açısından hayal kırıklığına uğradım. Hiçbir suçum olmamasına rağmen ceza almış bulunmam şahsımdan çok, Türkiye’deki ifade ve inanç özgürlüğü adına kaygı vericidir” diye konuştu.
Ömer Hayyam’a ait olduğunu söylediği bazı dizeleri Twitter’da paylaşması nedeniyle, 3 kişinin şikayetçi olduğu Say hakkında 1.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
Say söz konusu tweetlerinin bazılarında şunları yazmıştı:
“Muezzin 22 saniyede okudu akşam ezanını yahu. Prestissimmo con fuco!!! Ne acelen var? Sevgili? Rakı masası?” Ben ateistim  diğer yarısını bilmem  ) Ateistim ve bunu bu kadar rahat söyleyebildiğim için gururluyum.”
Geçtiğimiz Kasım ayında katıldığı bir programda Fazıl Say, kendisine dava açanların 3-5 it kopuk olduğunu belirtmişti. Say’ın yargılanmasını eleştiren Dünya Yazarlar Birliği Türkiye Merkezi’ne de (PEN) ifade özgürlüğüne kısıtlama getiren TCK’nın 301′inci maddesinden soruşturma açılmıştı.

Blue Note nedir?

Blue note için bir çok farklı söylemler olmasına rağmen, söylenenlerin arasında ki tek ortak nokta majör ve minör arasında ki ayrımı oluşturmaktan öte komalı bir yaklaşımla "hüznü hissettirmek ve hüznü yaratmak" olarak anlaşılıyor. Bu blue note u duyurmak, doğru yerde ve zamanda olmalı ve enstürmanistin ustalığı, melodik zekasını ortaya koyan durumdur.

Bu konuyla ilgili nette yayımlanmış bazı bilgiler şöyle:
1- Hokus pokus My Gitar:

Afrikadan Amerika'ya getiriliyor köleler. Bu sırada tabi ciddi bir misyoner faaliyet sonrası hristiyanlaştırma çabası var zenci halkı. Bunun için kilise müziğini de öğretiyorlar zencilere. Kilise müzikleri arasında en basit, major ezgili ve 1-5 gibi temel kadansların olduğu parçaları öğretiyorlar ilk başta. bu parçalar majör yapılarından dolayı neşeli eserler, ancak zenci halk ezilmiş, yerinden kopartılmış ve bilmediği bir yere yerleştirilmiş, aşağılanmış... Bu olumsuz şartlarda neşeli bir eseri aynı neşeli hissiyatla söyleyemiyor tabi. Buna Durul Gence şu örneği vermişti. "neşeliyken 'anne!' diye bağırdınız mesela, sesiniz dinç ve gür çıkar, sona doğru tizleşir sanki ancak zor bir anınızda 'anne!' dediğinizde, sönük, sona doğru ise neşeliyken söylediğinizden birkaç koma altta, sanki mırıldanır gibi söylersiniz"

İşte blue note (blue sözcüğü amerikan kültüründe hüzünlü gibi anlamlarda da kullanılır zaten) o majör parçadaki majör hissiyatı veren notaları, zencilerin o mutsuzlukta tam söyleyemeyip, birkaç koma alttan sanki içi acır gibi söylemeleri sonucu oluşmuş. Majör parçada minör hissiyata yönlendirici olan ve genellikle komalı olan her ses blue note olarak adlandırılır. Majör bir parçada, ağlar gibi bir ifade yaratan, o neşeli havayı bozan seslerdir mavi notalar.
Akın Eldes'in pinhani grubunun gözler anlatır adlı parçasının sonlarına doğru, parça la majör olmasına rağmen inatla çaldığı hafif komalı bir fa sesi, son zamanlarda duyduğum en hissiyatlı ve güçlü mavi notalardandır bu arada. Bir dinleyin derim. O neşeli havayı çok güçlü bir şekilde yırtmış.
2- Doğal nota ile bemol arasındaki seslere blue note- türkçeleştirirsek mavi nota- denir.
 (arsmagna, 23.03.2007 22:39)
3- Dünyaca üne sahip jazz mekanının adıdır new yorkta.
 (daisy, 30.03.2007 00:59)
4- Majör ve minör arasında karar verememiş dizilerin çeyrek sesleridir. blue (yani mavi) mecazi olarak hüzün anlamında da kullanıldığından, hüzünlü nota anlamına da gelebilir. neşeli ve çoşkulu bir majör gamında blue note kullanılarak daha hüzünlü bir ezgi ve dolayısıyla blues elde edilebilir.
5- Şimdi ismini hatırlayamadığım bir üstadın teorisine göre beyaz misyonerler siyahlara kilise şarkıları öğretmeye çalışırken; siyahların bu coşkulu majör şarkıları, esaretin verdiği hüzünle, istemeden minöre yaklaşarak söylemeleri sonucu ortaya çıkmıştır.
 (pecos kid, 25.05.2008 04:38)
 6-Plak sirketi.
7- Blue 2 anlamlıdır,biri mavi renk, diğeri ise hüzün! Bundan anlayacağınız gibi "hüzünlü nota"blues da çok rastlanır.
TSM deki koma sistemini anımsayın! Ama batı müziğinde bu sistem olmadığından, gereksinim bu yolla sağlanmıştır. Nasıl olduğuna gelince; major bir tonda; gamın 3. notası kromatik olarak bemole yakın çalınır! Piyano ya da klavyede gamın 2.sesi 3. ses ile çarptırılarak, gitar yada nefesli sazda ise 2. ses "bend" yapılarak sağlanır. Minor tonda ise gamın 5. sesi üzerinde yapılır. (Bülent Aksu)
8- Çınarcıkta bir kafe :) Müzik merkezi...

Anadolu müziğinde oryantalizm yoktur!


ARİF SAĞ / Anadolu müziğinde oryantalizm yoktur ! Serhan Yedig in yaptığı söyleşide bir çok önemli noktalara değinen Arif hocamızın felsefesini de anlamamıza yardımcı olacaktır....

"Buzuki Yunan’ın elinde harika bir çalgıdır. Ama bağlamayı buzuki ya da klasik gitar gibi çalarsanız enstrümanınıza ihanet edersiniz" diyor Arif Sağ. Yeterince olgunlaşmadan, çalgısını, müziği tanımadan ortaya çıkan gençlere fena halde kızıyor. Bu arada kendisi de sazın sapını kısaltıp, flamenkocularla konser verdiği, bağlamayı konçerto solisti yaptığı için eleştiri odağı. 2002’de İstanbul’da flamenkocu Gerardo Nunez’le vereceği konser öncesi Sağ’la buluştuk, müzikteki hassas konuları konuştuk.
Çoğunluk sizi sadece bağlamayla tanıyor. Oysa yıllarca stüdyo müzikçisiydiniz ve birçok enstrüman çalıyorsunuz. Hatta enstrümanın bulunmadığı ortamda bardaklara su koyup müzik yaptığınızı duymuştum. Çaldığınız enstrümanların listesiyle başlayalım mı röportaja?
- İyi derecede ritm aletleri çalarım. 1975’te TRT Radyosu’na kemençeci kadrosuyla girmiştim. Profesyonel düzeyde olmasa da nefesli çalgılar kullanırım. Eskiden zurna çalmaktan utanırdı insanlar, birçok sanatçının kasetinde zurna çaldım. İlginçtir, konservatuvarda zurna bölümü açtık. Öğrenci gelmedi. TV programlarında zurna çalmaya başladım. Bu çalgıyı kullanmanın ayıp olmadığını göstermek için... 1970’lerde çoban kavalı Türkiye’de bilinmezken ben çalıyordum. Bir dönem tar çaldım. Tüm enstrümanlara tutkum var. Müzik adamı olmak bunu gerektirir. Bir enstrümana takılıp kalırsanız çalgıcı olursunuz ancak. Dünya çalgılarını tanımak insanın ufkunu geliştirir.

İddiasını albümle kanıtlayacak

Şimdilerde zamanınızın çoğu dersanenizde ve stüdyonuzda geçiyor. Yayımlanmasa da, vokali bir kenara bıraktığınız, tüm çalgıları kullandığınız deneysel çalışmalar yapıyor musunuz?
- Bazı aletleri çok profesyonel çaldığım için denemeye gerek yok. (Gülüyor) 1980’lerin sonunda Erşan Başbuğ’un hazırladığı bir TV programında ekran sekize bölünmüştü ve her karede bir enstrüman çalıyordum. Kaval, davul, zurna, bağlama gibi... Şimdi sizin kastettiğiniz türde deneysel bir çalışma hazırlıyorum. Çıkış noktam şu tez: Bence Anadolu müziğinde oryantalizm yoktur. Ne zeybekte, halayda, horonda ne de Trakya havalarında. Oryantalizm arabeskle girdi. Tezimi kanıtlamak için sadece ritmlerden oluşan bir albüm hazırlıyorum.
Diğer bağlama virtüözlerinden en önemli farkınız çalgınızın yapısı üzerinde düşünmeniz, değişiklikler yapmanız. Bildiğim kadarıyla sapını kısalttınız, beş telli bağlama denediniz, penayla çalıyorsunuz. Bu değişiklikler hangi ihtiyaçlardan kaynaklandı, ne sonuçlar elde ettiniz?
- Bir çalgının, dünya enstrümanı olabilmesi için bazı koşulları yerine getirmesi gerekiyor. Standartlaşması ve enstrüman ailesine sahip olması lazım. Batı’da tek kemandan tüm sesleri çıkarmayı denemek yerine, viyola, çello, kontrbas yapmışlar. Aynı şey klarnet ve saksofon için söz konusu. Çalgılar tonalitelerine dikkat edilerek, doğru tınladıkları yere göre standartlaştırılmışlar. Bizim elimize bir bağlama verilmiş, her şeyi bununla çalmamız bekleniyor. Oysa bağlamanın iyi tınladığı bir nokta vardır. Eğer “la” akorduyla bir parça çalmanız gerekiyorsa, bağlamanızın iyi tınlayan noktası “la” karara denk düşüyorsa iyi sonuç alırsınız. Ama bağlamada birden fazla noktada “la”yı bulmak mümkün. İyi tınlamadığı noktadakini kullanırsanız, iyi sonuç alamazsınız. Bu nedenle bağlamayı tonaliteye göre çoğaltmak gerekir. Si, la, sol b ağlama gibi. Bu ihtiyacın yanı sıra gitara baktığımda standart beş telin bile yetmediğini 12 telli gitar yapıldığını gördüm. Naylon tellisi, flamenko gitarı, perdesizi yapılmış. Neden bağlamanın da böyle bir ailesi olmasın? Üç, altı, yedi tellisi gerekir; tezeneyle (pena), şelpeyle çalınanı gerekir. Kısa saplı bağlamayı icat etmedim, Anadolu’da örnekleri var. Kısa saplı bağlama yapıp, şelpe tekniğiyle çaldığımda TRT buna karşı çıktı. Yıllardır karşı. Fakat binlerce genç artık bu teknikle çalıyor. Konservatuvar öğrencileri bilir, uygular. Hocaları bilmez. Konservatuvarda dersi yoktur!

Bağlamanın sapını ben kesmedim

Yani çıkış noktanız cura, bağlama, divan sazından oluşan ailenin genişlemesi gerektiğiydi. Peki geliştirdiğiniz çalgılara patent alıyor musunuz, 50 yıl sonra “Arif Sağ Bağlaması” diye bir çalgı olacak mı?
- Divan sazı denilen şey, bağlamanın alt telinin “la”ya akord edilmiş olanı. Bu artık tarihe karıştı. Türkiye’de bulmanız mümkün değil. Bugün alt tel “re” ya da “do”dur. Cura, bağlama, divan sazı enstrüman ailesi olamaz, çünkü hepsi aynı tonda. Sadece oktav farkları var. Tek bağlamayla tüm tonlarda çalınmaz. Teli iki ses düşürmek ya da çekmek gerekir. “La”ya çekilmiş teli “sol”e düşürmek bağlamanın tınısını öldürür. Keyfi akortla standart kurulmaz. Enstrüman ailesi oluştururken dikkat etmemiz gereken şey Anadolu’nun ortak tınısını temel almaktır. Bizde “do”, “do diyez”, “si”dir bu tını. Bu tınılara göre birer çalgı yapmak da yetmez, çalgıların standartlaşması gerekir. Dünyanın herhangi bir yerinde eline bağlamayı alan standart enstrümanı çalabilmelidir. Patent meselesine gelince, halkın malı bu çalgı... Kimin malının patentini alıyorsunuz ki?
Yakın dostunuz, eğitimci Erol Aktı 19 farklı düzende çalınabilen bağlamanın ustasının elinde ses genişliğini 4.5 oktava kadar yükseltebileceğini söylüyor. Sapı kısaltılmış bağlama aynı olanağa sahip mi; Anadolu’nun tüm yörelerindeki ezgileri, örneğin bir Ege ezgisini bu enstrümanla çalmak mümkün mü?
- Ben Arif Sağ’ım; bu ülkede iyi bağlama çalanlardan biriyim; beni taklit eden binlerce kişi var; bugüne kadar bu enstrümanı kullandım ve hiçbir zorluk çekmedim... Başkası çalamıyorsa, bunu bilmem. Ben zoru, daha iyisini deniyorum. Devlet memuru zihniyetiyle yaklaşmıyorum çalgıma. Her konserden sonra tellerini değiştiriyorum örneğin... Aletiniz doğru tınlamıyorsa, yanlış frekansla çalıyorsanız zaten yaptığınız iş baştan yanlıştır. Bazı cahiller çıkıp “Arif Sağ bağlamanın sapını kesti” dedi. Bunu ben icat etmedim. Anadolu’da bağlamanın orijinali böyledir, 12 perdelidir. Çalgı şehre geldiğinde, şehirlileştirmek ve tambura benzetmek için sapını uzatmışlar. “Bağlama düzeni”ne alternatif “bozuk düzen”i geliştirmişler. Kısa saplı bağlamayla neden Ege türküsü çalınmasın? Ege’de, Toroslar’da bağlama düzeniyle çalınır. Talip Özkan, Fethiyeli Topal Ramazan vardır... Ayrıca, kemanın da sapı kısadır, öyle değil mi?

Anadolu keşfetti, gitarcılar taklit etti

Edirne’den Erzurum’a tüm yörelerin ezgileri ilginizi çekiyor mu, repertuarınızda yer veriyor musunuz?
- Ben yöre sanatçısı değilim ki. 20 yıl TRT’de çalıştım, tüm yörelerin türkülerini çaldım. Türk Folklor Kurumu’nun yöneticilerindenim. Halk oyunlarını iyi bilirim. Enstrümanıma bir kültür ögesi olarak yaklaşırım. Bana kimse “Falan yörenin parçası şu düzenle, filan yörenin parçası şu düzenle çalınır” demesin. Bu anti müzikal bir söylem. Enstrümanını iyi çalan, tüm yöreleri rahatlıkla çalar.
Enstrümanın yapısındaki değişikliklerin yanı sıra bir de çalma tekniğinde farklı yöntemler kullanıyorsunuz. Gitarcı Egberto Gismonti’de gördüğümüz teknikle perdelerin (sapın) üstündeki elinizi, diğeri gibi kullanıyorsunuz. Yani bağlamayı piyano gibi çalabiliyorsunuz. Şelpe tekniği dediğiniz şey bu mu?
- Evet bu teknik. Anadolu’dan çıkmıştır. Gitarcılar da Anadolu’dan almıştır. Geçmişi Ortaasya’ya Türkmenistan’a, Özbekistan’a kadar uzanır. Anadolu’da bağlama tel ve perdeler üzerinde vurarak çalınıyordu. Fakat mi perdesinin altına inilmiyordu. Benim, öğrencim Erdal Erzincan’ın, Erol Parlak’ın ve birçok genç bağlamacının yaptığı “mi” sesinin de altına inip çalgının tüm noktalarını kullanmaktı. Geleneği zedelememeye özen gösterdik. Halk müziği sevenler dinlerken rahatsız olmadı. Rahatsızlık hissetseydim zaten vazgeçerdim. Sadece kendini Türk Halk Müziği otoritesi kabul eden, kendini yenileyemeyen bazı kişiler rahatsızlık hissetti!
1996’da Cumhuriyet’te yayımlanan bir röportajda “buzuki tekniğiyle çalınması bağlamanın geleceği için ciddi bir tehlikedir” demişsiniz. Nedir bu teknik ve tehlikesi?
- Buzuki Yunanlılar’ın elinde harika bir çalgıdır. Ama bağlamayı buzuki ya da klasik gitar gibi çalarsanız enstrümanınıza ihanet edersiniz. Buzukici ve gitarcı enstrümanını en iyi şekilde çalmak için çaba sarfediyor. Bizimkiler bağlamayı daha iyi çalmaya çalışmak yerine onları taklit ediyor. Piccolo flüt yerine piccolo flütü taklit eden bir neyzen ya da tumbacı yerine tumbacıyı taklit eden bir koltuk davulcuyu dinlemek ister miydiniz? Bana mantı ikram ediyorsanız üstüne sarmısaklı yoğurt ve eritilmiş tereyağ dökmenizi tercih ederim. Ballı yoğurt dökerseniz midem kaldırmaz...

Gençlere neden kızgın?

Enstrümanın yapısı ya da yorum tekniğinde yapmayı hayal ettiğiniz başka değişiklikler var mı?
- Bir enstrümanı iyi çalmak marifet değil. Ekol yaratmak, öğrenciler yetiştirmek, birikimi tarihe maletmek önemli. Çalgını dünya çapına taşımak zorundasın. Bugün binlerce genç şelpe tekniğiyle çalıyor. Çok iyi çalan öğrencilerim var. Yarın gençler beni teknik olarak aşacak, beni hayrete düşürecekler. Arkalarından süpürge toplayacağım. Sanat ancak böyle gelişir. Sanatçı şunu bilmeli: Bir gün yetiştirdiklerim beni aşacak ve ben onları hayretle seyredeceğim. “Benimle başladı, benimle biter” düşüncesinden, egoizmden kurtulmak gerekir. Özetle söylemek gerekirse, gençlerin bu birikimi daha ileri taşımasını bekliyorum.
Yenilikçi olduğunu iddia eden bazı gençleri çok sert eleştirdiğinize defalarca tanık olduk. Sizce gençler ne yapmalı; ya da neyi eksik yapıyorlar?
- Biliyor musunuz, Hindistan’da bir gencin tablacı olabilmesi için 50 yaşına yaklaşması, en az 30 yıl çalabilmesi gerekiyor. 30 yıldan sonra “bu genç tabla çalabilir artık” diyorlar. Sanatta tecrübeye saygı esastır. İki yıldır kaval üzerinde bazı değişiklikler yapmaya çalışıyorum. Defalarca kaval, ney çalan arkadaşlarıma gittim, fikirlerini sordum. “Ben yaptım oldu” diyebilirdim. Muharrem Ertaş’ı ne zaman duysam beni ter basar. Muhteşemliği karşısında korkarım. Beceriksiz gençler Ertaş’ın türküsünü alıp mahvediyor. Sonra da “ben bu türküyü yorumladım” diyor. “Yorum” varolanın üzerine bir şeyler ilave etme kabiliyetidir; varolanı değiştirmek ve bozmak değil. İşte sahtekarlık burada başlıyor. Türküler kimsenin malı değil, herkes söyleyecek. Ama gençlerden rica ediyorum, bir bilene danışsınlar.
“Bağlama Konçertosu” projeniz geniş yankı uyandırmıştı. Fikir kimden çıktı, bu tecrübe müziğe bakışınızı nasıl değiştirdi?
- 1970’lerde yaylılarla bu tür denemeler yapmıştım. Köln Filarmoni’yle daha geniş kapsamlı bir çalışma yaptık. Fikir bana aitti. Büyük bölümünü ben, bir bölümünü Erdal Erzincan ve Erol Parlak besteledi. Cengiz Özdemir orkestraya uyarladı. Müziğimizi evrensel platforma senfonik formda ya da cazla taşıyabileceğimize inanıyorum. Popüler müzik gelip geçicidir.

Flamenko yabancı değil
Son dönemde en önemsediğiniz proje Binyılın Türküsü’ydü. Sizce bu projenin yarına yönelik mesajı nedir?
- Anadolu’daki kültürel mozaik vurgulandı. Bu arada Anadolu’nun ana enstrümanı bağlamaya dikkat çekildi. AB’ye giriş sürecinde cebinde parası bulunmasa da Türkiye’nin köklü bir kültüre sahip olduğu bir kez daha hatırlatıldı.
Flamenko ne zaman ilgi alanınıza girdi?
- 1970’lerden bu yana flamenko dinlerim. Paco De Lucia’yı çok severim örneğin. Flamenkoyu yaratanlar Asyalı çingeneler. Gitarı da Avrupa’ya onlar götürmüş. Makamsal özellikleri var. Bu nedenle ortak sesler, duyarlılıklar bulmak zor değil. İki yıl önce Hollandalı bir prodüktörün önerisi üzerine flamenkocu Tomatito ile Hollanda ve Belçika’da 12 konser vermiştim. Emprovize ağırlıklı bir projeydi. İlk buluşmada ortak ses yaratabildik, herkes çok şaşırdı. Çünkü Tomatito aslında Muharrem Ertaş ya da Hacı Taşan ruhuna sahip bir müzikçiydi.
Gerardo Nunez’le İstanbul’da vereceğiniz konser bir önceki buluşmanın açtığı yoldan mı geçecek?
- Bu konseri iki ayrı kültürden virtüözün buluşması şeklinde değerlendirmek gerekir. Nunez flamenko çalacak, ben Türk Halk Müziği. Sonra birlikte emprovize yapacağız. Vokal konser yapmayacağız. Enstrümanlar ön plana çıkacak.
(Serhan Yedig / İş Müzik Kasım 2002)

"İlk şiirimi Atatürk için yazdım" diyen kim?


1956 YILINDAN BİR AŞIK VEYSEL RÖPORTAJI İLE ÇOK GÜZEL AYRINTILAR ANLATILIYOR. YAZIM HATALARI YOKTUR, ŞİVENİN DATLILIĞI VARDIR BU YAZIDA...

Saz çalıp para kazanmak için şehir şehir gezen Aşık Veysel 'in yolu 1956'da Dinar'a düşmüştü. Dört günde dört konser verdi. Bu konserlerden birinde şair Nedred Gürcan’la yaptığı sohbet diktafona kaydedildi. Konuşmanın bir bölümü yine şair Nedret Gürcan tarafından Dinar’da 1954-57 yılları arasında yayımlanan Şairler Yaprağı dergisinde yer aldı. İşte bu konuşmada Aşık Veysel, sonraki yıllarda adı kullanılarak üretilen pek çok hurafeyi aydınlığa kavuşturuyor.


Çok çok teşekkür ederiz üstad. Eksik olmayın. Gerek ben Nedret Gürcan, gerek ortaokul müdür muavini Reşat Ünsal size çok çok teşekkür ediyoruz ziyaretiniz için. Şimdi Dinar Belediye Reisi'nin yanına kadar gidelim. Kendisi bekliyor."
- Sağolun. (Aşık Veysel'in sesi)
Memleketimizin yegane halk saz şairi, kıymetli üstad Aşık Veysel Şatıroğlu gözlerini kaybettikten sonra saz çalmaya başlamış fakat şairliğini ancak Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde göstermiştir. Bize söylediğine göre, ilk şiirini Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde Atatürk için yazmıştır. Kendisinden Atatürk'e ait bir hatırası olup olmadığını sorduğumuz kıymetli aşık bize çok güzel bir hikayesini anlattı. Ne yazık ki büyük Atatürk'ü bu büyük sanatkar hiç görememiş fakat hemen hemen gördü gibi bir şey olmuş. Şimdi bu hikayeyi kendi ağzından dinliyoruz. Buyrun üstad... (Bundan sonra sözü Aşık Veysel alıyor)
Onuncu yıldönümünde bizim nahiyede Ali Rıza isminde bir müdür varıdı. "Onuncu yıldönümüne bir şiir veya destan hazırla" diye bana beş-on gün evvel haber vermişti. İşte biz de o zamanlar bir destan hazırladık, nahiyeye gittik. İlk defa da orada okudum. Destan da şu idi. Baştan bir kıtasını okuyayım: “Atatürktür Türkiyenin ihyası / Kurtardı vetanı düşmanımızdan / Canını bu yolda eyledi feda / Biz dahi geçelim öz canımızdan.”
İşte bu destanı orada okudum. Nahiye müdürü yazdı, aldı Ankara'ya gönderirim diye. Bekledik. Geldi, gelecek, Atatürk duyar, bizi ister falan bir ümitle hayli bir zaman bekledik. Nihayet, kara kışın içinde, evvelki arkadaşım İbrahim vardı, Angara'ya kadar gidelim dedik. Yaya olarak düştük yollara. Akdağ madeninden, Yozgat köylerinden, Alacanın köylerinden, Sungurlu ve köylerinden, efendim, Çangırı'nın bazı köylerinden, Çıbık'tan hasılı üç ayda Angara'ya gelebildik. Çünkü kış, yaya...

Bize yetirmedikçe kendisi de yemez

Ankara'ya geldik. Misafir olacah bir yerimiz yoh. Cebimizde para yoh. Kendimize güvenemiyoruk otelde şurda burda yatmak için... Biz ne yaparız filan... Orda burda dert yanar iken, dediler Erzurumlu Paşo dayı var. O adam müsafiperverdir, sizleri misafir eder dediler. Sora sora o adamı bulduh. Hakigaten adam da misasirperver bir adamıdı. Allah rahmet eylesin. Bizi seve seve misafir etti. Birkaç gün orda kaldıktan sonra, orda kahveler vardı. Kahvelerde çalıp söylüyoruz... Orda Alaca'nın (burası anlaşılmıyor) Köyü'nden bir Hasan Efendi isminde, Allah rahmet eylesin, orda vaktiyle gelmiş ev yapmış. İki tane arabası var. Arabalar çalışıyor. Ordan bizi gordü, misafir etti. Neyse orda kendi evinden bize bir oda ayırdı. Yatah verdi. Gece geliriz, gundüz geliriz yatahlarımız hazırlanmış bayaa evimiz gibi. Yemeklerimiz hazırlanmış. Bize yemea yedirmeyince yamaz.

Halk şairiyiz Atatürk’ü görmek istiyoruz

Dedim Hasan Efendi biz buraya yeyip içmek için gelmedik. Bizim maksedimiz var. "Neymiş" diye sordu adamcaağaz. Dedim böyle bir destanım var, bunu Atatürk'e duyurmak maksediyle geldim. Tanıdığımız yok, yolunu bulamıyoruz. Dedi, "vallahi ben işçi bir adamım böyle şeylerle alakamız yok. Ama burda bir milletvekili var, gidelim ona danışalım da o ne türlü yol gösterirse gidelim oğa gore iş tutalım" dedi. Gittik adama. "Ne istiyorsunuz" dedi. Valla halk şaeriyiz, Atatürk'ü görmek istiyoruz dedik. "Bırak canım" dedi, "siz kıyıda köşede çalın çağırın, geçin gidin beş-on para kazanabiliyorsanız" dedi. "Halk şaerine, şuna buna ehemmiyet veren yok" dedi. "Hayır öyle değil, bizim şöyle bir destanımız var, bunu okuyalım da onun için onu duyuracağız" dedik. "Söyle bakalım" dedi. Aynen destanı baştan ayağe kadar okudum. "Güzel" dedi. "Çok iyi yazmışsın ve iyi düşünmüşsün" dedi. "Bunu" dedi, "Hakimiyeti Milli Metbaası'na abimiz (anlaşılmıyor) Bey'i goriyim de" dedi. "Yarın saat sekizde bir cevap veririm". Gittik.

Tel alacaksan bunu bir yere oturt

Sabahsı saat sekizde geldik. Adam gine "yok" dedi, "ben böyle şeye karışmam" dedi. "Gedin ne yaparsanız yapın. Ben öyle şeyleri bilmem" dedi. Eeeee ümidimiz kesildi. İbraem'e dedim, "haydi gidek yahu, madem metbaa bunu basarmış, kendimiz gidek bir görünek bakalım nasıl olur". Ordan indik Bent Deresi'nden Karaoğlan Çarşısı'na gireceğimiz zaman polisler bizi yakaladı. Ayağımızda çarıh, bacağımız şalvar, üstümüzde şal ceket, belimizde guşak, perişan bir vaziyette. "Girmen çarşıya" dedi. "Yahu biz dilenecek değiliz, bizim başka işimiz var!". "Hayır" dedi, olmaz giremezsiniz" dedi. E başka türlü bir şey diyemedik, "girmeyek" dedik. Birez geri döner gibi ettik, polisi sapıtmış gibi olduk goya. Polis bizi takip edermiş. Gine ileriye devam ettik, polis geriden geldi, İbraam'ın yakasından tuttu, "beynini patladırım girme diyorum" dedi. "Beyefendi tel alacağız" filan... "Tel alacaksan bunu bi yere oturt" dedi, "git telini al gel!" dedi.

Atatürk’ün başı kalabalıktı

İbraam beni bi kahveye oturttu. Gitti teli aldı geldi. Gittik sazı telledik düzenledik. Bu dış kapı tarafından dolandık, çarşıdan gidemiyoruz. Gittik metbaayi bulduk. Vardık. "Ne istiyorsunuz" dediler. "Ağa Gunduz Bey'i  goreceğiz" dedik. Neyse haber verdiler, geldi. "Ne istiyorsunuz" dedi. "Valla böyle böyle bir destan hazırladık, bunu metbaaya vereceğiz" dedik. "Okun bakiyim" dedi. Okudum. "Güzel" dedi!
Hemen fotoğraflarımız aldılar. Destanı yazdılar. Orda telif hakkı 8 lira bir para verdiler bize. O zaman için gıymetli. Sabahleyin gelin gazetenizden gazete alın dediler. Sabahlayın vardık beş-altı tane gazete verdiler. Aldık, çarşıya çıktık. Polisler "Ooo Veysel Efendi, siz misiniz Aşık Veysel? Efendim kahvelere girin oturun istirahat edin, ayak üzeri dolaşman filan filan iltifat başladı." Onun üzerine bir müddet gezdik. Gece gezdik, gundüz gezdik. Bazı tanıyanlar oldu. Evlerine gotürdüler. Saet bire gader, ikiye gader geliriz gideriz ne polis ne de şey hiç kimse müdahale etmedi. Hatta ellerinden gelen yardımı esirgemediler. Eeee, dinledik hiçbir ses-sade yok. Atatürk okuyacak da, bizi çağıracak... O zaman da başının kalabalık zamanıydı. Şu Rıza Pehlevi geliyordu, o esnada.

Belediyenin parası tükenmiş, size kalmamış

Neyse koye gitmek istedik. Bi avukatın birisi dedi ki "yahu ben bir istida yazayım belediyeye gotürün meccanen gidin" dedi. "Niye para veresiniz" dedi. Yazdı. Belediyeye çıktık. Belediye istidaye baktı. "Siz nasıl gelebildinizse öyle gidersiniz, siz sanatker adamsınız" dedi. Geri geldik. Avukat sordu "ne yaptınız" dedi. "Mesele böyle" dedik. "Dur bir de valiye yazalım" dedi. Valiye yazdı. Götürdük vali imza etti. Gine belediyeye gotüreceğiz. Belediyeye gotürdük. Belediye gine reddetti. Ama giderken vali yardımcısı "gabul etmezse bana getirin" dedi. Muavine getirdik tekrar. Adamcağız içerledi. "Bırakın baba" dedi. "Herhalda Angara Belediyesi'nin parası tukenmiş, sizin için parası yok" dedi. Çıktık. Orda donelim monelim derken adam "bir de şeye uğriyah" dedi, halkevine. Belki ordan bir yardım olur felan. Halkevine gittik, halkevinde içeri girecaz kapıcılar bırakmıyor. Ordan bir adam çıktı. "Ne dolanıyorsunuz burda" dedi. "Halkevine gireceğiz kapıcılar koymuyor" dedik. "Yahu bunları bırakın bunlar tanınmış adam. Aşık Veyseldir" dedi. Geçsin edebiyat şube reisi elakeder olsun. Gotürün gosterin" dedi.

50 lira verdiler döndük köyee

Adamlar bizi gotürdüler. Gaziantepli İshak (anlaşılmıyor) Bey vardı. Edebiyat şube reisi oymuş. Bizi gorünce "Ooo buyrun buyrun buyrun", bir iltifat hürmet. Sordu, sual etti, yazdı hangi şairlerden birisin... Duyduğu şiirleri yazdı gaydetti. Dairalar dağılıyor, saat 6 oldu. Orda İzzet Ünlü Bey vardı, Afyonkarahisar milletvekili. Sonra Necip Ali Bey vardı. Bir Denizlili. Umum halkevlerinin reisiydi o zamanlar. Onlar giderken, "buyrun beyler halk şaerleri gelmiş, biraz dinleyelim" dedi. Başımızı sardılar, toplandılar. Çaldık söyledik. Necip Ali Bey dedi ki "yahu bunlar perişan adamlar, bunlara bakmalı, birer kat elbise yaptırın" dedi. Kereme yaptırın (anlaşılmıyor) gozden çıkarman dedi. Yani ikimize yaptırın. Neyse, "pazar gunu de" dedi, "halke bir konser tertib edin bir konser versinler" dedi. Pazar gunüne elbiseleri hazırmışlar. Gittik giyindik. Orda bir konser verdik. 50 lira verdiler ordan döndük köyee.

Atatürk radyoda duyup telefon etmiş

Sonra dolandık İstanbul'a vardık. İstanbul'da, daha Angara'da radyo açılmamıştı, radyo evinde söylerken, Atatürk rahmetlik, Dolmabahçe Sarayı'nda içermiş. Duymuş. Biz çıktık (kesintiler) telefon etmiş radyo evine. Bizi de bir Arapkirli bir Mehmet Efendi isimli birisi, Kuledibi'nde kapıcıymış, bizi aldı oraya gotürdü. Orda çalıp eğleniyoruz. Radyo evinden cevap vermişler ki, "Çıktılar edreslerini bilmiyoruz". Emniyet müdürlüğüne telefon etmişler. Polisler 12'ye kadar İstanbul'u alt üst etmiş, aramış daramış bulamamışlar. Sabahleyin geldik. Cemil Bey "yahu akşam nerdeydiniz bir fırsat kaçırdık ki"... "Hayrola neymiş" dedik. "Böyle böyle oldu, nerdeydeniz" dedi. Eee tabii müteessir olduk ama "iş elde çıktı, ne yapalım ya" dedik. "Valla ben bir mektup yazayım Yaver Şükrü Bey'e" dedi. "Gidin doğrulun doğru Dolmabahçe sarayına kadar" dedi. Yazdı, mektubu aldık, sazı aldık, haydi bakalım Dolmabahçe Sarayı'na. Vardık gapıya dayandık. Polisler "ne o" dediler, "böyle böyle olmuş" dedik. Komiser dedi ki "evet evet bırakın geçsinler akşam (anlaşılmıyor) Atatürk" dedi. Geçtik içeriye. Vardık, Yaver Şükrü Bey'e haber verdiler, geldi. Mektübü verdik. Açtı okudu. "Ne yapayım şansınız tutmadı" dedi. "Akşem o gadar arattım saat 12'ye kadar" dedi. "Fakat bulduramadım" dedi. "Malum bu bir keyf zamanıdır" dedi. "O zaman çok iyi, hakkınızda hayırlıydı" dedi. "Fakat şimdi söylenmez ve ben söyleyemem" dedi.
(Nedred Gürcan / Şairler Yaprağı Dergisi / 1956)

Müzik Sosyolojisi - Edip Günay


Sevgili Hocam Edip GÜNAY'ın eserini gururla paylaşıyorum. Her müzisyenin baş ucu kitabı olacak bu eseri herkesin edinmesini tavsiye eder, Edip Hocamı rahmetle anıyorum...
Müzik Sosyolojisi Edip GünayBağlam Yayınları: 0212 243 17 27
"Müzik Sosyolojisi; doğayı göz ardı etmeksizin insan kültürü içinde bireylerin, sosyal grupların ve kuruluşların etkileşimlerinden oluşan gerçekleri müzikle ilişkili olarak araştıran denemelerden edinilmiş kuramsal bilgiler ile bu deneyimlerden yararlanılarak sistematikleştirilmiş bilgilerden oluşan bir çalışma alanıdır. Diğer bilim ve sanat alanlarında olduğu gibi, sosyoloji ve müzik sosyolojisi de kültürün diğer kurumları ile etkileşimdedir. Bu nedenle kitapta ilişkilerin incelendiği bir bölüm bulunmaktadır. Genel yaklaşım ise, "Kültürel Müzik Sosyolojisi" anlayışına uygun olarak nitelendirilebilir. Bu yapı ve içerik nedeniyle kitap aynı zamanda bir ‘Müzik Kültürü’ kaynakçası olarak düşünülebilir."
Edip Günay


Klasik gitar eğitiminde makamsal Türk halk ezgilerinin kullanımı ile ilgili özel bir araştırma tezi ve anket uygulaması. Dikkat çekici bir çalışma değerlendirmeleriniz benim içinde önemli bu alanda yaptığım düzenlemelerden dolayı ! Türk müziğinin gitarla uygulanması hem kültürel zenginliğimizin sürekliliği hemde popüler olan gitar çalgısıyla yorumlanması müzikal estetiğimize nasıl  değerler katabilir? Etnomüzikoloji açısından değerlendirilmesi ve biçimlendirilmesi gereken bir süreçmidir? ...gibi sorulara cevap bulma açısından da önemli!
Klasik gitar eğitiminde makamsal Türk halk ezgilerinin kullanımı [Using Turkish folk song melodies in classical guitar education]/ext/belgeler_v_e.swf">

İNSANA KENDİ SESİ FARKLI GELİR, NEDEN ?





İnsan teybe kaydedilmiş kendi sesini dinlerken hayli şaşırır. Hatta o sesin kendisine ait olmadığını bile söyleyebilir. Halbuki bir başkasının sesi teypten dinlenirken normal konuşma sesi ile bir fark duyulmaz.


Ses havada gözle görülmeyen dalgalar halinde yayılır. Bu dalgalar kulağımıza girip orta kulağımızdaki kemikleri titreştirdiklerinde beyne giden sinyaller vasıtasıyla o sesi duymuş oluruz.

İnsanın kendi sesi kendisi için özeldir. Sizin dışınızdaki herkes sesinizi sizin duyduğunuzdan daha farklı duyarlar. Çünkü onlar sizin ağzınızdan çıkıp, havada ilerleyip kulaklarına gelen sesi duyarlar ama siz kendi sesinizi iki farklı yoldan işitirsiniz.


Bir taraftan ağzınızdan çıkan ses havada yol alıp, diğer insanlara ulaştığı gibi kendi kulağınıza ulaşır. Diğer taraftan da başın içinden, kemiklerden, kaslardan geçerek içerden kulaklarınıza ulaşır. Beyin bu iki farklı yerden gelen bilgileri birleştirir ve siz kendi sesinizi duyarsınız.

İnsanın başı içinde kemikler, kaslar, sinüsler, beyin ve çeşitli salgılar vardır. Bunların kimi sert, kimi yumuşak, kimi de sıvıdır. Bunların her birinin sesi geçiriş özelliği farklıdır. Kafa içindeki iletişimde genel olarak sesin düşük frekanslı kısımları kuvvetlenir. Bu nedenle sesiniz kendinize başkasının duyduğundan daha farklı tonda gelir.

Teypteki sesiniz ise kulaklarınıza diğer insanlara ulaştığı gibi havadan ulaşır. Aslında o sizin, herkesin tanıdığı hakiki sesinizdir ama size yabancı gelir. Kafanızın içinden gelen sesi daha iyi duyabilmek için iki kulağınızı sıkı sıkıya kapatın ve konuşun. Duyduğunuz ses aşina olduğunuz sesinizin kafanızın içinden geçip gelen kısmıdır.
 
Kaynak: Bilim ve Felsefe kulübü Facebook

Müsizyenler Toplanın!

Aşağıda ki tabela müzik ve müzisyenliğe karşı yaklaşımın gelebileceği son noktadır gibi. Ama burada Özeleştiri yapılmadan da geçilmemeli gibi geliyor. Müziği sıradan bir sunumla, hiç emek sarf etmeden ( örnek iki akorla bin parça çalabilen yeteneklerden bahsediyorum!) sokaklara atlayan genç kardeşlerin, müziğin sadece içki ile mezesi olması imajı bu durumu yaratmıştır. Bunu için sokakların, barların sahiplerinin iyi müzik ve müzisyen konusunda seçici olmaları, ucuz diye kalitesizliğe yönelmemeleri bir çözümdür gibi!!!
Yakında "müzisyenlere yüz vermeyin", "müzisyen çıkabilir" " çalgılarınızı elinizde taşımayın" "yazık onlara acıyın" gibisinden tabelalarla karşılaşırsak şaşırmayalım :) Bozcaada belediye iletişim adresine mail bombardımanına devam!


Aşağıdaki ileti Ruşen ÖZBEN' den alıntıdır...
MÜZİSYEN ARKADAŞLARIM...
Belediyenin, Resmi İletişim sayfasına aşağıdaki yazılı protesto formunu, LÜTFEN kopyala yapıştır yöntemiyle GÖNDERİNİZ.

Sayın Mustafa Mutay, Bozcaada girişine astırdığınız,

( UYARI – Belediye Meclisinin 06/04/2010 tarih ve 2010/35 sayılı almış olduğu karar doğrultusunda; Müzisyen !!! Hurdacı ve Seyyar Satıcılarının İlçeye girmesi YASAKLANMIŞTIR. Bozcaada Belediyesi )

İçerikli Tabelanın en kısa zamanda kaldırılmasını talep ediyoruz.
Bu sanat dalında uğraş veren bir MÜZİSYEN birey olarak, Saygın meslek üyelerimizi bu şekilde aşağılamak, hiç bir şahsın, kuruluşun ve yönetimin iradesinde değildir.
Ada girişine konulan ve tüm üyelerimizi fevkalade rencide eden bu tabela, En kısa zamanda kaldırılmadığı, vede basın önünde üyelerimizden özür dilenmediği takdirde, Konu, meslek birliğimize ve adli mercilere de taşınacaktır.
RUŞEN ÖZBEN.



BOZCAADA
Aşağıda verdiğim adres, Bozcaada Belediyesi'nin resmi iletişim sayfasıdır.

http://www.bozcaada.bel.tr/index.php/letiim.html

Müzik notaları nasıl bulunmuştur?

Müzik notaları nasıl bulunmuştur?

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik,
astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.


pythagoras


Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle 'bilgi seven' anlamındaki 'filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır.
Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.
Pisagor'un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor'un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.
Arezzo'lu Guido'nun (Gui d'Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan "porte"nin kullanılmasıyla
notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.




Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre,  şiddet ve tını. 
Bunlardan ilk ikisi zamanla  genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş,  şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.
Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce'de ve Almanca'da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la,
B=si-ing.-, H=si-alm.-).



 

Nota isimlerinden 'do'nun önceki  ismi 'ut' idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda 'do' olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde 'ut' hala kullanılır.


Guido d'Arezzo

 

'Si' hariç diğer notaların isim babası Gui d'Arezzo'dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır.
Yedinci notanın adı uzun zaman 'B' olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen 'si' adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin
katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir.
Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir

Alıntı : http://www.facebook.com/notes/bisgen/muzik-notalari-nasil-bulunmustur/168586146510158

MUAMMER SUN - HAYATI VE ESERLERİ

rar şifre: ezi
MUAMMER SUN
Ülkemizin müzik politikasında özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda etkili olan Muammer Sun, besteleriyle kitlelere ulaşmayı öngörmüş, son 40 yılı kapsayan sanatsal serüveni boyunca eğitim müziği, radyo ve televizyonun bu alandaki dolaysız işlevi ve film müzikleri gibi yollarla müziksel amaçlarını yaşama geçirmeye çalışmıştır. 1969 yılında yayınlanan “Türkiye’nin Kültür, Müzik, Tiyatro Sorunları” adlı kitabı, bir “durum değerlendirmesi” boyutlarını aşarak, sergilenen gerçeklik önünde köklü çözümler önerdiği için, geniş yankılar uyandırmış, bestecimizin aydınlar ve eğitimcilerden oluşan yaygın bir tabanla bütünleşmesini getirmiştir.

Muammer Sun, müzik öğrenimine 1946 yılında Askeri Mızıka Okulu’nda başlamıştır. 1953 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’na girerek öğrenimini sürdürmüş, Adnan Saygun’un kompozisyon öğrencisi olmuştur. Bu yıllarda Mithat Fenmen’le piyano, Hasan Ferit Alnar’la orkestra şefliği, Muzaffer Sarısözen’le halk müziği, Ruşen Kam’la geleneksel sanat müziği çalışmış, ayrıca Kemal İlerici’den, Türk müziği armonilemesi alanında yararlanmıştır. 1960 yılında konservatuarın kompozisyon bölümü ileri devresini bitiren Muammer Sun, aynı yıl bu kuruma teori ve armoni öğretmeni olarak atanmıştır. 1967 yılında Kültür Müsteşarlığında müşavir olarak görev almış, TRT’nin ve ODTÜ’nün düzenlediği folklor araştırmalarına katılarak bu yıllarda halk bilim alanında etkin olmuş, ayrıca Gazi Eğitim Müzik Bölümü’nde öğretmenlik yapmıştır. 1969 yılında TRT’nin yönetim kurulu üyeliğine seçilen besteci, bu kurumun merkez müzik dairesinin, sanat ödülleri ve korolar sisteminin geliştirilmesine öncülük etmiş, bir yandan da Milli Eğitim Bakanlığı’nda ilkokul müzik programının yenilenmesi, çocuk ve gençlik koroları yönetmenliğinin hazırlanması çalışmalarında sonuç alıcı gelişmeler sağlanmıştır. Bakanlık desteğiyle, Anadolu’da yaygın biçimde yüzlerce çocuk korosunun kurulmasını getiren yönetmeliğin uygulanması, Sun’un bu dönemdeki başlıca katkıları arasındadır. 1972 yılında resmi görevlerinden ayrılan bestecimiz, bir süre İstanbul’da özel çalışmalar yapmış, 1975 yılında İzmir Devlet Konservatuarı’na geçmiş, 1987 yılında Ankara Devlet Konservatuarı kompozisyon öğretmenliğine getirilmiştir. Halen bu konservatuarda profesör olarak görevini sürdürmektedir. Muammer Sun’un okul müzik eğitimi alanındaki görüşleri, 1960’lı yıllardan başlayarak büyüyen toplumsal ve kültürel sorunlarımızın sergilediği gerçeklere çözüm aramaktan kaynaklanmıştır. Sun’a göre, uygulanagelen müzik eğitimi, özünde aktarmacı ve öykünmeci olduğundan yarar sağlamamakta, çocuklarımıza ve gençlerimize yabancı gelmektedir. Bu anlayış değiştirilmeli, temel gerecini halk müziğinden alan ve evrensel verilerden yararlanan çağdaş bir kavrayışla yaratılacak ulusal bir genel müzik eğitimi yöntemi uygulanmaktadır. Muammer Sun’un bu alanda yürüttüğü savaşım, toplumsal/kültürel değişimin olumsuz işleyişi dolayısıyla gereken verimleri sağlamamış gözükse de, bıraktığı izler bakımından önemlidir. 1960’lı yılların sonlarında Çocuk ve Gençlik Koroları Yönetmeliği çıkarılmış, çok sayıda il ve ilçemizde çocuk ve gençlik koroları kurulmuş, “İlköğretim Okulları Müzik Semineri Yönetmeliği” yürürlüğe girmiş, ilkokul programında yer alan müzik dersleri, bestecinin görüşleri doğrultusunda yeniden hazırlanmıştır. Öte yandan Muammer Sun, bireysel olarak bu gelişimi yazdığı yapıtlarla beslemiş, yüz binlerce çocuğumuza ulaşan şarkılar ve koro parçalarıyla etkinliğini pekiştirmiştir. Uzun yıllar süren bu çabaların katkı olarak değerlendirilmesine ilişkin göstergeler arasında onun aldığı ödüller vardır: TRT’nin orkestra yapıtı yarışmasında “Yurt Renkleri” adlı suitiyle (1960) aldığı ödülü, 1985’te TBMM’nin çocuk şarkısı yarışmasındaki birincilik ödülü, And Vakfı’nın “Gençlik Şarkısı Yarışması”ndaki birincilik ödülü ve ENKA çocuk şarkısı yarışmasındaki ödüller izlemiştir.

Muammer Sun, kültür politikası kapsamındaki katkılarının yanı sıra, çok sayıda orkestra yapıtı bestelemiştir. Orkestra için suitler, solocular, koro ve orkestra için, şan ve orkestra için yapıtlar, oda orkestrası ve oda müziği toplulukları için yaratılar, sahne ve film müzikleri, “konser yapıtları” olarak seslendirilmektedir. Muammer Sun’un yapıtları üzerindeki haklar kendisine aittir. Başlıca yapıtları şunlardır:



KORO VE ORKESTRA ESERLERİ

1) “Milli Egemenlik Destanı”, iki bölüm, 1987; ilk seslendirme: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde Ankara Devlet Opera korosu ve TRT korosu, 1987; şef: Rengin Gökmen.
2) “Kurtuluş”, karma koro ve orkestra için film müziği yada konser müziği, 1993; ilk seslendirme: Leo Swarovsky yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 1993; kaset ve CD kaydında şef: Gürer Aykal. Başlıklar: Savaş Müziği, Ağır bölüm, Direniş, Yunan kralcılarının marşı, Yunan dansı, Ağıt, Jenerik müziği, Sevda çiçeği, Yenilgi, Fon müziği, Denizcilerin şarkısı, Yaşa Mustafa Kemal Paşa.

ŞAN & ORKESTRA VE ORKESTRA ESERLERİ

1) “Türküler”, soprano ve orkestra için, 1977; başlıklar: Menevşem, Üç güzel, Uzun kavak, Yüksek tepelere, Bebek, Bir dalda iki elma; ilk seslendirme: İzmir Devlet Senfoni Orkestrası. Şef: Demirhan Altuğ, 1978.

2) “Yurt Renkleri”, orkestra suiti, 1953 – 1965; başlıklar: Uzunhava-kırıkhava, Köçekçemsi dinleti, Ağıt, Yakarı, Horonumsu gezinti-oyun; ilk seslendirme: G. E. Lessing yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 1966.

3) “Atlıkarınca”, 1965 – 1967; başlıklar: Çocuklar oynuyor, Düşünen kaplumbağa, Kötü hava, Hüzünlü serçe, Deve ile eşek, Küçük öykü, Yaramaz sincap, Sevinçli kuşlar, Yaban atları, Evli evine; ilk seslendirme: TRT Oda Orkestrası, şef: Hikmet Şimşek, 1968.

4) “Sevgi’nin bedeli”, bale müziği, üç bölüm, 1973 – 1985; ilk seslendirme: Gürer Aykal yönetimindeki İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, 1979.

5) “Hıdırellez”, bale ve konser müziği, 1985 – 1990; başlıklar: Bahar Şenliği, Bahar hüznü, Bahar coşkusu. İlk seslendirme: Gürer Aykal yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 1990.

SOLO ÇALGI & ORKESTRA VE ODA MÜZİĞİ ESERLERİ

1) “Suit”, keman ve orkestra için 1974. Başlıklar: Türkü, Taksim, Şarkı, Köçekçe; ilk seslendirme: Gürer Aykal yönetimindeki C. S. O. Solist: Suna Kan, 1974. Bu yapıt 1974 yılında orkestranın Anadolu turnesi programına alınmıştır.

2) “Demet”, yaylılar orkestrası için suit, 1959 – 1960; başlıklar: Giresun kayıkları, Yenicami avlusunda, Yörükler yaylasında, Süpürgesi yoncadan, Halay, Lorke; ilk seslendirme: Gürer Aykal yönetimindeki Ankara Devlet Konservatuarı Orkestrası, 1961.

3) “Kuartet”, yaylılar için, 1959; ilk seslendirme: Helikon Dördülü (Ulvi Yücelen, Ayhan Erman, Faruk Güvenç, İlhan Usmanbaş), 1959.

4) “Serpintiler”, beş üflemeli çalgı için: (obua, flüt, klarnet, korno, fagot), 1965 – 67. İlk seslendirme: İzmir Devlet Konservatuarı beşlisi, 1967.

5) “Üç Parça”, keman ve piyano için, 1955, başlıklar: Türkü, Şarkı, Köçekçe; ilk seslendirme: Ersan Alper ve Muammer Sun, 1958.

6) “Üç Parça”, viyolonsel ve piyano için, 1957. Başlıklar: Türkü, Şarkı, Horon. İlk seslendirme: Nusret Kayar ve Muammer Sun, 1958.

7) “Bozlak ve türkü”, tenor ve piyano için iki halk şarkısı, 1971, ilk seslendirme: Şinasi Özel ve Alp Ulusoy.

8) “İki Şarkı”, tenor ve piyano için, yada mezzo-soprano ve piyano için 1966; Başlıklar: Seni Sevdim Diye, Çek Şarabı. İlk seslendirme, 1967.

9) “Sevdikçe Yaşadım”, bariton ve piyano için, 1983, ilk seslendirme: Murat Göksu ve Muammer Sun, 1990.

10) “ Söyleşi”, solo keman için, 1980. İlk seslendirme: Gönül Gökdoğan, 1982.

SOLO ŞAN VE KORO İÇİN

ALBÜMLERDE TOPLANMIŞ ESERLERİ

1) “Bozlak ve Türkü”, solo tenor ve karma için, 1961.

2) “Gelenekten Geleceğe”, soprano ve karma koro için, 1989; Kültür Bakanlığının siparişi; ilk seslendirme: Devlet çok sesli korosu, 1989.

3) “Sultan Gelin”, soprano ve karma koro için, 1970; Cahit Atay’ın aynı adlı oyunu üzerine müzik, (aynı zamanda konser parçası olarak da değerlendirilmiştir); Başlıklar: Ne kız oldum, ne gelin, Bebek (nenni), Garip kuşu vurdular, Kara kara kazanlara, Kara bahtım kem talihim, Kekliğim şeker ağlar, İlk seslendirme: Müfide Özgüç ve ADOB korosu, 1970.



KORO İÇİN ALBÜMLERDE TOPLANMIŞ ESERLERİ

1) “Beş Halk Türküsü”, karma koro için düzenlenmiş türküler, 1964. Yapı ve Kredi Bankası siparişi. Başlılar: Sandalcıoğlu, Bir dalda iki elma, Bilcümle vebal bizdedir, Köroğlu yiğitlemesi, Çanakkale türküsü (Adnan Saygun’a adanmıştır), İlk seslendirme: Ankara Devlet Opera korosu ve İstanbul Belediye Korosu, 1964.

2) “Yirmi Halk Türküsü”, çocuk ve gençlik koroları için, 1977. Kemal İlerici’ye adanmıştır. Basım: İzmir Devlet Konservatuarı, 1978.

3) “Altı Parça”, gençlik korosu için, 1954 – 1970; Basım: Ankara Devlet Konservatuarı.

4) “GAP Türküleri”, karma koro için üç halk türküsü, 1990. Kültür Bakanlığının siparişi.

5) “Yunus’a Selam”, karma koro için halk müziği sitilinde üç kompozisyon, 1990. Kültür bakanlığının siparişi.

BAĞIMSIZ KORO ESERLERİ

1) “Sevgi Her Şeydir”, soprano, tenor ve karma koro için.
2) “Müzik Bizimle”, karma koro için, ENKA yarışmasında ödül kazandı.
3) “Annem”, karma koro için.
4) “Şimdi Viyola Çalalım”, karma koro için.
5) “Yoksulun Türküsü”, iki sesli koro için, (Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır romanından uyarlanmış oyun üzerine).
6) “Emek Türküsü”, iki sesli koro için.
7) “Tembelin Şarkısı”, iki sesli koro için.
8) “Parlayan Gözler”, soprano ve karma koro için. (Akbank Ödülü)
9) “Dünyanın yaratılışı”, karma koro için, (ENKA yarışmasında 3.lük ödülü).
10) “Yunus Emre’nin bir şiiri üzerine”, karma koro için, Türkiye Filarmoni Derneği’nin siparişi üzerine.
11) “Kıbrıs Şarkısı”, üç sesli koro ve piyano için.
12) “Sevgili Annem”, iki sesli koro ve piyano için.
13) “Karda Kuşlar”, iki sesli koro ve piyano için.

BANDO VE SAHNE MÜZİĞİ ESERLERİ

1) “Askeri Mızıka Okulu Marşı”, 1953.
2) “Malazgirt Marşı”, 1965.
3) “Muhabere Okulu Marşı”, 1966.
4) “Türk Silahlı Kuvvetleri Marşı”, 1966.
5) “İzmir Şenliği”, 1971.
6) “Biz Atatürk Gençleriyiz”, 1958 – 1989 (koro ve orkestra için düzenlenmesi de vardır).
7) “Elektra”, 1958.
8) “Sultan Gelin”, 1964.
9) “Yaşasın Gökkuşağı”, 1987.
10) “Demek ile Memet”, 1983.
11) “Oynamak İstiyorum”, 1983.
12) “Ben Mimar Sinan”, 1988.

ÇOCUK OYUNLARI İÇİN ESERLERİ

1) “Yeşil Ülke”, 1965.
2) “Ülkü ile Ülker”, 1965.
3) “Prenses Senora”, 1966.
4) “Göl kızı Günsun”, 1966.
5) “Çizmeli Kedi, 1966.
6) “Ayrık Parmak Hastalığı”, 1967.
7) “Sihirli Körük”, 1967.
8) “Masala Övgü”, 1967.
9) “Kendin Seç Dağı”, 1968.
10) “Yedi Köyün Yargıcı”, 1969.

KİTAPLARI
1) “Türkiye’nin Kültür, Müzik, Tiyatro Sorunları”.
2) “Şarkı Demeti”.
3) “Solfej”.
4) “Kır çiçekleri”.
5) “Çok sesli türküler”.
6) “Okullar için 100 halk türküsü”.
7) “50 yılın en güzel okul şarkıları”.
8) “Temel müzik eğitimi”.
9) “Okul öncesi eğitimde oyun”.
10) “Okul öncesi eğitimde müzik”.
11) “Türk kalarak çağdaşlaşmak”.
12) “Temel müzik eğitimi 6. sınıf”.
13) “Türk müziği makam dizeleri”.
14) “Tonal diziler ve kadanslar”.
15) “Yurt Renkleri (4 Cilt)”.

AHMET KANNECİ'DEN ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAŞTIRMA!

Öncelikle böyle bir çalışmayı yapan (uzaktanda olsa) hocamız Ahmet KANNECİ ye çalışması için teşekkür ederek paylaşmak istedim. Günümüz Türk gitar bestecileri ve çalışanları için önemli kılavuz bir çalışma.
Süleyman EKER


"GİTAR İÇİN BESTE YAPMIŞ TÜRK BESTECİLERİNİN EĞİTİMİ VE YAPITLARININ ULUSLAR ARASI GİTAR REPERTUARINDAKİ YERİ"
Gazi üniversitesi Ankara 2001
Herhangi bir yazılı kaynak bulunmaması nedeniyle Türkiye’de klasik gitarın oluşma ve gelişme süreci değişik yaş gruplarından gitar çalmış gitar dersi vermiş konuyla ilgili bilgisi olan insanlarla görüşülerek elde edilmeye çalışılmıştır. Bilgi toparlanması amacıyla merhum Savaş Çekirge merhum Can Aybars’ın ses kayıtları ve/veya bıraktıkları aydınlatıcı dokümanlar ile birlikte; ülkemizde en uzun süredir klasik gitarla uğraşan gitaristlerinden Sayın Fazıl Abrak Sayın İrkin Aktüze ve Sayın Misak Toros’un bazı kısımları belgeli olan bilgilerine ulaşılarak elde edilmiştir. Bu konuda detaylı bir araştırma yapılması ülkemizde klasik gitarın gelişim sürecini belgelemek için çok yerinde bir karar olabilir.

Ülkemizde klasik gitar ile ilgili bilinen en eski gitar öğretmeni aynı zamanda çok iyi bir gitarist olan Andrea Paleologos ( 1911-1997 ) ‘dur. Andrea Paleologos müzisyen anne-babanın çocuklarından müziği meslek olarak seçen tek çocuğudur. 1918-1920 yıllarında İstanbul’da babasının yönettiği 65-70 kişilik orkestraya katılmış ve solo mandolinci olarak bir çok konserde yer almıştır. Mandolin ve keman çalmada gösterdiği üstün yeteneğe rağmen müzik hayatını klasik gitarla sürdürmeye karar vermiştir. O günlerdeki gitar çalma stilinden tatmin olmayan Paleologos yeni bir teknik olan destekli vuruş sistemini benimsemiş olan “Tarrega Yöntemi”ni kabullenir. Daha sonra özellikle İstanbul’da yoğunlaşan konserler verir ( 1931-1942). 1934 yılında Atina’da verdiği bir konserden sonra gelen konser turu yapma teklifini usta gitarist yaşamını gezgin bir gitarist olarak sürdürmek istemediğinden kabul etmemiştir. Paleologos 1964 yılında Yunanistan’a göç etmiştir. Yapılan her türlü davete Türkiye’ye büyük sevgi duymasına rağmen “Benim kalbim o heyecana dayanamaz ölürüm” diyerek yanıt vermiş ve ölümüne kadar da bir daha Türkiye’ye gelmemiştir.

Andrea Paleologos bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Öğrencileri arasında İtalya doğumlu olup İstanbul’da yaşayıp daha sonra Arjantin’e göçüp orada ölen ve yaşamı boyunca gitar repertuarına çok değerli beste ve düzenlemeler kazandırmış olan Mario Parodi; gitarı Ankara’ya götürenlerden Can Aybars; ilk Türkçe gitar metodunu yazan Ziya Aydıntan; o dönemin ülkemizde en güzel gitar çalanlardan biri olan Sava Palasis; daha sonra Türkiye gitar hayatına çok değerli gitaristler kazandıran Savaş Çekirge; halen İstanbul’da dersler veren ve gitar için modern eserler besteleyen Misak Toros gibi ülkemiz gitar yaşamının gelişiminde çok önemli görevler almış gitaristler vardır.

Andrea Paleologos’un klasik gitar için yaptığı çok değerli düzenleme ve etütler “Musikverlag V. Hladky Wien” edisyonu tarafından yayınlanmıştır. 1997 yılında kaybettiğimiz bu ustanın Gitar için yaptığı düzenlemeler halen gitar çalanlar için çok değerli kaynaktır.

Rana Erksan ve Cemal Reşit Rey’in öğrecisi olan Yüksel Koptagel 1954 yılında ilk kez ülkemize gelen çağımızın en önemli gitar müziği bestecilerinden olan Joaquin Rodrigo’nun yardımlarıyla önce Madrid ( İspanya ) ve daha sonra Paris’e (Fransa) giderek bestecilik tahsili yapmıştır. İspanya’daki gitar çevresinden etkilenen Yüksel Koptagel klasik gitar için besteler yapmıştır. 1958 yılında Almanya’da yayınlanan bu besteler Türkiye Gitar Tarihi’nde ulaşılabilen ilk besteler olduğu için bir anlamda “Türkiye’de bestelenen ilk klasik gitar eserleridir” denilebilir.

1960’lı yıllara kadar özellikle Paleologos’un ülkeye kazandırdığı gitar merakı ve heyecan o günkü gençler arasında bu enstrümana olan ilgiyi çok artırmıştır. Bu merak gitar yaşamının önemli çarklarından olan gitar yapımı ya da aksesuarı konusuna da ivme kazandırmış neticesinde Onnik Mavrusi Lipe Nicocosian İzzet Sevilla gibi enstrüman yapımcılarının gitar yapmalarına neden olmuştur. Yine aynı yıllarda Fransa’da yaşayan Rıfat Esenbel 1990’lı yıllara kadar dünyanın en iyi gitar telleri arasında sayılan “Concertiste” ve “Fantasia” gitar tellerini üretmiştir. Gitar severleri bir araya getirerek gitarı yaygınlaştırma örgütlü ve düzenli hareket etme amacıyla “Gitar Sevenler Derneği” kurma çabaları sonuç vermemiştir. Sonuç alınamamasına rağmen bu toplantılar yeni gelen kuşaklara geçmiş ve bu günkü dostluklara kadar uzanmıştır.

Dernek kurma fikri Ankara’da gitar yaşamının oluşması ve gelişmesinde çok önemli görevler yapmış olan Can Aybars’tan çıkmıştı. Can Aybars mülkiye tahsili yapmış olup aynı zamanda örgütlü ve düzenli çalışma konusunda da bilgiliydi.1917’de Saratof‘ta (Rusya) doğmuştur. Rusya’daki ihtilal nedeniyle ülkemize göç eden ailesiyle İstanbul’a ulaşmışlardır (1921). Göç sırasında babasını kaybeden Can Aybars yetimlerin kabul edildiği Darüşşafaka’da eğitim görmüştür. İstanbul’da geçen bu yıllarda Andrea Paleologos ile çalışmış daha sonra yüksek tahsil nedeniyle Ankara’ya göç etmiş ve bu şehirde özel gitar dersleri vermeye başlamıştır. Bir yandan da Ankara Radyosu’nda gitar kayıtları yapmış ve ölümüne kadar da bitmez tükenmez enerjisini gitar öğrencilerine ve gitara özgü bir Türk repertuarı oluşturmaya adamıştır. Bu ustanın ders verdiği öğrenciler arasında yeğeni İrkin Aktüze Nejat Başar Alpkağan Taçoy Atilla Argın gibi daha sonraki yıllarda gitara çok hizmet etmiş gitaristler vardır. Can Aybars 1999 yılında Ankara’da vefat etmiştir.

Aynı yıllarda Ziya Aydıntan’da Ankara’da yaşıyordu. Ziya Aydıntan Atatürk Lisesi ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nde müzik öğretmeniydi. Ülkemizde ilk kez bir gitar orkestrası oluşturmuş ve bu orkestra ile konserler gerçekleştirmiştir. Ankara’da Can Aybars’ın usta yetiştirme çabaları Ziya Aydıntan’ın eğitime ağırlık vermesiyle birbirini tamamlayan unsurlar olmuşlardır. Bu çabaları sonucunda Ziya Aydıntan 1970’li yılların başından bu yana ülkede gitarın bilinçli yayılmasında çok etkili olan ilk Türkçe “Klasik Gitar Metodu” nu ve arkasından “Klasik Gitar Albümü” nü yayınlamıştır.

Ziya Aydıntan ve Can Aybars’ın Ankara’daki gayretleri sürerken Ankara Atatürk Lisesinde öğrenim gören Can Aybars’ın yeğeni İrkin Aktüze dayısından özel gitar dersi almaya başladı. Üstün yetenek gösteren İrkin Aktüze 1952 yılında Mimarlık eğitimi için gittiği Almanya’da (o tarihte Batı Almanya) gitara iyice yoğunlaştı. 1 Ekim 1954 tarihinde İtalya’da uluslar arası bir yarışma olan “Cremona Gitar Yarışması” na katıldı ve “Birincilik Ödülü” aldı. Bu bir Türk gitaristin uluslar arası alanda aldığı ilk ödüldür. Bu yarışmanın olduğu günlerde konser vermek üzere Cremona’ya giden ünlü gitarist Sigfrid Behrend ile karşılaştı. Almanya’ya dönüşünde ise Sigfrid Behrend ile çalışmaya başladı. İrkin Aktüze Türkiye’ye dönünce İstanbul Radyosu’na girdi. 1965 yılında ise İstanbul Radyosu Müzik Yayınları Müdürü oldu. Radyoda çalıştığı süre zarfında günümüze kadar aralıksız devam eden çok değerli gitar programları yaptı. Bu gitar müziğinin ülke geneline yayılması konusunda çok önemli bir hizmet olmuştur. Bu arada 1968 yılında Ergican Saydam Hülya Saydam Demirhan Altuğ Cenan Akın Ahmet Yürür Gülden Turalı Reşit Erzin gibi önemli isimlerle birlikte İstanbul’da “Meleknaz Müzik Okulu” ‘nun kuruluşunu gerçekleştirdi ve okulun faaliyet gösterdiği yaklaşık dört yıl boyunca bu kurumda gitar öğretmenliği yaptı. Bu okul Türkiye’de gitar eğitiminin kurumsallaşması ve genel müzik eğitimi ile birlikte ele alınması konusunda yapılanmış ilk atılım olarak kabul edilebilirse de mali sıkıntılar bu değerli okulun eğitimini devam ettirmesine engel olmuş ve yaklaşık dört yıl sonunda kapanmak zorunda kalmıştır.

Bugün İstanbul’da yaşayan Fazıl Abrak ve Ertuğrul Şatıroğlu ülkemizde yetişen ilk kuşak gitaristlerindendirler ve onlar için gitar duayenleri yakıştırmasının uygun olduğu düşünülmektedir. Fazıl Abrak Ziya Aydıntan ile birlikte müzik hayatına klasik mandolin çalarak başlamıştır. Daha sonra gitar çalmaya gönül vermiş ve gitar çalmayı tek başına öğrenmiştir. Gitara olan yeteneği dikkatleri üzerine toplamış sonuçta döneminin en ileri gelen gitaristlerinden biri olmuştur. Sanatçı tıp tahsili yapmış ve operatör olarak hayatını devam ettirmiştir. Yoğun meslek yaşamı sanatçıyı gitar çalmaktan biraz uzaklaştırınca sanatçı gitar dünyasına yeni eserler kazandırmak amacıyla daha ziyade gitar için düzenleme yapmaya yoğunlaşmış ve düzenlediği eserleri yayınlamaya hazır duruma getirmiştir.

İrkin Aktüze ile olan dostluğu Sigfrid Behrend’in Türkiye ile ilişki kurmasına neden olmuştur. 1955 yılında ilk kez Türkiye’ye gelen Sigfrid Behrend özellikle Can Aybars ile çok köklü dostluk kurmuşlar ve bu dostluğu yıllarca sürdürmüşlerdir. Sonucunda Sigfrid Behrend sürekli ülkemizi ziyaret etmiş düzenli konserler vermiştir. Ankara ve İstanbul dışında ayrıca Eskişehir Samsun Bursa İzmir Antalya gibi şehirlerde de konserler vererek gitarın tanınmasında ve yayılmasında çok önemli hizmetler vermiştir. Konser vermenin yanında bazı Türk eserlerinin Almanya’da yayınlanmasında çok yardımcı olmuş bazılarının yayınlanmasını gerçekleşmesinde rol almıştır. Sigfrid Behrend’in Türkiye’ye olan sevgisi o kadar çoğalmıştır ki Türk vatandaşlığına geçmek için teşebbüslerde bulunmuş fakat sonuçta Alman vatandaşı olarak kalmıştır. Ölümüne kadar da ülkemizi ziyaret etmeye devam etmiştir ( 1990 ).

Andrea Paleologos’un o dönemde öğrencisi olup gitar ile ilgili çalışmalarını günümüze kadar sürdüren ülkemizde yaşayan en eski öğrencisi 1940 doğumlu Misak Toros’tur. Bu sanatçı modern gitar tekniklerini öğrenmek amacıyla ülke dışına çıkıp ünlü gitaristlerden ders alan ilklerdendir. Uruguay’lı ünlü gitarist Oscar Caceres ve Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan barok müzik uzmanı David Grimes ile çalışmıştır. Çok güzel gitar çalmasının yanında kompozisyona da yoğunlaşmıştır. Jirar Aslan’dan kompozisyon dersleri alan sanatçı gitar için beste yapan ilk Türk klasik gitaristi olmuştur. Yaptığı modern besteler uzun süre ilgi görmemesine rağmen bu doğru ve gerekli konunun üzerine giden Misak Toros ülkemizdeki gitaristler arasında modern müziğin kabul edilmesinde çok önemli bir görevi üstlenmiştir. Halen İstanbul’da öğrenci yetiştiren gitarist-besteci Misak Toros gitaristlerin işine çok yarayacak önemli bir eksiği kapatacak “Gitaristler için Armoni” kitabı yazmış yayına hazır hale getirmiştir.

Yetmişli yıllarda ülkemize gelip daha sonra halkın yoğun ilgisi ve beğenisinden dolayı sürekli konserler vermek üzere Türkiye’yi ziyaret eden Alirio Diaz ülkemizde gitarın gerekli konuma ulaşması yolunda başlangıç olmuştur. Türkiye gitar yaşamı artık bu müzik tarihinin devi tarafından sahiplenilmişti. Sürekli verdiği konserler yanında Cemal Reşit Rey tarafından yazılıp kendisine ithaf edilen Gitar Konçertosu’nun dünya da ilk seslendirilişini de yapmıştır. 1976 yılında tanıdığı Ahmet Kanneci’yi öğrencisi olarak kabul etmiş ve günümüze kadar ilgisini dersler vererek sürdürmüştür. Birlikte düo gitar konserleri gerçekleştirmiştir. Ülkemizin değişik şehirlerinde de konserler veren sanatçı Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nın düzenli olarak iki yılda bir gerçekleştirmek üzere karar verdiği “Antonio Lauro Gitar Bienali” ‘nin kurucusu ve onursal başkanı olmuştur. Bu nedenle Asya Avrupa ve Amerika kıtalarından davet edilen önemli gitaristler her iki yılda bir Ankara’da bir araya gelmekte Türk gitaristler ve gitar öğrencileri ile çalışmalar yapmaktadırlar. Sevda Cenap And Müzik Vakfı gelen gitaristler için Ankara dışındaki şehirlerde de konserler düzenleyerek gitarın Anadolu’ya yayılması konusunda çok değerli katkılarda bulunmaktadır.

1974 yılında Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nde “Okul Çalgıları” bölümüne eğitimde kullanılmak üzere gitar dersi konulmuştur. İspanya’ya viyolonsel eğitimi için gittiği yıllarda gitar da öğrenen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası viyolonsel sanatçısı Erol Küyel de gitar öğretmeni olarak tayin edilmiştir.

Ülkemizde klasik gitarın gelişiminde en önemli hizmet verenlerden biri de Savaş Çekirge’dir. Savaş Çekirge sosyal kişiliği ile gitaristlerin birbirleriyle ilişkiler kurmasında çok yararlı olmuştur. Çok sağlam olan gitar tekniği bilgisi ve yurt dışı ilişkileri Türk gitaristlerin uluslar arası seviyeyi yakalamaları konusunda Türkiye gitar yaşamına önemli katkılar sağlamıştır. Öğrenci yetiştirmekten ziyade yetişmiş olanları konser platformuna çıkartmak için gerekli bilgi donanım konusunda önemli bir açığı kapatan sanatçı aynı zamanda zengin nota ve kayıt koleksiyonunu Türk gitaristlere sunarak genel gitar kültürü ve aktüalitesindeki çok önemli bir açığı kapatmıştır. Savaş Çekirge sürekli olarak yurt dışı gitar yaşamı ile irtibat kurmuş çok değerli gitaristlerin ülkemize gelmesine ön ayak olmuştur. Hocası Andrea Paleologos gibi birçok düzenleme yapan Savaş Çekirge’nin çalışmaları sadece Türk gitaristler tarafından değil diğer ülke gitaristleri tarafından da büyük ilgi görmüştür. Engin bilgisi ve tecrübesi Savaş Çekirge’nin yurt dışında klasik gitar yarışmalarına jüri üyesi olarak davetler almasına neden olmuştur ve bu nedenle Almanya Polonya Arjantin Fransa’ya gitmiştir. Güney Amerika müziğinin antolojisi gibi yorumlanabilecek Jorge Cardoso’nun “Los Mita-İ” isimli eserinin dünyadaki ilk edisyonunu gerçekleştirmiştir. Zamansız ve ani vefatı yayınlanmak üzere olan bir çok çalışmasının gecikmesine neden olmuştur.

Ankara’lı gitarist İhsan Turnagöl 1970’li yıllarda Avrupa’ya giderek Konrad Ragossnig’in öğrencisi olmuş ve ilk profesyonel gitarist olmak için yola çıkmıştır. Halen Almanya’da yaşayan İhsan Turnagöl’ün Almanya’da yaptığı uzun çalar kaydı bir Türk gitarist tarafından kaydedilen ilk audio kayıttır.

1976 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğrenciler tarafından Klasik Gitar Topluluğu kurulmuştur. Bu topluluk sayıları 350’yi geçen üyesiyle belki de bir ilki gerçekleştirmiştir. Sürekli derslerin verildiği konserlerin düzenlendiği topluluk etkinlikleri kısa sürede sonuç vermiş ve daha sonra ülke gitar yaşamında adı çokça geçecek genç gitaristler buradan çıkmıştır. Aralarında ülkemizdeki ilk gitar yarışmasının birincisi Cem Duruöz ikincisi Zafer Özgen beşincisi Fatih Yazıcı; daha sonra ki yarışmada birinci olan Orhan Anafarta; Fransa’da uluslar arası yarışmada ayrı yıllarda birincilik ödülleri alan Suat İdil ve Emre Sabuncuoğlu; yine 1996 yılındaki ulusal yarışmada birinci olan Emre Sabuncuoğlu; 1998 yılındaki ulusal yarışmada üçüncü olan Gutay Yıldıran gibi gitaristler hep bu topluluk üyeleri arasından çıkmıştır.

1977 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda gitar sanat dalı açılmıştır. Profesyonel gitarist yetiştirmek amacıyla Türkiye gitar tarihinde bir konservatuarda ilk kez bir gitar sanat dalı açılmıştır. Burada gitar dersleri vermek üzere İtalyan gitarist Carlo Domeniconi tayin edilmiştir. Carlo Domeniconi iki yıl ders verdikten sonra tekrar yurt dışına dönmüş ve yerine günümüzde halen bu kurumda ders vermeye devam eden Ertan Birol atanmıştır. Mimar Sinan üniversitesi Devlet Konservatuarı ilk mezununu 1984 yılında vermiştir. İlk mezun olan gitarist-besteci Erdem Sökmen mezuniyetini takip eden yıl 1985 yılında ilk kez İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Gitar Sanat Dalı’nı açmıştır. Böylelikle halen bu konservatuardaki görevini sürdüren sanatçı ülkemizde gitar eğitimi görüp profesyonel olan yetişen ilk gitaristtir.

Araştırmacı ön ayak olduğu ODTÜ Klasik Gitar Topluluğu’ndan başka;1984 yılında ODTÜ’de sonradan adı “Müzik Ve Güzel Sanatlar Bölümü” olan gitar çalışmalarını; 1985 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Gitar Sanat Dalı; 1986 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Gitar Sanat Dalı; 1990 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Gitar Sanat Dalı’nın kurulmasını gerçekleştirmiş ve adı geçen kurumların gitar sanat dalında öğretmenlik görevi yapan ilk gitar öğretmeni olmuştur. Bu kurumlar halen eğitime devam etmektedir. Alirio Diaz Jose Tomas Julian Byzantine’den dersler almış olan araştırmacı üç kıtada 20’yi aşkın ülkede yüzlerce konser vermiş; İsapanya Fransa A.B.D. Meksika Arjantin’de master sınıflarında ders vermiştir. Araştırmacı genç kuşak bestecilerimiz ile ilişki kurup Turgay Erdener İstemihan Taviloğlu Ertuğrul Bayraktar Ertuğ Korkmaz Fazıl Say gibi ülkemizin önemli bestecilerinin klasik gitar için beste yapmalarını sağlamıştır.

1985 yılında gitarist-besteci Bekir Küçükay Ankara’da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü’nde ilk kez ana çalgı olarak gitar sınıfını kurmuştur. Öğrenci yetiştirmenin yanında yoğun konser ve kayıt etkinlikleri gerçekleştiren sanatçı beste yapmayla çok meşgul olmuş ve Türk gitar repertuarına bir çok gitar eseri kazandırmıştır. 1987 yılında ünlü Brezilya’lı besteci Heitor Villa-Lobos’un 100. doğum yılı nedeniyle bestecinin eserlerinden oluşan bir konser vermiş ve tümü yine aynı bestecinin eserlerini içeren bir audio kaset kaydı gerçekleştirmiştir. Bunun neticesinde Brezilya Hükümeti Bekir Küçükay’ı madalya ile ödüllendirmiştir. 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na tayin olan Bekir Küçükay halen bu kurumda görev yapmaktadır.

1995 yılı ilkbaharında Türkiye gitar yaşamı için bir başka çok önemli gelişme olmuştur. Sevda-Cenap And Müzik Vakfı başkanı Sayın Mehmet Başman’ın daveti üzerine Venezuela’nın Ankara Büyükelçisi Ramon Delgado ünlü Venezuela’lı gitarist ve araştırmacı bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıdan çıkan karar neticesinde aynı gruba Savaş Çekirge de eklenerek T. C. Dışişleri Bakanlığı ve T. C. Kültür Bakanlığı temsilcileri ile Dışişleri Bakanlığı Kültür İşleri Genel Müdürlüğünde bir başka resmi toplantı daha yapılmıştır. Bu toplantı sonucunda: 1996 yılından başlayarak her iki yılda bir olmak üzere 29 Ekim tarihinin hemen öncesi olan “Cumhuriyet Haftası” içerisinde gitar bienali yapılmasına karar verilmiştir. Bienale Venezuela’lı ünlü gitarist-besteci Antonio Lauro’nun ismi verilmiştir ve bienaller süresince Türk gitar öğrencilerine uluslar arası gitaristlerin master dersleri ve konserler vermesi 30 yaş ve altındaki gitaristler arasında ödüllü ulusal gitar yarışması düzenlenmesi hedeflenmiştir. 1996 Ekim ayında yapılan ilk bienalden başlayarak hedeflere kısa sürede ulaşılmanın yanında hedefler her bienalde geliştirilmiş ve üçüncüsünün yapıldığı 2000 yılında çok olumlu seviyeye ulaşmıştır. 2000 yılında son gelinen duruma göre: üç ayrı kıtadan gelen 14 gitarist (Venezuela İspanya Almanya İtalya Bulgaristan Gürcistan Azerbaycan Japonya ) ve İspanya’dan gelen üç değişik belediye temsilcisi ile uluslar arası boyut genişletilmiştir. Bunun yanında gelen gitaristler için yurt içinde ( Van Eskişehir Samsun İstanbul Kırıkkale Niğde Nevşehir ) konserler düzenlenmiş ve yurdumuzun diğer yörelerinde de gitara meraklı insanlara hizmet vermek amaçlanmıştır. Yarışmanın birincisi Soner Uluocak için tıpkı daha önceki yarışmanın birincisi Emre Sabuncuoğlu’na yapıldığı gibi yurt içinde konserler düzenlenmiş ve ayrıca konserler vermek üzere Venezuela ve İspanya’ya seyahat imkanı sağlanmıştır. Bu bienal fikrinin belki de en önemli kısmı 2000 yılı içerisinde alınan karar olmuştur. Bu karara göre 2001 yılından başlayarak her iki yılda bir Venezuela ayağı gerçekleştirilecektir. Venezuela’da ki bienale Türk gitarist Savaş Çekirge’nin ismi verilmiştir. Dahası Venezuela’da yapılacak “Savaş Çekirge Gitar Festivali” nde ki uluslar arası gitar yarışmasında yarışmacılar her yıl mecburi bir Türk eseri icra edeceklerdir. Böylece hem Türk gitaristlerin Venezuela’lı hem de Venezuela’lı gitaristlerin Türk bestecilerini tanımasına ortam ve olanak sağlanmıştır. Bu örnek davranış yurt dışındaki gitaristlerin çok ilgisini çekmiş ve 2002 yılında yapılacak bienale katılma isteğinde olan diğer ülke gitaristlerinin sayısında belirgin bir artış olmuştur. Japonya Almanya İngiltere ve Fransa’da yayınlanan gitar dergileri ülkemizde gerçekleştirilen bu bienal hakkında çok olumlu yazılar yayımlamıştır.

Özet olarak önemli görülen kısımları ele alınmış olan Türkiye gitar tarihi detaylı bir şekilde araştırıldığı takdirde ileriye yönelik çok değerli bilgilere ulaşılacağı izlenimi vermektedir.

Yukarıda bahsedilenler dışında bahsetme imkanı bulunamamış olan ve ülkemiz gitar yaşamına hareket getiren böylece önemli hizmetler veren bir çok gitarist gitar öğretmeni gitar yapımcısı ya da gitar için müzik yazan besteci vardır. Bunlardan ilk akla gelenler Cem Duruöz Emre Sabuncuoğlu Soner Uluocak gibi genç gitaristler; Mutlu Torun Mesut Özgen Gutay Yıldıran Yıldız Elmas gibi gitar öğretmenleri; perdesiz gitar fikrini oluşturup dünya gitar yaşamına kazandıran Erkan Oğur; ciddi enstrümanlar yapan Ekrem Özkarpat gibi gitar yapımcıları; Yüksel Koptagel Sarper Özsan Nejat Başeğmezler Nazmi Bosna Yakup Kıvrak gibi bestecilerdir."

Ahmet Kanneci Yüksek Lisans ¤¤¤i"GİTAR İÇİN BESTE YAPMIŞ TÜRK BESTECİLERİNİN EĞİTİMİ VE YAPITLARININ ULUSLAR ARASI GİTAR REPERTUARINDAKİ YERİ" Gazi üniversitesi Ankara 2001 Syf:18-27

ÖZEL YETENEK SINAVLARI İÇİN ÖZEL BİR ÇALIŞMA!

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dergisi
. Online Dergi,yıl:8, sayı:13, (2007.)

Özel Yetenek Sınavlarında Yerleştirmeye Esas Olan
Puan Ve Katsayıların Alan Ve Alan Dışından Gelen Adaylara Yansıması
( Karşılaştırmalı Durum Saptaması )

Yrd.Doç.Dr. Ahmet Serkan ECE*

ÖZET
Her yıl özel yetenek sınavlarına binlerce öğrenci girmektedir. Farklı liselerden ve/veya farklı alanlarından mezun olan bu adaylar sözü edilen sınavlarda alan ve alan dışı aday olarak tanımlanmakta ve bu farklılığa göre katsayılar uygulanmaktadır.
Bu araştırmada, özellikle eğitim fakültelerinin müzik eğitimi anabilim dallarında uygulanmakta olan özel yetenek
sınavlarında yerleştirmeye esas olan ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı), AOBP (Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı) ÖYSP (Özel Yetenek Sınav Puanı) ve bu puanlara ait katsayıların alan ve alan dışı mezun adaylara yansıması karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Genel tarama modelinin uygulandığı ve betimsel bir nitelik taşıyan araştırmada, toplam katsayılar incelendiğinde alan mezunu adayların avantajlı olduğu fakat alan dışı mezun adayların ise özellikle ÖSS ve AOBP de daha avantajlı bir durumda bulundukları saptanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu), MEB (Milli Eğitim Bakanlığı), alan ve alan dışı mezun adaylara da önerilerde bulunulmuştur.

Anahtar Sözcük: Özel Yetenek Sınavları, Yetenek Sınavları, Katsayılar, Alan Mezunları, AGSL (Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi)
1.GİRİŞ
Üniversitelerin özel yetenek gerektiren program uygulamakta olan bölümlerine; öğrenci alımları, özel yetenek sınavları ile gerçekleşmektedir. Bu sınavlar ve sonuçları her yıl yaz aylarında ve Üniversite Seçme Sınavının açıklanmasında sonra, özel yetenek gerektiren program bulunan fakülte, bölüm, anabilim dalı, yüksek okul vb. birimlerinin olduğu üniversitelerin kendi belirledikleri tarihte ve yine üniversitelerin kendileri tarafından yapılmakta ve açıklanmaktadır.
Antrenörlük Eğitimi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği, Grafik Öğretmenliği, Mesleki Resim
Öğretmenliği, Müzik Öğretmenliği, Resim İş Öğretmenliği, Rekreasyon, Seramik Öğretmenliği, Spor
Yöneticiliği ve Spor Bilimleri gibi eğitim programları içeren bölüm veya anabilim dallarının yanında,
ülkemizdeki tüm devlet konservatuvarları, güzel sanatlar fakülteleri ve bu fakültelerin tüm bölümlerinde, ayrıca
Anadolu Güzel Sanatlar Liselerine öğrenci alımları da birbirine benzer isimlerde fakat “yetenek sınavları” ile
gerçekleşmektedir.
Yetenek ölçümü yapılan bu sınavlarda, öğrenci alınacak bölümlerin özelliklerine göre farklılık gösteren
uygulamalar gerçekleşmektedir. Hatta bu faklılık adayların müzikal ve işitsel yeteneğinin ölçülmesi aşamasında
da kendini göstermektedir. Sözü edilen kurumlara öğrenci alımlarında uygulanan sınav ve yerleştirmede
uygulanan katsayı çeşitliliği de bulunmaktadır.
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) puan ve katsayılardaki bu farklı uygulamaları
dengeleyebilmek amacı ile son 5 yılın ÖSYM sınav ve yerleştirme kılavuzunda da yeraldığı gibi, Antrenörlük
Eğitimi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği, Grafik Öğretmenliği, Mesleki Resim Öğretmenliği, Müzik
Öğretmenliği, Resim İş Öğretmenliği, Rekreasyon, Seramik Öğretmenliği, Spor Yöneticiliği ve Spor Bilimleri
anabilim dalları için eğitim programları ifadesini kullanarak, bu programlara öğrenci alımları sırasında
uygulanan puan ve katsayıları belli ölçülere bağlamıştır.
Yine ÖSYM yukarıda belirtilen eğitim programları dışında, bünyesinde özel yetenek programları
bulunan birimlere öğrenci alım sınavında uygulanacak yetenek sınavlarındaki puan ve katsayı uygulamalarını;
sınav aşamalarından katsayılara, ek puan uygulamalarından ÖSS taban başvuru puanlarının belirlenmesine kadar bütün aşamaları sınav uygulayan merkezlere bırakmıştır.
Özakay ( 2004, 7)’a göre ülkemizde, eğitim fakülteleri güzel sanatlar eğitimi bölümlerin de uygulanan
yerleştirmeye esas olacak puanlar / katsayılar ile konservatuvarlar ve güzel sanatlar fakültelerinde uygulanan
puan ve katsayılar farklılık göstermektedir.

1.1 Müzik Özel Yetenek Sınavlarının Öğrenci Kaynağı
Ülkemizde özel yetenek sınavlarının öğrenci kaynakları, ortaöğretimin lise devresi olup, liselerin
alan/kol değişikliğine ve yıllara göre değişiklik göstermektedir. İlk AGSL’rin açılmasından günümüze, bu
liselerden mezun adayların yüksek öğretim kurumlarındaki özel yetenek sınavlarına müracaatları her yıl yeni
açılan AGSL ve mezunları ile paralellik göstererek orantılı bir şekilde artmaktadır.
Bozkaya (2006)’ya göre,…müzik öğretmenliği eğitimi veren kurumlarımız kontenjanları açısından hızla
AGSL’lileşmektedirler. %22,30-%93,95 arasında değişen bu oran %56,97 genel ortalama ile “kontenjanlardan
yarıdan fazlasının AGSL çıkışlı öğrencilerden oluştuğu” görüntüsünü vermektedir.

Tablo 1 AİBÜ Eğitim Fakültesi GSEB Müzik Anabilim dalında uygulanan “Özel Yetenek Sınavları”na
2003/04, 2004/05, 2005/06 (son 3 yıl) yıllarında Müracaat Eden Adayların Mezun Oldukları Okul
Dağılımları

*Meslek liselerinin içerisine Ticaret Meslek Liseleri, Teknik Liseler ve Sağlık Meslek Liseleri, Açık Öğretim Fakülteler içerisine
Meslek Yüksek Okulları da dahil edilmiştir.
Yukarıdaki örnek tablodan da anlaşılacağı gibi üniversitelerin müzik özel yetenek sınav kaynakları
birbirinden farklı yapı ve özellik gösteren 8 ayrı lise türünden beslenmektedir. Yapılan sınavlara müracaat eden
adayların %49,1’i Genel Liseler ve %30,5’i AGSL’den gelirken, çok küçük oranlarda diğer lise türlerinden gelen adaylarda bulunmaktadır.
Bu iki lise türünden müracaatların fazla olmasının nedeni; ülkemizde genel lise statüsündeki okulların
fazla olması dolayısı ile fazla mezun vermelerinden, AGSL mezunlarının da okulların kuruluş amaçlarında ifade
edildiği gibi “özel yetenek gerektiren yüksek öğretim programlarına hazırlanmalarını” dolayısı ile “yetenekleri
doğrultusunda” eğitim almak istemelerinden kaynaklandığı biçiminde açıklanabilir.


Mezun olunan okullar
f %
1.AGSL 310 30,5
2.Genel Liseler 499 49,1
3. Anadolu Liseleri 102 10,0
4. Meslek Liseleri* 85 8,4
5. Açık öğretim* 5 0,5
6. Yabancı Dil Ağır.Lise 7 0,7
7. İmam Hatip Lisesi 5 0,5
8. Diğer ( çok prog.lise ) 2 0,3
TOPLAM 1015 100,0


1.2. Yerleştirmeye Esas Olan Puanlar ve Bu Puanlara Ait Katsayılar
Araştırmanın giriş bölümünde de ifade edildiği gibi ÖSYM, özel yetenek gerektiren programları uygulamakta olan yüksek öğretim kurumlarının programlarını “Eğitim Programları” ve “Eğitim Programı
Dışında Özel Yetenek Gerektiren Programlar” olmak üzere iki gruba ayırmaktadır.
Eğitim Fakülteleri GSEB Müzik Eğitimi Anabilim Dallarındaki özel yetenek sınavları uygulama aşamasında üniversitelere göre farklılık gösterse de, sınav sonrasındaki puanlama ve yerleştirme aşamaları
aynıdır.
Özel Yetenek Gerektiren Eğitim Programları için (Müzik Öğretmenliği) yerleştirmeye esas olan puanlar ve bu puanların hesaplanması aşağıda belirtilmiştir.
1- Özel Yetenek Sınavı Puanı – Standart Puan (ÖYSP-SP)
2- Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP)
3- ÖSS Puanı (ÖSS-P)
Özel Yetenek Sınavlarına giren adayların yerleştirme puanlarının hesaplanmasında, adaya ait ÖSS puan türlerinin en yükseği alınmaktadır. Adayların yerleştirme puanları hesaplanırken, mezun olduğu lise türlerine
göre aşağıdaki katsayılar kullanılmaktadır.
a) Aday aynı alandan geliyorsa (Örneğin Müzik Öğretmenliği programı için aday AGSL’nin müzik alanından geliyorsa)
Yerleştirme Puanı : (1 x ÖYSP-SP) + (0,52 x AOBP) + (0,36 x ÖSS)
b) Aday diğer alanlardan geliyorsa (Örneğin Müzik Öğretmenliği programı için aday genel lisenin sosyal bilimler alanında geliyorsa)
Yerleştirme Puanı : (1 x ÖYSP-SP) + (0,16 x AOBP) + (0,47 x ÖSS)(2005 ÖYSM Kılavuzu)
Yukarıda açıklanan işlemlerden sonra adayların yerleştirme puanları belirlenir ve bu puanlar yüksek
öğretim kurumunun öğrenci kontenjanına göre yukarıdan aşağıya sıralanarak asil ve yedek öğrenciler listelenir.

1.3. Araştırmanın Amacı

Bu araştırma, Müzik Eğitimi Anabilim Dallarında yapılan özel yetenek sınavlarında yerleştirmeye esas olan puanlara ve uygulanan katsayılara ışık tutarak, bu puan ve katsayıların farklı liselerden (alan / kol) mezun
olarak yetenek sınavlarına giren adayların yerleştirme puanları üzerindeki yansımalarını ortaya çıkarmak, bu yansımaları mağduriyet olarak yaşayan adaylara öneride bulunmak ve ek puan vb. beklentilerde olan bazı lise
türlerinden mezun olan adayları aydınlatmak amacını taşımaktadır.
Bu amacı gerçekleştirmek için aşağıdaki sorulara yanıt aranmaktadır.
1. Özel Yetenek sınavlarında “ek puan uygulaması” hangi durumlarda uygulanmaktadır?
2. Liselerin farklı alanlarından gelen öğrencilere, özel yetenek sınavlarında hangi katsayılar uygulanmaktadır?
3. “Özel Yetenek Sınavı”(ÖYS) ve elde edilen “sınav puanı”(ÖYSP) alandan ve alan dışından gelen adaylara ne
şekilde yansımaktadır?
4. Adayların “Orta Öğretim Başarıları” ve Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) alandan ve alan
dışından gelen adaylara ne şekilde yansımaktadır?
5. Adayların “Öğrenci Seçme Sınavı” (ÖSS) puanları alandan ve alan dışından gelen adaylara ne şekilde
yansımaktadır?

2.YÖNTEM
2.1.Araştırmanın Modeli

Yapılan araştırma, “genel tarama” modelindedir. Araştırma konusunun genişlemesine incelendiği bu araştırma ile Özel Yetenek Sınavlarında yerleştirmeye esas olan puan ve katsayıların alan ve alan dışından gelen
adaylara yansımasının karşılaştırmalı bir saptaması yapılmaktadır. Bu nedenle araştırma betimsel bir nitelikte taşımaktadır.
2.2.Evren
Bu araştırmanın çalışma evrenini son 3 yılda (2003-2004, 2004-2005, 2005-2006) Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalında uygulanmakta olan Yetenek Sınavına girmiş tüm adaylardan (1015) alan (AGSL, Genel ve Anadolu liselerinin müzik kolları) ve alan dışı mezunlar (Genel, Anadolu Liseleri, İmam Hatip Liseleri, Meslek Liseleri, Çok programlı Liseleri ve Meslek Yüksek Okulları) oluşturmaktadır. Araştırmada evrenin tamamına ulaşılabileceği için örneklem alınma yoluna gidilmemiştir.

2.3.Verilerin Toplanması
Bu araştırmanın nicel verileri için son üç yılda bölüm özel yetenek sınavlarına alan ve alan dışından
giren toplam 1015 adayın, özel yetenek sınav puanları (ÖYSP), Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AÖBP)
ve Öğrenci Seçme Sınav Puanları (ÖSS) listelenmiş ve nicel veriler olarak kullanılmıştır. Nitel veriler ise, araştırma ile ilgili önceden yapılmış bilimsel yayınların ve araştırmaya kaynaklık edecek ilgili literatürün
“kaynak tarama” yolu ile ayrıca AGSL öğretmen ve idarecileri ile bu kurumlarda öğrencilerin mezun aşamasına kadarki toplam ders yüklerinin belirlenmesi için yapılan görüşme yöntemi ile toplanması sonucu elde edilmiştir.
2.4.Verilerin İşlenmesi ve Çözümlenmesi
Elde edilen veriler Microsoft Office 2000-Excel Programı kullanılarak bilgisayar ortamına geçirilmiştir. Alandan ve alan dışından sınava gelen adayların puanları ve bu puanların ÖSS, AOBP ve ÖYSP (özel yetenek
sınav puanları)’leri sonucu yerleştirmedeki sonuçları için, öğrenci seçme kılavuzunda yer alan hesaplamalar ve katsayılar yardımı ile puanları hesaplanmıştır. Bu işlem tüm adaylar için değil 1015 adayın ortalama ÖSS, AOBP ve ÖYSP’leri dikkate alınarak alan ve/veya alan dışından gelen adaylar için yapılmıştır. Son olarak analizler
sonrasında elde edilen bulgular Microsoft Office 2000-Word Programında tablolaştırılmış ve sonuçlar, adayların yerleştirme puanlarına yansımalarını ifade etmek için yorumlanmıştır.

2.5.Konu İle İlgili Araştırmalar
Yapılan tarama sonrasında araştırma konusu ile I. derecede ilgili çalışma Bülent TULHA tarafından “ÖSYM’nin Yüksek Öğretim Programlarına Öğrenci Yerleştirme Sistemine Göre Anadolu Güzel Sanatlar Liselerinin Genel Liseleri Karşısındaki Mağduriyeti” isimli araştırma raporudur. Tulha çalışmasında, YÖK, MEB, ve ÖSYM başkanlığının yürüttüğü ortak çalışmalarda bir mesleğe yönelik program uygulayan liselerden mezun öğrencilerin kendi alanları ile ilgili tercih yaptıklarında bazı avantajlar sağlandığını ama bu avantajın AGSL öğrencileri için söz konusu olmadığını ifade ederek, AGSL öğrencilerinin genel liselerden gelen öğrenciler karşısındaki mağduriyetini sayısal veriler ile detaylandırmıştır.
Araştırma konusu ile ilgili diğer bir çalışma Erdem ÜNVER’in “Bir Yetenek Sınavının Ardından” isimli makalesidir. 2003 yılında (sayı:157) yayımlanan makalesinde Ünver, 2001-2002 yıllarında Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi GSEB’de uygulanan resim yetenek sınavları sonucunda elde ettiği verileri irdelemiş ve
değerlendirmiştir.
3. BULGULAR VE YORUM
3.1.Ek puan uygulaması
Özel Yetenek Sınavı uygulayan yüksek öğretim kurumlarında ek puan uygulaması ancak Eğitim Programları (Antrenörlük Eğitimi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği, Grafik Öğretmenliği, Mesleki Resim Öğretmenliği, Müzik Öğretmenliği, Resim iş Öğretmenliği, Rekreasyon, Seramik Öğretmenliği, Spor Yöneticiliği ve Spor Bilimleri) dışında özel yetenek gerektiren programlara öğrenci alımı sırasında söz konusu olmaktadır.
Özel yetenek sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan yüksek öğretim programları, belirleyecekleri bir yöntemle, yerleştirmede kullanacakları puanlara adayların ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarını katacaklar; bir
mesleğe yönelik program uygulayan liselerden mezun olan adayların aynı alanda öğretim yapan bir programa yerleştirilmesi söz konusu olduğunda bu adayları ağırlıklı ortaöğretim başarı puanından hesaplanacak ek puan
uygulamasından yararlandıracaklardır.Özel yetenek sınavları puanlarının içindeki ek puan ağırlığının ne olacağına yükseköğretim kurumları kendileri karar vereceklerdir.(2006 ÖYSM Kılavuzu)

Ülkemizde Alan Mezunları ise (Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri), Özel Yetenek Sınavlarında Ek Puan Uygulamasından;
1) Özel yetenek sınavları için başvuru yaptıkları kurumların “Eğitim Programları” içerisinde yer almaları,
2) Anadolu Liseleri statüsünde yer almaları, (bir mesleğe yönelik program uygulayan liselerden olmamaları / Meslek Liseleri gibi) nedenlerden dolayı yararlanamamaktadırlar.

3.2 Katsayılar ve Avantajları
Alan Mezunu Aday : (1 x ÖYSP-SP) + (0,52 x AOBP) + (0,36 x ÖSS-P)
Alan Dışı Aday : (1 x ÖYSP-SP) + (0,16 x AOBP) + (0,47 x ÖSS-P)
(AOBP fark :0,36) (ÖSS fark :0,11)
Yerleştirmede kullanılan (ÖYSP-SP)’nin alan ve alan dışından gelen adaylar için katsayısı 1 (bir) ‘dir.
Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı puanı katsayılarında alan mezunları alan dışı mezunlara göre (0,36) puan avantajlılarken; Öğrenci seçme Sınavı Puanı katsayılarında alan dışı mezunlar, alan mezunlara göre (0,11) puan
avantajlı durumda görünmektedirler. Özel Yetenek Sınavlarında uygulanan katsayılar incelendiğinde alan mezunlarının ek puan
uygulamasından yararlanamasa da sınavlarda uygulanan katsayılara ait toplamlara dikkat ettiğimizde bu toplamının (0,52+0,36=0,88) alan mezunları için:0,88;alan dışı mezunlar için (0,16+0,47=0,63) 0,63 olduğu ve bu iki alan arasındaki (0,88–0,63=0,25) 0,25 farkın ise alan mezunlarına yönelik olduğudur.Katsayı toplamlarındaki bu farklılık alan mezunu adaylar için bir çeşit ek puan / avantaj şeklinde düşünülebilir.

3.3.Liselerdeki Alan Uygulamaları ve Özel Yetenek Sınavlarındaki Katsayı Değişmeleri
Milli Eğitim Bakanlığı, ortaöğretimin lise devresinde öğrencilerin istedikleri alanda branşlaşmalarını sağlamak amacı ile liselerin faklı sınıflarında seçim yapılarak alan uygulamaları yapmalarına olanak
sağlamaktadır. Genel Liselerde, Fen Liselerinde, Anadolu Öğretmen Liselerinde bu alanlar fen bilgisi alanı, Türkçe-matematik alanı, sosyal bilgiler alanı, yabancı dil alanı olarak belirlenirken; Sağlık Meslek Liselerinde labaratuar, ortopedi, çevre sağlığı, tıbbi sekreterlik vb., diğer meslek liselerinde ise muhasebe, elektrik, banka, motor, dış ticaret, matbaacılık, vb. alanlar olarak saptanmıştır.
Özel yetenek sınavlarında tüm bu alanlardan mezun adayların başvuruları, alan dışı olarak kabul edilir ve yukarıda ifade edilen katsayılarla çarpılır. Eğer öğrenci liselerin (Genel veya Anadolu, Meslek, Öğretmen
liselerinin) veya Konservatuvarların Müzik/Sanat Alanı’ndan geliyorsa, başvurusu alandan yapılmış olarak alınmakta ve farklı bir katsayı uygulanmaktadır. Bu durumda başvuran adaylar ile 4 yıl ağırlıklı olarak müzik alan dersleri alan ve yüksek öğretimde güzel sanatlar okumak amacı ile kendisine lise devresinde hedef
belirleyip branş seçen AGSL öğrencilerine aynı katsayılar uygulanmaktadır.

3.4.Özel Yetenek Sınavlarında Yerleştirmeye Esas Olan Puan Türlerinin Alan ve Alan Dışından Gelen
Adaylara Yansıması
3.4.1Özel Yetenek Sınav Puanı (ÖYSP)
Alandan gelen adayların özel yetenek sınavlarına başvuru sayısı her yıl artmaktadır. Alandan gelen bu öğrenciler (AGSL mezunları),özel yetenek sınavlarına, yaşadıkları farklı problemleri taşımaktadırlar. Bunların
ilki, adayın lise döneminde aldığı eğitim sırasında karşılaştığı problemlerdir. AGSL mezunu adaylar 4 yıl süre ile müzik ağırlıklı eğitim almalarına rağmen öğretim programı, öğretmen eksikliği, liselere giriş yetenek sınavlarında başvuran aday azlığı, aile tutumu vb. sorunlar
yaşamaktadırlar. Adaylar tüm bu problemler içerisinde yeterince dolu bir müzik eğitimi alamamalarına rağmen özel yetenek sınavlarının müziksel işitme (tek, çift, üç, dört ses; ezgi ve ritm tekrarı, dikte ve deşifre), çalgı ve ses sınavlarında iyi puanlar alabilmekte ve başarılı olabilmektedirler. Yukarıda sözü edilen problemleri fazlası
ile yaşayan adaylar ise bu problemleri sınav kaygısı olarak taşımaktadırlar.
Okul değişkenine göre alan ve alandışı mezunların aynı sınav kaygısı taşıdıkları, fakat cinsiyet değişkenine göre kız öğrencilerin erkeklere göre daha çok sınav kaygısı yaşadığı belirlenmiştir(Sazak,
Ece;2004). Yine bu adaylar arasında, dört yıl ağırlıklı olarak müzik eğitimi almalarına rağmen düşük puan alan,
hatta yapılan tüm sınav aşamalarında hiç puan alamayan AGSL mezunu adaylarda bulunmaktadır.
Her geçen yıl özel yetenek sınavları daha da zorlaşmakta ve özellikle alan dışından gelen adaylar için bu sınavlar aynı Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) gibi uzun bir zaman diliminde ve alan uzmanlarının gözetiminde
disiplinli ve daha iyi hazırlanılması (işitme/çalgı/ses alanlarında) gereken sınavlar haline gelmektedir. Alan dışından gelen adaylardan sınava yönelik bir çalışması olmayanlar düşük puanla sınavların 1.aşamalarında
(eleme) elenmekteyken, sözü edilen çalışmaları yapan yetenekli ve istekli adaylar ise sınavlarda başarılı olabilmektedir....
Related Posts with Thumbnails