öğrenme stilleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrenme stilleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MÜZİK DERSLERİ ARTIK DAHA KEYİFLİ !

Müzik derslerinde artık sadece mecburi blok düdük üflemek ve bir kaç okul şarkısı söyleyip dersi bitirme dönemi kapanıyor! Vücut ritmi (Body percussion) denilen müzikal çalışmalar, bu anlayışın gelişip değişmesinde inanılmaz bir rol alıyor.
Vücut ritmi "Body percussion" ayrıca eğitim sistemimizde yöntemleride sorgulanmasına neden olmakta, yeni yöntem ve uygulamaların önünüde açmaktadır. Daha önce paylaşmış olduğum "Öğrenme Stilleri" konusunda belirtildiği gibi her öğrencinin algılama ve öğrenme stilleri farklıdır. İşitsel, görsel, kinestezik ve dokunsal algılama özelliklerine sahip, farklı bir çok öğrenciyi tek tip öğrenme biçimine mahkum eden sınıf ortamı eğitiminin sonuçlerı ortadadır. Öğrencinin algılama farklılıklarına anında çözüm getirebilen aktif öğrenim yöntemleri dersliklere yavaş yavaş taşınmak zorundadır. Body percussion yöntemi, bu eksikliğe şu anda müzikal anlamda çözüm getirmesiyle birlikte, diğer derslerinde bu forma geçmesi gerektiğini önümüzdeki yıllarda mecbur bırakacağına eminim.
Bu uygulamanın bir çok öğretmen tarafından uygulanması ve öğrenilmesi sürecinde zorluklar vardır. Öğretmenin kişisel gelişimine zaman ayırarak bu tarz Vücut Ritmi eğitimi veren kurum ve kişilerden yardım alması yada hizmet içi eğitim seminerlerine katılması, MEB tarafından bu çalışmaların Hizmet içi eğitim çalışmalarına eklenmesiyle mümkün olabilir ve şarttır.
Vücut Ritmi çalışmaları psikomotor davranışları kontrollu hale getirmesinin yanı sıra, öğrencinin grupla birlikte hareket edebilme, kendini keşfetme, kişilik gelişimi, öz eleştiri yapabilme gibi derslerin vermesi gereken olguları farketmeden sunmasıylada bir avantaj oluşturmaktadır. Asıl önemlisi öğretmen içinde gerekli olan eğlenceli zaman geçirme, yaptığı dersten keyif alma ve keyif verme gibi çok önemli bir katkısının olmasıdır.


Bu konularda şu anda en aktif çalışan KEKEÇA grubu, Onur EROL, Yusuf Emrah UZUNCA gibi genç ve yetenekli arkadaşların projelerini ülke çapında yayabilecekleri bir eğitmen ordusu oluşturarak paylaşmaları ve büyütmelerini bekliyorum. Tabiki bu arkadaşlarım gerek kitap çalışmaları, gerek eğitim seminerleri ve internet üzerindeki paylaşımlarla ellerinden geleni yaptıkları açıktır. Zor olan bu sürecin sürekliliğini sağlayabilecek Müzik eğitmenlerinin bu emeklerden faydalanmaları, değer vermeleri, uygulamaları, zaman ayırmalarıdır. Öğrenci odaklı bu eğitim yöntemiyle ilgili bir kaç video örneği aşağıdadır.
Değerlendirmeyi size bırakıyorum.
Teşekkürler.
Süleyman EKER



Küçük grup Çalışmalarına Örnek


Bir konser performansı


İşin ustalarından bir show :)


Konservatuar da bir uygulama projesi olarak Body Percussion...

Aşağıdaki linkte yine bir sını ortemı uygulamsı bardak ritmi videosuna ulaşabilirsiniz...
http://www.facebook.com/video/video.php?v=10150234509389859

NEDEN OKULLARIMIZDA BİLİM TARİHİ OKUTULMUYOR?

Facebookta dolaşırken dikkatimi çeken, okunması ve sorgulanması gereken güzel bir çalışmayla karşılaştım.(Aşağıda tamamını okuyabilirsiniz). Bilimsel yöntem ve süreçlerini sorgulamayan ezberci eğitimden, tüm öğretmenlerimiz şikayetçi iken, kimse bu yönteme yaptığı katkıyı sorgulamaz! Öğrenciler bir bilgi amelesi gibi kullanılır ve ondan sorgulamadan ezberlemesi istenir. Çünkü sorulan saçma sapan sorulara öğretmenin cevap verecek zamanı yoktur. Öğretmen, O saçma soruların gerekçelerini sorgulayabilse, en başarısız öğrencinin bile önünde bir yol açabileceğini görecektir. Ama yüklenmiş olan müfredatı yetiştirmek üzere kitlenmiş olan öğretmen de, öğrenciye değil kuruma hizmet ettiğini fark edememektedir. İşte aşağıdaki yazı bunu cevabıdır. Lütfen okuyun!

Süleyman EKER 10 mayıs 2011

Bu yazı bir kitaptan alıntıdır..Kitaptaki fikirleri sizlerle paylaşmak istedim..Sorulan soru konuyla ilgisi olduğu için  tüm Milli Eğitim Bakanlarına sorulmaktadır..


Pek akıllılık sayılmaz ama biz gene de zaman zamanilgililere sorduğumuz bir soruyu hoşgörülerine sığınarak Milli Eğitim Bakanına yinelemek istiyoruz: Neden, sayın bakan, bizim okullarımızda bilim tarihi öğretilmiyor hala? Renkli gazeteler futbolcuların, güzel bacaklı ünlü şarkıcıların, kıro milyarderlerin yaşamlarını en küçük ayrıntılarına dek hepimize öğretirken Milli Eğitim Bakanlığı da tüm çabasını ulusal tarih,coğrafya, edebiyat ile din öğretimi üzerine yoğunlaştırmış sanki. Özendiğimiz ülkeler sanayi toplumundan bilgi toplumu olma aşamasına geldiler,  sanayinin birbölümünü bize bırakmaya da hazırlar. Salt bu nedenle de olsa insanlarımızın eğitiminde bilim ve teknolojinin ağırlıklı olması kaçınılmaz.Bilimin anlaşılır biçimde anlatılmasının ve öğretilmesinin önemli bir desteği de genç beyinlere onu tarihi ile birlikte sunmaktır.
Biz tarih diye yalnızca siyasal olayların geçmişini bellemişiz. Siyasal olayları çoğunlukla ekonominin, ekonomiyi de günümüzde teknolojik gelişmelerin yönlendirdiği ise artık bilinen bir gerçek. Çoğumuz 2.Dünya Savaşı'nı bitiren ana etkenin ABD'nin üstün teknolojisi olduğunu öğrendik. Neden o zaman Hitler'i, Roosevelt'i tanıyoruz da Von Braun'u Oppenheimer'i Marconi'yi bilmiyoruz? Savaşın tarihini yapan bilim adamlarını, mühendisleri tanımıyoruz? Tarihi masalsı anlatımlarla değil de neden-sonuç ilişkileri içinde anlatmak, öğretmek istiyorsak gençlerimize bilim tarihi eğitimi vermemiz gerekir.Üstelik bilim tarihin fen dersleri ile birlikte okutulması öğrencilerin fen bilimlerine daha çok ilgi göstermelerine yardım edecektir, onların çapraşık konuları anlamalarını kolaylaştıracaktır.
......insanlara daha iyiyi, daha güzeli sunmayı amaçlayan , bir başka deyişle işini iyi yapmayı isteyen herkesin kendi işinin tarihini bilmesi zorunludur. Her  hekim Pasteur'u, Koch'uher otomobil mühendisi Otto'yu, Ford'u her kimyacı Haber'i, Nobel'i her elektrikçi Faraday'ı, Hertz'i her ekonomist Malthus'u, Keynes'i her ressam VanGough'u, Picasso'yu bilmek zorundadır.


GALILEO GALILEI diyor ki;
(1564 – 1642) İtalyan fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filozof.

Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka birşey değildir. Bir kerecik bile olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder

Bilim tarihinin öğrenilmesi gereği önce doğa bilimleri ile uğraşanlarca kabul edilmiş ve yüzyılımızda başlı başına bir bilim dalı olarak eğitimde yerini almıştır. Neden mi? Yoklayın anılarınızı şöyle bir. Size en güzel öyküleri, fıkraları (Temel markalı olanları değil), tarihsel olayları hangi öğretmeniniz anlatmıştı? Büyük bir olasılıkla bir fen öğretmeniydi o....Çünkü soyut kavramlarla bunalmış, kaybolmuş genç beyinlere yüklenmenin kolay bir yolu O beyinleri zaman zaman rahatlatmaktır. Öğretmenlerin çoğu bunu bilir. İşte bu rahatlatma bahanesi ile size konu ile ilgili küçük bir öykücüğü aktararak olayın içine insan boyutunu da sokarlar. Havalardaki bir maddenin sakınım yasası yoksulluk içinde ölen bir Lavoiser ile bütünleşir, dünyanın dönmesi sizi hiç ilgilendirmese de Galileo'nun engizisyon mahkemesindeki ünlü savunması sizinle o cesur bilim adamı arasında bir sevgi bağı yaratır. Buzların içindebir ömür yitirmiş olan Amundsen'i yaman bir serüvenci olarak tanıyıp severken bir de bakarsınız fizikte öğrendiğiniz mağnetik alan, mağnetik kutupların değişkenliği gibi sıkıcı konularda adam neler yapmış...Pek de boşuna ölmemiş bu serüvenci dersiniz kendi kendinize. Gizemli dünyalarında şifreli dillerle bilgilerini korumaya, başkalarına çaldırmamaya çalışan orta çağ simyacılarının böylece canınızı çıkaran o korkunç kimyasal formüllerin de ilk bulucuları olduklarını öğrenirsiniz. Gün gelir maddenin yok olmayacağını söyleyenlere karşı bir Einstein çıkar karşınıza, evet der, madde yok olmaz ama enerjiye dönüşebilir. Bunun için de şunlar şunlar.... gereklidir. O yazdıkları az olan şeylerdir, ama bir de olaya görülsün.


ALBERT EISNTEIN

Atom çekirdeğindeki bu mini mini dünyanın kendi özgü düzenini biz insanların savaş ve barış gibi karşıt iki amaçla nasıl bozduğunu O genç çok iyi anlayacaktır, çelişkileri ta içinden duyarak. Artık onun için soyut elektron ile somut Einstein bir olacaktır.
Bu yeni kahramanlar futbol oynamazlar, boyalı basında adları çıkmaz ama adları her kitapta geçer , ömürleri de birkaç yılla değil yüzyıllarla ölçülür.
Ne dersiniz, bir ülkenin geleceği için bu gençlerden daha iyi bir yatırım, daha parlak bir umut ışığı var mıdır?

  Kaynak:  KİMYA GÜZELDİR
Ömer Kuleli-Osman Gürel

(NOT:Einstein müzikle uğraşırdı, Bohr futbol takımındaydı vb. birçok bilim insanı bilimin yanı sıra hayatla da ilgilenmişlerdir.Bilimle uğraşmak demek hayattan kopmak demek değildir..Bilim tarihini okudukça bilim insanlarının da bizler gibi tutkuları,hobileri veya hataları olduğunu anlarız ve onları kendimize daha yakın hissederiz...Bu da bilimi bize daha da yakınlaştırır. Bilim ve Felsefe Kulübü)

ÖĞRENME STİLLERİ

Öğrenme Stilleri Nelerdir?
Farklı Öğrenme Stilleri ile İlgili Neler Yapılabilir?

Niçin bazı çocuklar oyuncaklarını oynadıktan sonra hemen kutusuna koymak için gayret gösterirken üstelik bunu sadece oyuncağı yeni iken değil de sürekli olarak devam eden bir alışkanlık halinde yaparken, bazıları dağınıklıktan hiç rahatsızlık duymaz? Niçin bazı çocuklar hiç kimse onları yönlendirmeden, oyuncaklarını sadece yeni iken kutusuna koyarken, bazıları ilk anda kutusunu parçalar? Niçin bazı çocukların fanilası sürekli dışarda gezer de bazılarının ki hiç çıkmaz? Bunları birbirinden bu kadar farklı kılan nedir? Bu davranış şekilleri aynı zamanda farklı öğrenme özelliklerini de içerisine alan adeta bizi biz yapan özelliklerdir. Bu özelliklere öğrenme stilleri denilmektedir. Öğrenme stillerimiz doğuştan var olan karakteristik özelliklerimizdir. Yaşamımızın her anında, her boyutunda davranışlarımızı etkiler. Yürürken, yatarken, otururken, konuşurken, oynarken bizi etkiler ve bu özelliğimize göre bu eylemleri yaparız.

Öğrenme stillerini görsel, işitsel ve kinestetik/dokunsal olmak üzere üç ana grupta toplarız.

a) Görsel Stil
Görseller özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdir. Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Çantaları, dolapları her zaman düzenlidir. Yazmayı sevmeseler bile defterlerini düzenli ve itinalı kullanırlar. Düz anlatım dediğimiz (okullarda öğretmenin veya bir öğrencinin dersi anlatması) öğretim yönteminden yeterince yararlanamazlar. Tam olarak anlamaları için dersin mutlaka görsel malzemelerle desteklenmesi gerekir. Harita, poster, şema gibi görsel araçlarla kolay öğrenirler ve bu araçlarla öğrendiklerini kolay hatırlarlar. Öğrendikleri konuları gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar.

b) İşitsel Stil
İşitseller küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar. Ses ve müziğe duyarlıdırlar. Sohbet etmeyi, birileri ile çalışmayı severler. Genellikle ahenkli ve güzel konuşurlar. Yabancı dil öğreniminde başarılıdırlar. İlkokul birinci ve ikinci sınıflarda kendi kendilerine konuşmaları nedeniyle öğretmeni dinleyemezler. Gözle okuma esnasında hiçbirşey anlamayabilirler. Bu nedenle en azından kendi kulağının duyabileceği bir sesle okumalarına izin verilmelidir. Daha çok konuşarak, tartışarak öğrenirler. Bilgi alırken dinlemeyi okumaya tercih ederler. Olay ve kavramları birinin anlatması ile daha iyi anlarlar. Grup ve ikili çalışmalarda konuşma ve dinleme olanakları olduğu için iyi öğrenirler.

c) Kinestetik/Dokunsal Stil
Kinestetik/dokunsallar oldukça hareketli olurlar. Sınıfta yerlerinde duramazlar. Sürekli hareket halindedirler. Tahtayı silmek , pencereyi açmak, tebeşir getirmek hep onların görevi olsun isterler. Uzun müddet oturmaya zorlanırlarsa derste ne olup bittiğini anlamazlar. Bu hareketlilik uygun işlere yönlendirilmezse genelde sınıfta problem çıkarırlar. Bizim eğitim öğretim sistemimizden kötü yönde etkilenirler ve genelde istenmeyen öğrenci haline gelirler. Bu nedenlerden dolayı da yaramaz tembel olarak tanımlanabilirler ya da zeki olmadıkları öne sürülür. Sınıflarımızda ideal ders araçlarımız olarak kabul edilen şema, harita, fotoğraf gibi görsel araçlar kinestetik öğrenciler için görsel öğrencilere göre daha az değer taşır. Çünkü ne kadar renkli ve canlı olursa olsun görsel materyaller onların öğrenmesini beklenen ölçüde kolaylaştırmaz. Anlatımdan da yararlanamazlar. Öğrenebilmeleri için mutlaka ellerini kullanacakları, yaparak yaşayarak öğrenme dediğimiz öğrenme tekniklerinin uygulanması gerekir. Sınıf yerine okul bahçesi ya da laboratuarda, dokunarak ellerini kullanarak olayların içinde yaşayarak çok daha iyi öğrenirler.

Her üç stildeki öğrencilerinde dersten yararlanabilmeleri için öğrencilerin aktif, öğretmenlerin rehber olması gerekmektedir. Öğrenme stilleri sadece öğrenme stili değil kişinin karakterinin de bir parçasıdır. Kişi aslında sahip olduğu karakter nedeniyle bu stillere sahiptir. Başka bir deyişle aslında karakterimiz bizi bu şekilde öğrenmeye zorlar. Yani biz kinestetik isek bu bizim karakterimizdir ve tüm yaşamımız kinestetik özelliklere göre gelişir ve öğrenirken de kinestetik özelliklerimize göre öğreniriz. Aynı şekilde görsel ve işitsel isek bu özelliklere göre yaşar ve bu özelliklere göre öğreniriz.


Görsel Öğrenciler :
Tertipli, düzenli defter ve kitaplarına karşı aşırı titizdirler. Çok hareketli olmadıkları için sınıfta sorun oluşturmazlar. Öğretmeni gözleriyle takip ederler. Sınıf içerisindeki ufak kusurlara bile duyarlıdırlar. Ödevlerini itinayla yaparlar,kendi kendilerine kurallar belirlerler. Mesela başlıkları kırmızıyla, alt başlıkları farklı renklerle yazarlar. Defterlerinde karalama olmaz. Sözlü talimatları takip etmekte zorlanırlar. Talimatlar ne kadar uzun olursa o kadar güçlük çekerler. Bu yüzden talimatların tahtaya yazılmasını isterler. Kurallara uymak ve disiplinli olmak en önemli özellikleridir. Kuralları tam olarak öğrendikten sonra kendilerini rahat hissederler. Gördüklerini hatırlarlar. Genellikle gördükleri şeyleri görüntü olarak belleğe kaydeder ve görüntü olarak hatırlarlar. Çok az yazım ve noktalama hatası yaparlar. Üç grup içerisinde en başarılı öğrenci grubudur. Ancak işitsel özellik taşımazlarsa, ahenkli ve güzel okuma konusunda başarılı olamazlar.

İşitsel Öğrenciler:
Kendi kendine konuşurlar. Bu nedenle arkadaşları ve öğretmeni tarafından sürekli uyarılırlar. Sessiz okuma konusunda sıkıntı yaşarlar çünkü kulaklarının duymadığını anlamakta zorlanırlar. Okuduklarını anlamaları, okuma işlevinin yerine getirilmesi için okuduklarını işitmeleri şarttır. Konsantre olabilmeleri için hiçbir sesin olmaması gerekir, ancak o anda kendi kendilerine konuşabilirler. İşitsel öğrenciler en iyi işiterek öğrenirler ancak öğretmenin dersi anlattığı sırada konuşuyor olma ihtimalleri nedeniyle dersi kaçırırlar.

Yabancı dil öğrenmeye yatkındırlar, özellikle konuşma ve dinleme becerileri çok iyidir. Fakat okuma ve yazma becerilerinde güçlük çekerler. Konuşmayı seven bu öğrenciler sınıfta mümkün olduğunca çok konuşmak isterler ve bu olanağı bulamazlarsa sürekli yanındakileri de konuştururlar. Bu tür öğrencilerin konuşma istekleri karşılanmalıdır aksi taktirde dersi hiç dinlemezler. Öğrenirken konuşarak veya sesli okuyarak öğrenirler ve hatırlarken de aynı şekilde biri kendilerine okuyormuş gibi hatırlarlar. Problem çözerken sesli düşünmelerine izin verilmelidir. Bu problemde verilen ve isteneni kavramaları için gereklidir.

Kinestetik/Dokunsal Öğrenciler:
Kinestetik/dokunsal öğrenciler özellikle anne ve babası da kinestetik/dokunsal ise okulda çok zorlanırlar. Çünkü onlar oturdukları yerde uzun müddet duramazlar. Parmak kaldırmak ve öğretmenin kendisini görmesini beklemek onlar için çok zor hatta gereksiz bir zaman kaybıdır. Onlar derhal harekete geçer ve amaçlarına ulaşırlar. Öğretmenin "tahtayı kim silecek" demesi kinestetik/dokunsal öğrencinin burnunun dibinde bitmesi için yeterlidir. Kinestetik öğrencilerin zorluğu görsel ve işitsel mesajları tam olarak algılayamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle öğretmenin çöp kutusunu göstererek (görsel mesaj),"lütfen çöpünüzü bu kutuya atın " (işitsel mesaj) demesi kinestetik öğrenciler tarafından algılanamayabilir. Kinestetik/dokunsal öğrencinin bizzat paspasın üzerinde öğretmenle birlikte ayaklarını silmesi ya da kalemini öğretmeni ile birlikte çöp kutusunun yanında açması mesajın anlaşılmasını sağlar. Kinestetik/dokunsallar kas belleğine sahiptirler ve ancak yaparak algılayabilirler. Bir iş yapılırken kinestetik/dokunsal öğrencinin elinden tutmalısınız, ona bir şey anlatırken omuzuna elinizi koymalısınız. Bu davranışlar mesajın kinestetik/dokunsallar tarafından anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Onlar için en kolay iletişim dokunmaktır. Görsel mesaj ve güzel sözler kinestetik/dokunsallar için yeterli değildir.

Sudan bahanelerle öğretmenden kalkmak için izin isterler, 5 ya da 10 dakika sonra başka bir izin için parmaklarını yeniden kaldırırlar. Öğretmen bu öğrencilere izin vermese de bu öğrenciler yerlerinden kalkacaklardır.

Öğrenme Stillerine Göre Ders Çalışma Yöntemleri

a. Görsel Öğrenci:
1. Görsel/Sözel öğrenci:
- Yazarken, okurken renkli kalemler kullanmalı. Önemli konuların altını renkli kalemlerle çizmeli.
- Ders dinlerken not almalı.
- Anahtar sözcük kartları hazırlamalı. Bu kartlara kısa notlar yazmalı.
- Problem çözerken istenenleri, verilenleri ayrı renkteki kalemlerle yazmalı.
- Video ve bilgisayar programlarından yararlanmalıdır.

2. Görsel/ Resimsel öğrenci:
- Anahtar noktalar için kartlar hazırlayıp bu kartlara resim ve semboller çizmeli.
- Kitapların kenarlarına bir bakışta ona hatırlatacak sembol ve resimler koymalıdır. Bu durum konuları kolay hatırlamasında yardımcı olacaktır.

B. Kinestetik/Dokunsal Öğrenci:

Derse başlamadan önce konsantre olabilmesi için;
· Ön sıraya oturmalı.
· Yazım kurallarına dikkat etmeksizin işittiklerini hatırlaması için sürekli kısa notlar tutmalı.
Ders anlatımı ve çalışma sırasında;
- Çalışırken elindeki kartlarla ileri geri yürüyerek yüksek sesle okumalı. Bu yöntemle öğrenme kolaylaşır.
- Dersi anlatan kişi dersi mimikler ve dramalar ile desteklemeli. Bu yöntemle dersin anlaşılması kolaylaşır.
- Lego, oyun hamuru, kil vb. dokunsal materyaller kullanılmalı.
- Laboratuar çalışmaları için fazladan zaman ayrılmalı.
- Sıralı işlemleri hatırlayabilmesi için, her bir basamağı karta yazmalı. Daha sonra kartları otomatik olarak sıraya koyacak hale gelinceye kadar sıraya koymalı.
- Problemleri ve denklemleri fasulye, dama taşları, sayma çubukları kullanarak anlamaya çalışmalı. Bu yöntemle matematik ve teknik bilgilerin öğrenilmesi kolaylaşır.
- Özellikle model üretebileceği bilgisayar oyunlarıyla oynamalıdır.

C. İşitsel Öğrenci:

- Çalışma grupları oluşturularak ya da çalışma arkadaşı bulunarak çalışılmalı. Bu şekilde en uygun öğrenme sağlanır.
- Konular yüksek sesle tekrar edilerek okunmalı.
- Kaset çalarla (okuduğunu sesli kaydedebilmek amacıyla) çalışılmalı.
- Bellekte tutulması gereken (tarih, isim, formül) konular için melodik tekrar kullanılmalı.
- Basamak olarak öğrenmeleri gereken şeyleri basamaklı olarak yazıp, yüksek sesle söylemeli. Bu yöntem öğrenmeyi olumlu etkileyecektir.
- Önemli konu ve talimatları yüksek sesle okuyup tekrar etmeli.
- Problemleri kendi sözcükleriyle ifade etmeli.

Görsel Stil :

Algılama Yolu :
*Gördüğünü hatırlar.
*Metin ve çizimleri takip eder.
*İnsanları, eşyaları, resimleri gözlem yoluyla tanır/kavrar.

En İyi Öğrenme:
*Bilgisayar grafikleri
*Görsel yap bozlar
*Haritalar, grafikler, şemalar, ilan panoları

Okuduğunu En İyi Öğrenme:
*Sessiz okuma
*Resimli roman
*Yazılı poster


İşitsel Stil :

Algılama Yolu :
*İşittiğini hatırlar.
*Sözel ifadeleri takip eder.
*Dinleyerek ve konuşarak öğrenir.

En İyi Öğrenme:
*Konuşarak, mülakat yaparak
*Derse katılarak
*Soru sorarak ve cevap vererek
*Sözlü rapor vererek

Okuduğunu En iyi öğrenme:
*Seslendirme
*Yüksek sesle okuma
*Masal ve kitap kasetlerini dinleme
*Olay ve öyküler hakkında sohbet etme

Kinestetik Stil :

Algılama Yolu :
*Yaşadıklarını hatırlar.
*Oynayabildiklerini ve prova yapabildiklerini takip eder.
*Fiziksel etkinlikler içinde öğrenir.

En İyi Öğrenme:
*Yer oyunlarını oynayarak
*Eşyaları yapıp bozarak, model inşa ederek
*Deney kurarak
*Rol oynayarak
*Şeklini alarak
*Hoplayarak, koşarak

Okuduğunu En İyi Öğrenme:
*Pandomim
*Oyunlarda rol alma
*Talimat okuyarak inşa etme veya bir eylem gerçekleştirme

Dokunsal Stil :

Algılama Yolu :
*Dokunduklarını hatırlar.
*Dokunduklarını ve yazdıklarını takip eder.
*Dokunarak şeklini ve yerini değiştirerek.

En İyi Öğrenme:
*Karalayarak
*Eskiz yaparak
*Kabartma harita ve yazıları inceleyerek
*Yazarak, iz sürerek

Okuduğunu En İyi Öğrenme
*Oyun kurallarını okuyup oynayarak
*Talimatı okuyup eylemi gerçekleştirerek

Stillerin Güçlü ve Zayıf Yanı :

Görseller:

Güçlü Yönleri:
*Gördükleri ve okuduklarını hatırlarlar.
*Net ve güçlü görüntüleri, renkleri kullanırlar ve bundan zevk alırlar.
*Okumaya düşkün olurlar.
*Yüzleri çok iyi hatırlarlar.
*Raporların veya bir olayın anlatılmasındansa yazılı olarak verilmesini tercih ederler.
*Planlı programlı olmak önemlidir.

Zayıf Yönleri:
*İşittiklerini uzun müddet akıllarında tutamazlar.
*Ders alırken not almazlarsa anlamakta güçlük çekerler.
*Derslerin laboratuar vb. ortamlarda yapılmasından hoşlanmazlar.
*Görsel materyallere dayanmayan uzun anlatımlara dayanamazlar.
*Dağınıklığa tahammülleri yoktur.

İşitseller:

Güçlü Yönleri:
*İşittiklerini unutmazlar.
*Uzun anlatımlarda bile ilk söyleneni hatırlarlar.
*Bir çok kişi için hiç bir şey ifade etmeyen ses, ritim ve melodiler onların bir çok şeyi hatırlamasına neden olur.

 Zayıf Yönleri:
*Az bir gürültüde dahi dikkatleri dağılır.
*Okumaktansa dinlemeyi tercih ederler.
*Yüzleri hatırlamakta zorlanır,isimleri kolay hatırlarlar.
*Bilginin sözlü verilmesi gerekir.

Kinestetik/Dokunsallar:

 Güçlü Yönleri:
*Yapılanı hatırlarlar.
*Dokunma ve hareket çok önemlidir.
*Taklit ederek ve deneyerek öğrenirler.
*Laboratuar ortamlarında başarılı olurlar, deneyerek öğrenirler.

 Zayıf Yönleri:
*Okumayı sevmezler.
*Sürekli hareket etme ihtiyacını duyarlar ve bu yüzden problem öğrenci olarak adlandırılırlar.
*Bulundukları ortama göre davranışlarını düzenleyemezler.

Tüm bu açıklamaların sonucunda;
Uygulanmakta olan eğitim stillerinde en şanslı grup görsellerdir. Çünkü görsel öğrenciler görsel materyaller ile yerlerinden kalkma ihtiyacı duymadan dersi çok rahat takip edebilirler.

İşitsel öğrenciler dersin anlatılmasından yararlanırlar ancak anlatım tamamen onların istediği şekilde olmalıdır. Yani anlatım ahenkli olmalıdır. Aksi taktirde işitseller ilgilerini kaybederler çünkü onların konuşma gereksinimleri en üst düzeydedir. Bu yüzden mutlaka anlatım esnasında anladığından emin olmak için öğretmene anladığını anlatmak isteyecektir ve ondan gelecek yanıt olumlu ise rahatlayacak ve dinlemeye tekrar geri dönecektir. Ancak bu durum günümüzün sisteminde mümkün değildir. Çünkü sınıfta kargaşaya neden olur, bu da sınıf düzenini bozar. Bu nedenle öğretmen konuşmaya izin vermez ve işitsel takıldığı yerde kalır, dersin geri kalanından hiçbir şey anlamaz. Bu olumsuz sonucu en aza indirgemek için, öğretmenin bu tür öğrencilerden gelen mesajlara açık olması gerekmektedir.

Kinestetik öğrenciler ise ne tepegözden yararlanabilirler ne de anlatımdan. Bu öğrenciler sürekli yaparak yaşayarak öğrenebilirler. Karşı koyamadıkları hareket etme istekleri vardır ve bu karşılanmazsa dersi takip edemez, ders ahengini bozarlar. Bu öğrenciler için sınıf kurallarında bazı değişiklikler yapılmalıdır.

Kinestetik öğrenciler;
*Çalışmalarını tamamladıkları,
*Çevresindekileri rahatsız etmeyecek şekilde sessiz çalıştıkları,
*Başka birinin çalışmasına engel olmadıkları sürece (bu kurallara uyulması koşuluyla) sınıfta istedikleri yere oturup çalışabilmelidirler.
Kinestetik öğrenciler ana sınıfından 3. sınıfa kadar üst noktalarda kinestetik özelliklerini gösterirler. Daha sonraki yıllarda bu istekler azalmaya başlar.

Sonuç:
Hepimiz kan grubumuzu bilmek zorundayız. Çünkü bu bilgi yaşamsal önem taşır. Kan grubumuzu bilmemizin gerekliliği kadar, öğrenme stilimizi bilmemiz de yaşamsal önem taşır. Öğrenme stilimizi bilmemiz (başkalarında ya da kendimizde) anlamsız gelen bir çok şeyi anlamamıza neden olacaktır.

ÖĞRENME STİLİMİZ YAŞAM BOYU DEĞİŞMEZ AMA YAŞAMIMIZI DEĞİŞTİRİR.

Davranış Sorunları Olan Çocuklar İçin Yaklaşım Biçimleri

Sevgili Öğretmenler,
Aşağıda davranış sorunları olan çocuklarla çalışırken size yardımcı olması umuduyla derlediğimiz bilgi ve öneriler vardır. Bu önerilerin bir kısmı araştırmalara, bir kısmı da gözlem ve deneyimlere dayanmaktadır. Bu öneriler genel nitelikte olduğundan her çocuğa ve her duruma uygulanamasa da, kendi durumunuza ve karşınızdaki çocuğumuza göre önerilen çalışma ilkelerini yeniden biçimlendirmek mümkündür.
Davranış sorunları olan çocuklarla çalışmak ana-babanın, öğretmenin ve hekimin ortak çabalarını gerektirir. Biz burada davranış sorunlarına sahip olduğunu düşündüğümüz çocuklarla çalışırken yaklaşımlarımızın nasıl olması gerektiği konusunda çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bilgileri sizlerle paylaşıyoruz.

Buradaki bilgilerin ve önerilerin somut durumlara nasıl uygulanacağı konusunda servisimizden yardım istemekten lütfen çekinmeyin.

a. Kuralların açık bir şekilde öğretilmesi
1. Kurallar açıklanır.
2. Yazılı olarak verilir.
3. Öğretmenin model olması ile kurala nasıl uyulacağı gösterilir.
4. Öğrencinin pratik yapması sağlanır.
5. Aynı kurallar ana babalara gösterilir.

b. Olumlu teşviklerin kullanılması / ödül sistemi
1. Sözle teşvik etmek.
2. Yanından geçerken omzuna dokunmak gibi fiziksel temasın teşvik olarak kullanımı.
3. Olumlu davranışlara yıldız vermek veya evle paralel uygulanabilecek planlarla ödüllendirmek.
4. Çocukla beraber olumlu davranışın ödülüne karar vermek.
5. Ödülün çocuğun yaşına ve özelliklerine uygun olarak belirlenmesi.
6. Ödülün uygulamasının ev ve okul ortamında yapılması.
7. Zaman içinde değiştirmek.

c. Disiplin
1. Kurallara uyulduğu ve uyulmadığı takdirde yaşanacak sonuçlar açık bir şekilde belirtilir.
2. Uyarılar kullanılır.
3. Uygun davranışlara olumlu dikkat verilir.

d. Öğretmen dikkatini olumluya yönlendirebilmeli

e. Göz ardı etme
1. Olumsuz davranışta bulunulduğu an dikkatin çocuktan alınıp başka yöne çevrilmesi. (Genelde hafif sayılabilecek olumsuz davranışlar için uygulanmalıdır.)
2. Diğer yöntemler desteklenmelidir.

f. Davranışın sonuçlarına katlanma
 Sonucu yargılamadan iletip, yaşamasını sağlamak.

g. Bulunduğu ortamdan ayırma
 Yerine getirilmesi gereken etkinliklerin sorumluluklarından kaçmak amacıyla olumsuz davranışta bulunan çocuklara uygulanmamalıdır.

h. İstenmeyen davranışları önceden tahmin etmeye çalışarak en aza indirme
 Öğretmenin ipuçlarını önceden yakalayabilmesi.

i. Kendi kendini kontrol etme stratejileri
1. Çocuğun kendi kendini gözleyerek olumsuz olan davranışlarını olumlularla değiştirmesini sağlayacak becerileri kazandırma.
2. Kendi kendini değerlendirme ve ödüllendirme.

j. Okul ve ev arası iletişim

k. Yapısal (kuralları belirli) ortamların hazırlanması / kuralsız ortamlardan kaçınma

 Çocukla davranışları değiştirmeye yönelik anlaşmaya varma

m. Fiziksel yakınlığı kullanarak kontrolü sağlama
1. Göz kontağı.
2. Öğretmene yakın ve/veya dikkatini toplamada başarılı öğrencinin yanına oturtma.
3. Dikkatini dağıtacak ortamlardan uzakta tutmak (Cam kenarında oturtmamak, dikkatli bir arkadaşının yanına oturtmak, masanın üstünde eğlenceli, dikkati dağıtacak şeyler bulundurtmamak).
4. Dokunma/fiziksel temas.

n. Öğrenci ile bire-bir iletişim kurma

o. Olumlu davranışlara model olma


p. Davranışları önleyici özel ipuçları bulup, kullanma


r. Öğrenciye saygı

KAYNAK: ÖĞRENME STİLLERİ / Alp Boydak
Related Posts with Thumbnails