E kitaplarınızı kolayca dönüştürün!

online-convert.com
Pek çoğumuzun elinde lit, epub, mobi, doc, txt, pdf vb uzantılara sahip belki sayısız e-kitap var. Ancak bu kitapları okumak için kullandığımız cihazlar, ne yazık ki, bu formatların hepsini desteklemiyor. Söz gelimi, Amazon Kindle türü okuyucular, bildiğim kadarıyla lit, epub ve doc uzantılı kitapları görmüyorlar. Dolayısıyla e-kitap türleri arasında dönüştürme yapacak bir araca sanırım herkesin şu veya bu şekilde ihtiyaç duymaktadır.
E-kitap türleri arasında dönüştürme yaparken genelde Calibre programı her ne kadar büyük kolaylık sağlasa da, Türkçe karakterlerde sorun çıkartabiliyor. Bu sorunu aşmanız için ara işlemler yapmanız gerekiyor.
Halbuki www.online-convert.com sitesi, bilgisayarınıza hiçbir program kurmanıza gerek kalmadan, online olarak her türlü e-kitap dönüşümünü sağlıyor. Hem de Türkçe karakter sorunu olmadan. Site, sadece e-kitap dönüştürme gayesi gütmüyor; ayrıca ses, resim, video, sıkıştırma dosyaları ve metin dosyaları arasında da format dönüştürebiliyor ve işini gerçekten iyi yapıyor.


Sonuç oldukça tatmin edici görünüyor.
ALINTI: datacenter

OĞLUMA ÖĞÜTLER-1

Merhaba oğul! Yıllarca duyacağın bir çok uyarılar, "yapma ve etme" üzerine kurulu olacağını göreceksin zaten. Eee bu mu yol göstericilik, bu mu babalık diyeceksin, ama bizde baba doğmadık öğreniyoruz işte. Önceliklerimiz babalık-evlatlık üzerine değil zaten İnsan olma üzerine kuruluysa O zaman bu dediklerime de ne öğüt ne de nasihat gözüyle bak mümkünse! Öylesine arada bir oku yeter...

  • Uyu ve büyü oğul ve yürü sonra hep bir yere doğru. Ayağa kakabilmek için düşebilme yürekliliği gerek ve bir adım. Yürü ki engeller çıkabilsin önüne. Aslında bunu bil ki, hep engeller aynı yerlerde var olacak gitmesende. Yürümek O engellere ulaşabilme cesaretidir. O yüzden başlangıçta hedef önemli değildir. Önemli olan yürümektir ilk önce adım adım zamana inat...


  • Merak et ve sor! Öğrenmek sormak demek, bazen de sorgulayabilmek. Kendinle başlaması gereken bu süreç genelde ters işler büyümüş beyinlerde, sanada öyle sunulacak şaşıma! Sen kendine doğru yürüt bu süreci, çünkü dışarıda gördüklerin seni yaratacaktır tüm sınırları ve sonsuzluğuyla!


  • Düşün sonra! Düşünmek düş kökünden gelir bana göre. Ama düşmekte aynı kökü anımsatır kimi zaman! Her düşün kendisi gene seni var eder. İyi düşün O yüzden. Kötüyü bil ve iyiyi düşün. Zordur bu dikkat et! Düşünce ağlarya insan, düşünce de ağlatır, ağrıyan yeri belirsiz ve eşit aralıklarla zonklayan sızısıyla. İlk adımımızda ki O başlangıç noktamız vardıya, aslında gideceğin yolu çizeceksin düşlerinde. Ondan dolayı iyi düşün. Engelleri var eden düşüncelerin senle var olduğunu keşfettiğin an, tüm engelleri yok edenin de sen olacağını göreceksin, umarım...

  • Yarışma! Evet yarışma kimseyle, çünkü tek rakibin sensin her yarışta. Ve her zaman ikincisin kendine karşı! Başkalarına karşı elde ettiğin her galibiyet, seni birinici yapmayacak inan. Galip gelen "ego" dur çünkü. Öyle tehlikelidir ki bu ego, sana kazanamayacağın yarışa girmemeyi öğütler. Sana bu öğreticiler ve büyükler tarafından hayat diye yutturulur. Aslında herkes bilir bunu "Doğrular ve keşfetmek için kaybetmeyi göze alabilmektir asıl yarış". Kimi zaman finişin tam tersine gidebilme cesaretidir. Göğüslediğin, kendini bulamadığın her sonda yarış kaybedilmiş ve O ip ayağında bir pranga gibi ilerlemeni engelleyen olur.

  • Susmayı öğren, bağırmayı da! Kendini ifade etmek zorunda değilsin kimseye. Eğer anlaşılmıyor ve anlatamıyorsan çığlıklar fısıltıdır karşındaki kısıtlı beyinlerde. Anlamak istemeyenlere sus, anlayabileceklere bağır. Çünkü amaç sonuç yaratmak değil iletişebilmektir aslında. Genel sonuca baktığında değerlendirme formülü [EMEK+DÜŞÜNCE] - KAYBEDİLEN ZAMAN = ŞİMDİ olacaktır. Bu formül her koşulda geçerlidir ve tarafımdan denenmiş ispatlıdır.


  • Yalan söyleme! Ömrün boyunca çevrende yalan söyleyen bir sürü dürüst insan göreceksin! Sen onlardan olma. Dürüstlük, ortam gereğidir. Yalancılık ise Vicdan! Terazin ibresi başkasının elindeyse dürüst olursun. Ama vicdan kefesi, dengeyle değil, baskın ağırlığıyla hayatına erdem katar. Asıl adalet dengede duran teraziyle değil bir tarafa doğru giden olduğundan bazen (hatta genelde) yalan galip olabilir. O yüzden ki doğruluk ve dürüstlük hafiftir taşınabilir bir yüktür adalet kefesinde bile. Ama yalan taşınmaz bir yüktür. Bırak yüreğin hafif olsun, kendine doğru atacağın adımlar hızlı olsun diye girme taşınmaz yüklerin altına. Haa! Doğruluk dokuz köyden kovuluyor dersen en azından görülecek daha çok köy var dünyada. Yalancılar az yer görmüştür bu dünya da ağırlıklarından ötürü derim sana...


  • Yandaş değil yoldaş ol! Hayalleri ve umutları olan insanlar bir yol çizer. Hayalleri satın alan yada satanlar yandaş olur, aynı umutlarla aynı hayalleri görebilenler yoldaş. Düşünmeden sadece çıkarları için kurulan birlikteliklerin içinde sadece yandaş olursun, kişiliklerini ortaya koyarak, alın teriyle ortak bir değerler yaratabilenlerin içindeysen yoldaş olursun. Başkalarının üzerine basarak bir noktaya gelenlerle işbirliği içinde olursan yandaş olursun, kendini eleştirebilenlerin ve yükü bölüşebilenlerin yanında olursan yoldaşsın demektir. Seçim senin?


  • Bilgi taşıma ama bilgili ol! Bilgi kullanamadığın sürece ameleliğini yapacağın bir olgudur. Hayatında sana yüklenecek bilgilerle seni herkes kodlamaya çalışacak ve robotlaştıracaktır. Aldığın bilgiler ve yüklemelerle sana hizmet edeceğin değerler verilecek ve sorgulamadan görevlerini yerine getirmen beklenecek. Sende "... bunu bilgisayarımda yapıyor, benim ne farkım var?..." diyeceksin. Bu soruyu sormaya başladığın gün bilginin ve hatta bilgenin kölesi olmaktan çıkacağın gün olacak. Bilmenin amacının problem çözmek değil, problem çözme zorunluluğunun bilgisizlik olduğunu anlayacaksın. Çünkü problemler bilgiyi ölçen değil, bilgiye olan güvensizliğin sınanmasıdır. İhtiyacın olan her bilgi gerektiği an karşına çıkmıyorsa sadece bilgilisindir. Ama tam tersine istediğin ve ihtiyacın olan bilgiyle zamanlaman doğru orantılıysa sen bilgisindir. Dikkat et! Bilge değil bilgi olmaktan bahsediyorum. Zaten herkes bilge :)


  • Sevgili değil sevgi ol! Sevgili her zaman yanında taşıyabileceğin bir meta gibidir zavallı algılarda. Ama sevgili her zaman seninle değildir. Yanında, seninle olabilen yalnızca sevgidir. Sakın O'nu tarif etmemi anlatabilmemi bekleme. Çünkü asırlardır insanlık bununla zaman kaybediyor bence. Tarif edilmesi gereken durum sevgi değil var ettikleridir. Yani; Eşin, işin, yaşadığın yer, gidebildiğin yer, gidemediğin yer, içtiğin kahve, yediğin yemek... falan filan. Sevgi varsa herhangi birinde dikkat et keyiflidir ve alışkanlık yapar. Kimi zaman bunlardan vazgeçebilmekte sevgi oluyor ya? Bunu bende çözemedim. Sen keşfedersen bana da öğret bir zahmet...


  • Uzaklara gidebilmeği ve görebilmeği bil! Gidebildiğin belki de görebildiğin en uzak nokta, kimi zaman içe doğru açılan bir kapı gibidir. Dünyan görebildiğin kadardır. Bu mekan için geniş bir alan ifade etse bile, içine kendi dünyana doğru gidebilecek erdem bu cesaretle doğru orantılıdır.
Süleyman EKER
23-01-2012

ALİ EKBER ÇİÇEK

Erzincan’ın Ulular Köyü’nde 1935’te doğan Ali Ekber Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Türk Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.



HAKKINDA YAZILANLAR

Haydar Haydar babasız kaldı
Hürriyet 27 Nisan 2006

Türk Halk Müziği’nin yaşayan en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 71 yaşında İstanbul’da vefat etti. Sanatçının cenazesi, bugün Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde toprağa verilecek. 

BUGÜN dillerden düşmeyen, pek çok sanatçının repertuvarına almak istediği "Haydar Haydar", "Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim", "Derdim Çoktur Hangisine Yanayım" gibi birçok türkü, Ali Ekber çiçek sayesinde halk müziğinin klasikleri arasına girdi. Yine klasikler arasındaki "El Vurup Yaremi İncitme Tabip" ve "Yolumuz Gurbete Düştü" gibi birçok türküyü de Ali Ekber Çiçek derledi.

Hayatı 2003 yılında "Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın" adlı belgesele konu olan Ali Ekber Çiçek, "Türküyle siyaset yapılmaz" diyerek, müziği siyaset aracı haline getirenleri eleştirdi. Sanatçı "Ben hiçbir zaman dini de, siyaseti de müziğime alet etmedim. Hiçbir insanı ayırmadım. Bize böyle öğretildi, biz böyle bildik" görüşündeydi.

Çiçek, Türk Halk Müziği’nin bugününü değerlendirirken geçmişte üretilen eserlere saygı gösterilmediğinden yakınırdı. Çiçek, bir röportajında "Türk Halk Müziği tekrar popüler oldu, ancak ben bu gelişmeyi hazırcılığa bağlıyorum. Şimdi şöhret olmuş kişiler benim 40-50 yıl önce yazdığım parçalardaki ezgilerin üzerine güfte yapıp söylüyorlar. Bir de bu okuduğum parçalarda leyleği kuşa çevirerek okuyorlar" demişti.

Çiçek tarafından derlenen türküler

Bir Güzeli Methedeyim

Çoktan Beri Yollarını Gözlerim

El Vurup Yaremi İncitme Tabib

Gönül Gel Varalım Gülşen bağına

Şepke’nin Kavakları

Yolumuz Gurbete Düştü

Çiçek’ten derlenen türküler

Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte(Haydar Haydar)

Böyle İkrarınan Böyle Yolunan

Bunca Olan Emeğimi

Derdim Çoktur Hangisine Yanayım

Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin

Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim

Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma

Gurbet Elde Yadellerin Derdini

Gül Yüzlü Sevdiğim

Hazin Hazin Esen Seher Yelleri

İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum

Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare



Alıntı biyografi.net

19 MAYIS'I SİLMEK!

19 Mayıs Atatürk' ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Ankara dışındaki illerde sadece okullarda kutlanacak.
 Dünyanın hiçbir müslüman ülkesinde kutlanmayan Kutlu doğum haftası gibi etkinliklerin, milli eğitimce resmi olarak okullara yansıtlıdığı bu dönemde 19 Mayıs gününün ilginç gerekçelerele küçültülmesi küçümsenmesi çok ilginçtir. Alenen uygulanan bu simgesel ama çarpıcı değişimler aslında psikolojik bir savaştır.
 19 mayıs etkinliklerinde ki ugulamaların içinde bir çok eksik ve eğitimin gereklerine uymayan çalşmalar yapıldığını bende düşünüyorum. Ama bu yönleri düzeltip geliştirebilme yetisine sahip olan yöneticilerin, yıllardır değerler eğitiminin önündeki engelin kendileri olduğunu kanıtlarcasına, "olmuyorsa yok et..." anlayışı burada da sergilenmiştir.

 Asıl gözden geçirilmesi gereken noktanın yıllardır Lise öğrencilerine zorla yaptırılıyormuş gibi görünen hareketlerin, beden eğitimi içinde uygulanan kazanımlarla doğal olarak oluşması gereken vücut disiplininin bir Cumhuryet sembolü gibi kullanılmasından kaynaklandığına inanıyorum. Bu ilk bakışta kötü bir şey değil gibi görünse de, militarist sunumların kullanılması ( kuleli öğrencilerinin sunumumuymuş gibi), Cumhuriyet ve kazanımlarını hazmedememiş halkı bu etkinliklerden uzaklaştırmıştır. Kazanılması gereken değerlerin bir baskı ve ilenç kültürüne malzeme edilmesidir.

Bu oluşumun asıl nedeni, eğitimde uygulanan siyasi bilinçli kirlliliktir. Örnek vermek gerekirse; Hukuk sistemini işlemez hale getirmelisin ki yerine yeni bir sistem koyabilesin.! :) 

Yapılması gereken; Bu kutlamaların yıllar önceden stadyum sunumlarından uzaklaştırılarak sokak etkinlileri haline dönüştürülmesiydi! Konserler, fener alayları, sokak tiyatroları, yöresel külltürel sunumlarla, spor müsabakalarıyla halkın zihninde 19 Mayıs'ı farklı bir simge oluşturulabilinirdi.
 Şimdi bu değerlere karşı olan güçler, (kendilerince) sosyal açıdan haklı gerekçelere zemin oluşturmuş doğal olarak elde ettikleri siyasi güçle bunları sindireceklerdir. Buna da demokrasinin gücü ve kılıcı demeyecekler "Hak" diyecekler tabii ki.
  Peki bakış açısında ki fark nereden kaynaklanmaktadır?
Algılanan fark 19 Mayıs bir kurtuluş hareketinin simgesi ve enerjisi yerine, çürümüş bir imparatorluğun yıkılmasına sebep olduğu algısıdır. Bu gün halen padişahım çok yaşa içselliğiyle yaklaşan insanların çoğunlun dili omasının tek sebebi, Cumhuriyetin ve demokrasinin nimetlerinden sadece Cumhuriyetçilerin faydalanabileceği görgüsü bu durumu yaratmıştır.

Şimdi bunun intikamı gibi yapılan bu uygulamaların düzeltilmesi için bu genç Cumhuriyet ciddi bir sınavdan geçmektedir. Ya şimdiye kadar yapılanların öz eleştirisi sunularak doğru alternatifler sunulacaktır, ya da bu simgelerin yok oluşuna tanıklık edilecekir.

 Bu düzeltmeler için göze alınması gereken süre sosyolojik ve geniş zamana yayılmış dürüst projelerle olur. Sadece protesto edelim, "... olsun biz gene de stadyumda kutlayalım..." gibi çocuksu, pasif saçma eylem ve hareketlerle sadece YEŞİL HULK'ı güçlendireceğiz gibi görünüyor. Ne diyeyim darısı diğer simgelerin başına!
Süleyman EKER
12 OCAK 2012

Milli Eğitim'den çok tartışılacak 19 Mayıs isteği
Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü, 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazı ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinde, yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelikte gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesini, kutlamaların sadece okullarda yapılmasını istedi. Müsteşar Emin Zararsız’ın, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer adına İl Milli Eğitim müdürlüklerine dün gönderdiği yazıda, 1 Ekim 1981 tarihli ’Ulusal ve Resmi

Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’ hükümlerinde, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın Başkent Ankara ve diğer illerde nasıl kutlanacağı, gösterilerin nasıl yapılacağının belirtildiği hatırlatıldı.

Kutlamaların kanun ve yönetmelikte yer almayan bazı içeriklerle gerçekleştirildiğinin görüldüğü ifade edilen yazıda, yine kanun ve yönetmelikte, kutlamaların öğrencilerin katılımıyla yapılacağına dair bir hükmün bulunmadığı kaydedildi. Yazıda şöyle denildi: "Kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açmasına, çalışma süresinin uzun olması nedeniyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalmasına, motivasyonlarının düşmesine, gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönünde duyumlar alınmaktadır."

ANKARA DIŞINDAKİ İLLERDE OKULLARDA KUTLANACAK

Yazıda, il ve ilçelerde yapılacak Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinin, yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla ve eğitim öğretimin aksatılmamasını teminen, mevzuatında belirtildiği gibi tüm gençliğin dahil edileceği bir formatta gerçekleştirilmesinin uygun görüldüğü belirtildi. Yazıda, şu ifadelere yer verildi: "Bununla birlikte, günün anlam ve önemi ile uygun kutlamaların okullarımızda ve öğrencilerimizin katılımıyla icra edilmesine devam edilecektir. Başkent dışındaki il ve ilçelerimizde yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelik arz eden gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesi, bu kapsamda il ve ilçe kutlama komiteleri tarafından gerekli tedbirlerin alınarak çalışmaların anılan yönetmelik hükümleri uyarınca yürütülmesi hususunda gereğini rica ederim."

EĞİTİM- SEN’DEN TEPKİ
Beden eğitimi öğretmenlerinin ortak kullandığı internet sitesi dahil bazı sitelerde paylaşılan bakanlığın yazısı, tepkilere neden oldu. Eğitim- Sen Zonguldak Şube Başkanı Mehmet Dalgıç, bütün il milli eğitim müdürlüklerine gönderilen yazı ile statlarda yapılan Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının kaldırıldığını söyledi. Dalgıç, şöyle konuştu: "Bayram coşkusu bir tek Ankara’da mı yaşanacak? Milli Eğitim Bakanlığı, adım adım eğitimi gericileştiriyor. Milli bayramların kapsamının daraltılmasının altında da bu var. Milli bayramları bu şekilde adım adım unutturmaya çalışıyorlar. Cumhuriyetin getirdiği yenilikleri yavaş yavaş unutturuyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil."

Eurovision seçiminde şaşkınlık !

TRT Eurovision için öyle bir isim seçti ki herkesi şaşırttı

Medyatava'nın haberine göre, TRT uzun tartışmaların ardından bu yıl Bakü’de düzenlenecek Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye'yi Can Bonomo'nun temsil etmesine karar verdi. Bonomo Eurovision'a özel bir şarkı besteleyecek.

Daha önce Eurovision için Kıraç, Atiye, Sıla ve Hande Yener'in adı geçmişti. TRT yönetimi ters köşe yaparak, Eurovision için son dönemde özellikle klipleriyle adından söz ettiren Can Bonomo'yu seçti.



CAN BONOMO KİM?

İzmirli Can Bonomo, müziğe 8 yaşında gitar çalarak başladı. Ortaokul ve lise boyunca sürdürdüğü müzik çalışmalarına İstanbul’da devam etti. 17 yaşında İstanbul semalarına açılmaya karar veren Bonomo, müzik dünyasına ses prodüksiyonculuğu yaparak atıldı. Bilgi Üniversitesi’nde Sinema-Televizyon Bölümü’nde okudu. Üniversite yıllarında Radyo Klas, Number One FM ve Radio N101’de radyoculuk yaptı. Daha sonra, televizyona geçerek Number One TV ve MTV’de televizyon programları hazırladı. Televizyonculuk kariyeri süresince çeşitli reklamlarda rol aldı.

Müzisyenlik kariyeri, Irwin Welsh’in Porno adlı kitabının ilk yaprağına sardığı demosunu Can Saban’a gönderdiğinde yeni bir boyut kazandı.??Lise ve üniversite yıllarında amatör müzik gruplarıyla İzmir ve İstanbul'da birçok konser veren Bonomo, sonunda "Hazırım" diyerek ilk albümü için kolları sıvadı. Yaklaşık iki yıllık hummalı bir hazırlıktan sonra da Ocak 2011’de Can Saban'ın yapımcılığı ile ilk albümü “Meczup”u yayınladı.

ALDIĞI ÖDÜLLER

- 8. Radyo Boğaziçi Müzik Ödülleri 2011 'En İyi ÇıkışYapan Sanatçı'

- 38. Altın Kelebek Televizyon Ödülleri 2011 'En İyi ÇıkışYapan Solist'
posted from Bloggeroid
Related Posts with Thumbnails