Hayat bir ritimle başlar, O ritme katılan diğer seslerle bir armoni oluşur... Kimi zaman güzel tınlarız bir birimize, kimi zaman disonans! Sonunda! Final çizgisine gelindiğinde hayatın, tekrar işareti ararız ama yoktur genelde... Akortlar tamam mı birbirimize?
SAYFALAR ve PAYLAŞIMLARIM
23 NİSAN KUTLU OLSUN - KARAOKE
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
23 nisan kutlu olsun,
karaoke,
okul şarkıları,
Okul şarkıları altyapı
İlkokula Yeniden Başlamaya Sebep Finlandiya Eğitim Sistemi
Eğitim şart. Bu kısımda hepimiz hemfikiriz. Peki eğitim sistemimizin kalitesine ne denli hemfikir olabiliriz? Evet haklısınız. Bırakın hemfikir olmayı, dilimiz döner, konuşamayız.
İşin aslı eğitim sistemimizin geleceği konusunda da tartışmalar sürüyor. O konuda da kesin bir yol haritası çizebilen yok.
Bizden bir başlangıç olsun. Gidelim Finlandiya’nın eğitim sistemini inceleyelim. Transfer edip geri gelelim. Listeyi okuduktan sonra bize katılanlarla bir imza kampanyası düzenleyebiliriz.
Finlandiya eğitim sistemi, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nda yıllardır tüm dünyada birinci geliyor
Bu programda öğrencilerin okulda gördüklerini gerçek hayatta ne kadar uygulayabildikleri, analitik düşünce yapıları, sorun çözme yetenekleri, matematik ve fen bilimleri alanında kalifikasyonları değerlendiriliyor. Türkiye yıllardır kendine son 5 sırada yer buluyor.
Öğrencilerin girmek zorunda olduğu herhangi bir sınav bulunmuyor
Haliyle dershaneler, özel dersler, etüt merkezleri de yok. Eğitim öğrenme üzerine kurulu.
Öğrenciler 7 yaşında okula başlıyor ve…
7 yaşından önce ailenin eğitimine inanıyorlar.
Günde ortalama 4 saat ders görüyorlar
Öğretmenler ilkokuldan itibaren ders kitabını kendileri belirliyor
Bizde bu durum üniversitede başlıyor. O da malum profesörlerin kendi yazdığı kitaplardan ibaret olabiliyor.
Dolayısıyla işlenecek konular da öğretmenler tarafından belirleniyor
Okulların mimari dizaynı ev ortamı oluşturulmak üzerine tasarlanıyor
Öğrenciler ve öğretmenler yemeklerini birlikte yiyorlar
Öğretmeni korku unsuru yapmaktan ziyade her şeyi sorabileceği bir arkadaş gibi göstermek adına yapılan bir uygulama.
Okulun yönetimini öğretmenler sağlıyor, müdür bulunmuyor
Bazı dersler farklı yaş gruplarıyla birlikte işleniyor
Bu tutum da çocuğun farklı yaş gruplarıyla iletişimini güçlendiriyor.
Okuldaki gündelik işlerin her biri öğrenciler tarafından yapılıyor
Çöplerin toplanması, bitkilerin bakımı, atık kağıtların geri dönüşümü, mutfak yardımı gibi işlerin öğrenciler tarafından yapılması, sorumluluk duygularını güçlendiriyor.
Okul kantininde yalnızca süt, su ve meyve bulunuyor
Bu bizde kesinlikle tutmaz işte.
Öğretmen olmak isteyenler yüksek lisans mezunu olmadan öğretmen olamıyor
Ülkede herhangi bir özel okul bulunmuyor
Devlet öğrencileri doktora derecesine kadar finanse ediyor.
Özet notu: Bütün bunların sonucu olarak Finlandiya, en başarılı öğrenciyle en başarısız arasındaki yetenek farkının en az olduğu ülke konumunda.
Kaynakça:Kuraldisidergi.com
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
Education,
Education in Turkey.,
Eğitim,
eğitim projeleri,
finlandiya,
ilkokularda eğitim
7. TÜRKİYE GİTAR BULUŞMASI / 4-7 Temmuz 2013
7. TÜRKİYE GİTAR BULUŞMASI / 4-7 Temmuz 2013/ BİLKENT ÜNİVERSİTESİ Kontak:
korad@bilkent.edu.tr *(Lütfen her türlü iletişim ve soru için bu kontağı kullanın)
Konserler:
. KONÇERTOLAR: Rodrigo-“Aranjuez”, Brouwer- “Elegiaco” ve “Doule” ,
Bilkent Senfoni Orkestrası, Solistler: Costas Cotsiolis, Celil Refik Kaya, Bahar Türker
. RESİTALLER: Ozan Sarıtepe, Cem Çelik Sırt, Ozan Coşkun, Bestecilik Atölyesi, Türk Gitar Eserleri, “Old Stars-Eski Tüfekler”-Bekir Küçükay, Ahmet Kanneci, Erdem Sökmen, Kürşad Terci, Kağan Korad, İstanbul Gitar Üçlüsü (Cem Küçümen, Sadi Ensari, Önder Arık), Melih Güzel, Soner Egesel, Safa Yeprem” Ustalık Dersleri:
. Costas Cotsiolis Konuk Gitarist
. Doğan Cangal (Viyolonsel), J.S.Bach. Farklı Enstrüman, Ortak Repertuar
. Muhammedjan Turdiev (Keman), J.S.Bach
. Elnara Azizova (Piyano), I. Albeniz Piyanodan Gitara ,
. Sanem Egesel (Piyano), D. Scarlatti
Seminer, Söyleşi, Gitar Fuarı ve buluşmaları…
4 dakikada Müzik Tarihine Bakış !
4 dakikada Müzik Tarihine Bakış
!
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
4 dakika,
4 dakikada müzik tarihi,
acapella,
acapella müzik tarihi,
müzik,
müzik tarihi,
müzik tarihi video,
müzik tarihine bakış,
tarih,
video
AKIL İLE ZEKA ARASINDAKİ FARK NEDİR?
Kullanmıyorsan ye :)
Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir
konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça
aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve
açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına
kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı
yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla
değil zekasıyla yaratır.
Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç
olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere
göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle
ölçülebilir.
Haftada 1 saatle Müzik Diploması?
Sevdiğiniz bir enstrümanı öğrenirken aynı zamanda tüm
dünyada geçerli olan bir "Müzik eğitimcisi" diploması almak istemez
misiniz ? Hem de haftada sadece 1 saatinizi ayırarak...
Ayrıntılı bilgi
için..(0232)375 44 42
LONDON COLLEGE OF MUSİC, yüzyılı aşkın bir süredir
İngiltere’de ve aralarında ABD ve Kanada’nında bulunduğu birçok ülkede
Müzik,Tiyatro ve İletişim dallarında sınavlar düzenlemektedir. İzmir sınavları
ise mayıs ayının son haftasında, okulumuzda yapılmaktadır.
Diğer sınav sistemlerinden farkı, bir üniversite bünyesinde
yürütülen tek sınav sistemi olmasıdır. Ayrıca bazı branşlarda geçilmesi zorunlu
olan TEORİ 5, son yıla kadar verilebilmektedir.
London College of Music sınavlarına, her türlü müzik okulu
ve konservatuar öğrencileri ile özel öğretmenlerden ders alan herkes katılabilir.
London Collage of Music’ in Müzik Lisesi ( High School ) 8
aşamadır.
Lise düzeyinde öğrenci, seviyesine göre istediği dereceden
başlayabilir. Öğrencinin gireceği seviyeyi öğretmen belirler. 8. seviyeyi
bitiren öğrenci tüm dünyada müzik lisesi mezunu sayılır.
Üniversite düzeyinde Ön Lisans – Lisans - Yüksek Lisans
diploma sınavları vardır.
GRADE
• Pre preparatory, Step 1, Step 2 ( Ön Hazırlık )
• Grade 1, Grade 2, Grade 3 ( Alt Düzey )
• Grade 4, Grade 5 ( Orta Düzey )
• Grade 6, Grade 7, Grade 8 ( Üst Düzey )
Bazı sınav bölümlerinin seviyelerini geçmek için 5. teori
sınavını vermek gerekir.
( 5.teori sınavı 8.grade derecesinden mezun olmak için
zorunludur.)
SINAV BÖLÜMLERİ
• PİYANO
• KLASİK GİTAR
• BAS GİTAR / ELEKTRO GİTA
• YAYLI ÇALGILAR / KEMAN – VİYOLA – VİYOLONSEL
• TAHTA ÜFLEMELİ ÇALGILAR / FLÜT – OBUA – KLARİNET –
SAKSAFON
• BAKIR ÜFLEMELİ ÇALGILAR / TROMPET- TROMBON – TUBA
• VURMALI SAZLAR / BATERİ
• ŞAN
• ARP
• MÜZİK TEORİSİ
• KOMPOZİSYON
DİPLOMA
• ALCM - Associate / Önlisans
• LLCM - Licentiate / Lisans
• FLCM - Fellowship / Yüksek Lisans
Bu seviyeler için Performans, Bestecilik ve Öğretmenlik
sınav seçenekleri vardır.
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
bas gitar,
çocuk ve müzik,
Eğitim,
gitar,
grade,
kompozisyon,
london college of music,
müzik dersi,
müzik diploması,
müzik eğitimi,
müzik sınavları,
müzik teorisi,
piyano,
pre preparatory
ROCK-A 2013 KALİTELİ FESTİVAL BUDUR ...
Rock-A Festivali, ırkçılık, milliyetçilik, faşizm,
cinsiyetçilik, homofobi, transfobi, türcülük karşıtı ve anti-hiyerarşik,
anti-otoriter, ekolojist bir festivaldir.
Rock-A, bizim yaratmadığımız ama bize dayatılan bu özgürlük
ve eşitlikten yoksun dünyaya karşı alternatifler arayan insanların buluştuğu ve
her aşaması gönüllülük ilkesiyle organize edilen bir festivaldir.
Dayanışmanın Festivali
Rock-A, birçok yerinde iktidar ve para savaşlarının devam
ettiği, doğanın bir hammadde deposu gibi kullanılarak tüketildiği, bir yandan
tüketimin pompalandığı bir yandan da enerji ihtiyacı yalanlarıyla nükleer
santrallerin dikildiği ve gelir dağılımındaki uçurumun, milyonlarca insanı göçe
zorladığı bir dünyada yaşadığımızın gayet farkında olan bir festivaldir. İşte
bu yüzden Rock-A, tüm bunlara karşı çıkan ve özgür-eşit bir dünya hayalini
paylaşan herkes için coşkulu bir beraberlik ve dayanışma adımlarını
atabileceğimiz bir özgürlük alanıdır.
Alternatif Yaşamın Demo’su
Tüm bunlarla birlikte, elbette ki, yalnızca karşı çıkma ile
ilgili değiliz. Çünkü hayata dokunamayan, paylaşılamayan ve amacı sadece ‘karşı
çıkmak’ olarak kalan bir beraberlik iyi niyetli bir temenniden öte bir şey
değildir.
Bu nedenle Rock-A yalnızca bir festival olmanın ötesinde,
mücadeleye, eğlenmeye, dayanışmaya ve hayata dair her türlü bilgimizi,
deneyimlerimizi, duygularımızı, inancımızı paylaşabileceğimiz ve hayalini
kurduğumuz hayatı örnekleyebileceğimiz bir paylaşım alanıdır.
Tabi ki, böyle bir festival ancak gönüllü olanların emeğiyle
var olabilir. Bu nedenle bütün Rock-A gönüllüleri festivalin düzenleyicisidir.
Öte yandan, gerek festival öncesi gerekse festival sırasında
faaliyet yürüten gönüllü birimleri, beraber alınan kararlarla oluşturulan anti-hiyerarşik
birimlerdir. Zaten aksi durumda Rock-A ‘Alternatif yaşamın demo’su’ olamazdı.
Rock-A 7 Yaşında!
Her yıl yeniden, çadırlarımızı, uyku tulumlarımızı ve bütün
iyi dileklerimizi yanımıza alıp Rock-A’da; paylaşmanın, dayanışmanın,
eğlenmenin ve ayrıca yeni bir dünyayı düşleyebilmenin festivalinde buluşmak
dileğiyle! Çünkü Rock-A Gönüllüleri olarak biz yalnızca bir festival
düzenlemiyoruz; yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz. Ve şimdi, şu anda bu
dünya büyümekte!
http://rock-a.org/
Rock-A Festivali / 26 – 27 – 28 Temmuz / 2013 – İzmir
Rock-A Gönüllüleri olarak 7. kez festival hazırlıklarına
başlıyoruz. Festival öncesi ve esnasında faaliyet yürütecek çalışma gruplarında
yer almak isteyen herkesin hazırlık toplantılarına katılımını bekleriz.
Müzisyen katılım formu Mayıs 2013′de burada…
Not: Festival alanı hakkındaki bilgilere önümüzdeki günlerde
siteden ulaşabilirsiniz.
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
anti-otoriter,
ekolojist,
eşitlik,
festivalller,
özgürlük,
rock music,
rock müzik,
rock-a festivali,
Üniversite etkinlikleri
Zekayı Dehaya Dönüştüren 7 Yöntem
Dr. J. Steven Poceta zekayı parlatacak, onu son hız
koşturacak 7 pratik yöntemden bahsediyor. İşte zekayı dehaya dönüştüren 7
yöntem!
1. Perifer Vizyonu Geliştirin: Gözlerinizi hareket
ettirmeden çevredeki nesneleri görebilmeye
2. Uykunuzu İyi Alın: Gece uykunuzu iyi alın. Uyuma güçlüğü
çekiyorsanız yatak odanızın sessiz ve karanlık olmasına özen gösterin. İyi
uyumak için rahatlama tekniklerini öğrenin, geç vakitte kafein almayın.
Bilimsel araştırmalara göre uyku sırasında öğrenme ve hafızaya alma faaliyeti
hızlanır. Çalışmalarda, yeterli süre uyuyamayan kişilerin gün içinde yeni
bilgileri öğrenmede zorluk çektiği gözlenmiştir. Ayrıca, yeni bir şeyler
öğrendikten sonra alınan uyku da bilgilerin uzun süreli hafızaya aktarılmasını
hızlandırıyormuş.
3. Egzersiz Yapın: Bisiklet kullanın, yüzün, yürüyüş
yapın... Böyle fiziksel aktiviteler beyin sağlığı için önemlidir. Fırsat
buldukça bedeninizi eğitecek faaliyetlerde bulunun. Sebep: Son araştırmalara
göre egzersizin, beyinde hafıza ve bilgi depolamadan sorumlu merkez olan
hipokampüs üzerinde pozitif etkileri var. Ayrıca, düzenli egzersizin de
Alzheimer başlangıcını geciktirdiği belirtiliyor.
4. Arnavut Kaldırımında Yürüyüş Yapın: Hâlâ kaldıysa,
Arnavut kaldırımında yürüyüş yapın. Olmazsa benzer taşlı ve engebeli yollarda
yürüyün. Düz olmayan engebeli yüzeylerde yürümek, iç kulakta bulunan ve
dengeden sorumlu vestibül sistemi geliştiriyor.
5. Plastik Topla Egzersiz Yapın: Topu havaya atıp yakalayın.
Eğer bunda iyiyseniz, ufak oyunlar da yapabilirsiniz. Duyulara hitap eden bu
tür aktiviteler beynin görsel, dokunsal, elgöz koordinasyonu merkezlerini
güçlendirir.
6. Bir Müzik Aleti Çalın: El göz koordinasyonunu geliştirmek
için bir müzik aleti çalın. Müzik aleti çalmak; duymak-dinlemek, hassas el
hareketlerinin kontrolü ve yazılı notaları (görsel) müziğe (hareket ve ses)
çevirmek gibi farklı beyin fonksiyonları arasında bağlantı kurulmasına yardımcı
olur.
7. Diğer Elinizi Kullanın: Eğer sağ elinizi kullanıyorsanız
sol elinizi, sol elinizi kullanıyorsanız sağ elinizi kullanmak üzere
aktiviteler yapın. Mesela dişinizi diğer elinizle fırçalayın, bu konuda oldukça
iyi olana kadar devam edin. Daha sonra diğer elinizle yeme egzersizi
yapabilirsiniz. Bu alıştırma daha önce yaptığınız bir aktiviteyi, yeni ve daha
çok çaba isteyen bir öğrenme konteksinde başarmanızı sağlayacaktır. Bu, diğer
beyin tabunuzun daha da aktifleşmesini sağlar. Siz yeni maharetler edinince milyonlarca
nöron arasında yeni bağlar kurulur.
Hazırlayan: Özlem Kocukeli Genç Bilişim Dergisi'nin
Mayıs-Haziran 2011 69'ncu sayısından alıntılanmıştır.
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
7 yöntem,
dokunsal,
Dokunsal Öğrenci,
egzersiz,
enstrüman çalmak,
görsel eğitim,
hafıza,
hafıza geliştirme,
hafıza teknikleri,
Müzik dinlemenin,
perifer vizyonu,
zeka,
zekayı dönüştüren 7 yöntem
Müziğe kelepçe; Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası
Piyanist ve besteci Fazıl Say, ”halkın bir kesiminin
benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı” iddiasıyla yargılandığı davada
10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İstanbul 19′uncu Sulh Ceza Mahkemesi, 5 yıllık denetimli serbestlik
şartıyla cezayı erteledi. Say, karar sonrası yaptığı açıklamada, “Mahkeme
sonucu çıkan karar için yurdum adına çok üzgünüm. İfade özgürlüğü açısından
hayal kırıklığına uğradım. Hiçbir suçum olmamasına rağmen ceza almış bulunmam
şahsımdan çok, Türkiye’deki ifade ve inanç özgürlüğü adına kaygı vericidir”
diye konuştu.
Ömer Hayyam’a ait olduğunu söylediği bazı dizeleri
Twitter’da paylaşması nedeniyle, 3 kişinin şikayetçi olduğu Say hakkında 1.5
yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
Say söz konusu tweetlerinin bazılarında şunları yazmıştı:
“Muezzin 22 saniyede okudu akşam ezanını yahu. Prestissimmo
con fuco!!! Ne acelen var? Sevgili? Rakı masası?” Ben ateistim diğer yarısını bilmem ) Ateistim ve bunu bu kadar rahat söyleyebildiğim
için gururluyum.”
Geçtiğimiz Kasım ayında katıldığı bir programda Fazıl Say,
kendisine dava açanların 3-5 it kopuk olduğunu belirtmişti. Say’ın
yargılanmasını eleştiren Dünya Yazarlar Birliği Türkiye Merkezi’ne de (PEN)
ifade özgürlüğüne kısıtlama getiren TCK’nın 301′inci maddesinden soruşturma
açılmıştı.
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
Fazıl,
fazıl say,
hapis cezası,
müziğe kelepçe,
müzik araştırmaları,
müzik haberleri,
ömer hayyam,
Say
Klasik gitar uyarlamalarım - Süleyman EKER
2010 Yılından bu yana öğrencilerim için hazırlamış olduğum Klasik gitar uyarlamalarımı
beğenilerinize sundum. İlgili kişiler, notalarına ulaşmak isterseniz mesaj atmanız yada
yorumlarda dile getirmeniz yeterlidir. İlginiz için şimdiden teşekkürler...
beğenilerinize sundum. İlgili kişiler, notalarına ulaşmak isterseniz mesaj atmanız yada
yorumlarda dile getirmeniz yeterlidir. İlginiz için şimdiden teşekkürler...
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
clasical guitar,
classical guitar,
düzenlemeler,
gitar uyarlama,
klasik gitar,
Klasik Gitar uyarlama,
klasik gitar video,
Süleyman EKER,
turkish folk songs,
türkü,
türkülerle gitar eğitimi
Neşet RUACAN saygıyla...
Saygıyla anıyorum Neşet RUACAN hocanın Hürriyet gazetesinde
yayımlanmış bir söyleşisini zevkle paylaşıyorum…
Alıntı: Müzik söyleşileri.
NEŞET RUACAN / Caz ölüyle sohbet değildir
Türk cazının gitarlı bilgesi Neşet Ruacan, sahnede 48 yılı
geride bıraktı. Bu sürede Norveç’ten ABD’ye pek çok ülke gezdi, ünlü isimlerle
çaldı, övgüler aldı, öğrenciler yetiştirdi. Fakat henüz bir albümü
yayımlanmadı. Konserleri, gönüllü öğretmenliği ve caz misyonerliğini
sürdürüyor. “Şans meleği hep omzumdaydı, fakat mahcubiyetimin kurbanı oldu”
diyor.
İlk kez ne zaman “İyi ki Türkiye’de doğmuşum, cazı seçmişim”
dediğinizi hatırlıyor musunuz?
- İnsan ilişkilerinde incelik ve derinlik benim için önemli kavramlar.
İletişimde mecaza, nükteye, çağrışıma, çok katmanlı anlamlandırmaya önem veren
bir kültürde doğmak şans. Bunu 40’lı yaşlarımda fark ettim. Klasik Türk
Müziği’nin eski eserlerinde de görürsünüz bu derinliği. Fakat günümüzde yerini
popüler kültürün sığlığına bırakıyor. Espriler bile sığlaştı. Gençlik
yıllarımda ünlü bir avukat olan amcam Asım Ruacan yılda birkaç kez Ankara’dan
İstanbul’a gelir, birkaç gün bizde kalırdı. Yaptığı esprileri, kardeşim
Nükhet’le, o gittikten birkaç gün sonra çözebilirdik... Cazın arzu ettiğim
iletişim biçimi olduğunu da genç yaşlarda fark ettim. 25-26 yaşında, iyi geçen
konserlerden sonra akşam eve sevincimden uçarak giderdim... Cazın Amerika’daki
altın çağına da yakından tanık olmak isterdim tabii... Bunun için 1920’de Chicago
ya da New York’ta doğmam, 1950’lerde 20 yaşında bu şehirlerin caz kulüplerinde
bulunmam gerekirdi...
Gitarım elime geldi
İlk iyi caz gitarına ne zaman sahip oldunuz?
- Bu açıdan çok şanslıydım. 1967’de, kız arkadaşımla
İngiltere’ye gittik. 19 yaşındaydım. Hayalim Gibson marka gitar almaktı.
Londra’da Charing Cross Road’daki Selmer’ın vitrininde Barney Kessel model
Gibson’ı gördüm, büyülendim. Buna param yetmiyordu. Akşamları gidip vitrinde
seyrediyordum. Daha ucuzunu alıp İstanbul’a döndüm. Bir hafta sonra bir
arkadaşım telefon etti. Hilton’da sahneye çıkan bir gitarcının elindeki
enstrümanı mutlaka görmem gerektiğini söyledi. Barney Kessel model bir gitardı
bu. Sohbet sırasında kendisine çok büyük geldiğini, değiştirmek istediğini
söyledi. Kendi gitarımdan bahsettim. Ertesi gün denedi, sevdi. Gitarlarımızı
değiştirdik, üstüne para da almadı...
Müzik serüveninizde şans meleği hep omzunuzda mıydı, yoksa
bu ilk ve son ziyareti mi oldu?
- Yerini sevdi sanıyorum. Hep omzumdaydı. Ama çoğu zaman
meleğim mahcubiyetimin kurbanı oldu... Yeni girdiğim bir ortamda kendimi
yabancı hissedersem hemen ortadan kaybolurum. Dostlarım varsa yakınımda, o
zaman çok rahatımdır... Kendimi rahat hissetmediğim ortamlarda karşıma çıkan
fırsatları dikkate almam.
1964’te elinde gitarıyla konsere koşan genç Neşet Ruacan
şimdi karşınıza çıksa ona hangi tavsiyede bulunurdunuz?
- Yoluna devam et, derdim... Sigarayı bırakmasını tavsiye
ederdim. Bunun dışında söyleyebileceğim bir şey yok... Cazı öğrenmek, iyi
çalmak için elimden gelen her şeyi yaptım, yeni çıkan kitapları okudum,
ustaları dinledim, çalıştım...
Caz çalmasam böyle dingin olamazdım
Caz, kişiliğinizi ya da hayata bakışınızı etkiledi mi,
örneğin rock çalsaydınız kişiliğinizde önemli bir fark olur muydu?
- Kuşkusuz farklı bir kişiliğe sahip olurdum. Bu kadar
dingin olmazdım, kendi dünyamda mutlu olamazdım. Caz çalmak insana
karşısındakini dikkatli dinlemeyi, söz hakkına saygı duymayı ve takım oyununu
öğretir. Kişiyi demokratlaştırır. Ayrıca cazcı kendi müziğini yapar;
doğaçlamada hislerini o anda ortaya döken yegane müzikçidir. Ben hem müzikte
hem de günlük hayatımda spontanlığı severim. Herkesin spontan olabileceği bir
hayat biçimini savunurum. Caz insana yeniliklere çok hızlı uyum sağlamasını
öğretir. 17 yaşında bir genç caz topluluğunda maharetini sergileyip, yarının
sesi olabilir. Bu açıdan caz, yarına hazırlanan toplumlara, kurumlara da
kılavuzdur.
Bilgeleştirici etkisi var mı?
- Çevremdekiler beni nasıl değerlendiriyor bilmiyorum, fakat
benim için büyük ustalar hep birer ermişti. 19 yaşında, yastığımın altında
Charlie Parker’ın fotoğrafıyla uyurdum. John Coltraine, Beny Goldman birer
ermişti. Sonra ermiş olmaktan hiç hoşlanmayan Miles Davis gibiler çıktı
sahneye. Popçu gibi davrandılar, cazcılar da gökyüzünden yere indi...
Amerika yıllarında yakaladığınız en büyük fırsat neydi?
- Amerika’da Juilliard’ın kurslarında Janosky’nin öğrencisi
oldum. Jerry Bergonzi’den özel dersler aldım. Öğrenmek istediklerimi belirleyip
derslere gittiğim için her ikisi de benim için çok yararlı oldu.
Mahcubiyetimden çok fırsat kaçırdım
Amerika’da kaçırdığınız en büyük balık?
- O kadar çok balık kaçırdım ki! 18 yaşında Manhattan
Broaders topluluğundan teklif almıştım, çok küçüktüm, korktum ve gitmedim...
Salena Jones, İngiltere’ye davet etmişti. Türkiye’ye geldiğinde Gloria
Gaynor’dan teklif almıştım... Yanımda arkadaşlarım yoktu, tek başıma cesaret
edemedim...
Gitarda kendi sesinizi bulmanız ne kadar zamanınızı aldı?
- Geçmişin amatör kayıtlarını dinlediğimde 25 yaşında kendi
sesimi bulduğumu görüyorum.
40 yıl süreçte icra ve müziğe bakışınızda en büyük değişim
hangi noktalarda yaşandı?
- Hâlâ müzikte arzuladığım akışkanlığa ulaşmaya çalışıyorum.
John Coltrane gibi 7-8 notayı bir arada, tek notaymış gibi sunmak yüksek
teknik, deneyim gerektiriyor. Bunu etüd, basit arpej gibi duyurmadan yapma
çabasındayım. Bunun dışında hâlâ balad çalmayı çok seviyorum...
Yılların tecrübesi, mükemmellik arayışı sizi
emprovizasyondan besteye yöneltti mi?
- Bence beste, iyi bir ressamın tuvalde çalışmaya başlamadan
önce yaptığı eskiz gibi olmalı. Bu eskiz çok güzel sololara imkân sağlamalı.
Caz sahnede anında yaratılmalı.
Dinleyicisiz kayıtta müzik ölü doğar
Sizce iyi caz nasıl olmalı?
- 1950’lerin Art Blakey Sekizlisi, Bill Evans Üçlüsü’nü
dinlerken şunu görürsünüz: Bir melodi vardır. Bu hep birlikte çalınır, sonra
her enstrüman solo yapar. Parçaların armonik derinliği, zenginliği vardır.
Müzisyenler şablonlarla çalmaz. Eşlikte bile yeni arayışlar içindedir. İşte
buna iyi caz denir. Japon icadı bir makineyle yapılan müzik benim için caz
değildir. Çünkü caz, grup içinde bir sohbettir, makine insan gibi konuşamaz;
ölüyle sohbet caz olamaz. İnsanlar da ölü taklidi yapabilir. Örneğin dünün
müziğini aynen çalıyorsa... Pek çok cazcı evde hazırladıklarını,
ezberlediklerini çalar sahnede. Kendini açmaz. Bu da iletişimi bozar, caz
ortadan kaybolur...
Etno caz, caz rock, funk, fussion gibi akımlara ne
diyorsunuz?
- Caza farklı müzik kategorilerinden yeni dinleyici
kazandırması açısından yararlı. Fakat bu dinleyiciler cazı anlamaya çok uzak
noktalardan başlıyor. İlk tanıştığı müziği aşıp gerçek caza ulaşması zor, kimi
zaman imkânsız...
Günümüzde albüm kaydetmek, internetten yayımlamak çok kolay.
Neden bir albüm yapmadınız şimdiye kadar?
- Evde stüdyom var. Ayrıca Fatih Erkoç’un stüdyosunda da
kaydedebilirdim. Fakat ben dinleyicinin olmadığı ortamda yapılan kayıtları ölü
buluyorum. Konserde kaydedilmeli. Ne yazık ki arşivimde iyi konser kayıtlarım
yok...
Büyük orkestralar eşliğinde mi, yoksa küçük gruplarla mı
çalmayı seviyorsunuz?
- Küçük grupları tercih ediyorum. En fazla altılı olabilir.
Grup daha da büyüyünce iletişim azalıyor. Çok iyi düzenlemeler yazılması
gerekiyor.
Hayal üçlünüz?
- Standards Üçlüsü’yle (Keith Jarrett Trio) çalmak isterdim.
Çok yüksek düzeyde, yoğun bir iletişim var bu üçlüde...
Caz açısından iki önemli kurumsal girişimin içindeydiniz,
fakat her ikisi de hüsranla sona erdi. Bilgi Üniversitesi Caz Bölümü ve TRT Caz
Orkestrası Türk cazına ne kazandırdı?
- Türkiye’den kişisel çabalarla iyi cazcılar çıkıyordu.
Tıkanıklık yaşanıyordu. 1997’de Bilgi Üniversitesi’nde kurduğumuz caz bölümü bu
tıkanıklığı açtı, çok yetenekli gençler yetiştirdi. Bugün bu isimlerle gurur
duyuyoruz. 10 yıl daha devam etseydi büyük ve kalıcı bir dönüşüme yol
açabilirdi... TRT Caz Orkestrası ise önemli bir girişimdi, iyi bir örnek teşkil
etti. Ne yazık ki yeterince aktif olamadı, yurtdışında sesini duyurması için
destek sağlanmadı.
Unutamadığım iki akşam
Hrant Lusigyan’dan bu yana Türk cazının gelişimine tanık
oldunuz. Bugün uluslararası düzeyde bakıldığında Türk cazının en büyük kazanımı
nedir, gelecek adına size ne umut veriyor?
- Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nda yetiştirilen çok
yetenekli gençler cazda önemli arayışlara girişti. Bu bana umut veriyor, beni
sevindiriyor. Cazcı gençlerse sadece virtüöziteyle yetinmiyor, müziklerini
tanıtmak için de çaba sarfediyor. Projelerini, kariyerlerini çok iyi
planlıyorlar. Bizim kuşağımızdan daha yırtıcılar. Bu da uluslararası platformda
şanslarını artırıyor.
Sahnede tekrar yaşamak isteyeceğiniz üç akşam?
- 1975’te İstanbul’daki Şan Sineması’nda Süheyl Denizci,
Selçuk Sun, Erol Pekçan’la verdiğimiz konser... Bir de Amerika’ya gittiğimde
ünlü caz programcısı Willis Conover’ın evinde benim için parti verdiği akşam...
Gitarcı Gene Bertoncini’yle çalmıştım... Bu ikisini hiç unutamam. Bunun dışında
Nardis, Living Room gibi kulüplerde sayısız güzel akşam yaşadım. Tanıdık
mekânlarda kendimi güvende hissettiğimde, müziğin kalitesi de artıyor, mutlu
oluyorum.
70’e ulaşmadan yapmak istediğiniz neler var?
- Tek isteğim yaşamıma bugünkü gibi devam edebilmek. Yeter
ki müzik yapabileyim. TRT’de görev yaparken yurtdışında dilediğimce konser
veremiyordum. Şimdi Almanya, Polonya’yla başlayıp Avrupa’da daha fazla konser
verebileceğim. Dileğim bunun gerçekleşmesi.
(Serhan Yedig / Hürriyet)
İKİNCİ TUTKUSU DENİZ
Neşet Ruacan (64), müzisyen olmak isteyen bir piyade
albayının oğlu. Çocukluğu İstanbul’un Moda semtinde geçti. İlk çalgısı
mızıkaydı. 10 yaşında klasik gitara başladı. Özel dersler aldı. Adnan Benk,
Şadan Çaylıgil gibi Modalı entelektüellerin desteğiyle bilgisini geliştirdi.
Klasik gitarı elektro gitar izledi. 1964’te üç arkadaşıyla Vahşi Kediler
grubunu kurdu. Pop grubunun üyelerinden biri de gazeteci Arda Uskan’dı. Şerif
Yüzbaşıoğlu, Süheyl Denizci’nin dans orkestralarında çalıştı. Ayhan Yünkuş’un
etkisiyle caza yöneldi. Barney Kessel, Jimm Hall’un albümlerini analiz ederek
kendini geliştirdi. Kardeşi Nilüfer Ruacan’ı da caz şarkıcısı olması için
teşvik etti. Türkiye’ye gelen Ertha Kitt, Salena Jones gibi caz şarkıcılarına
eşlik etti. Piyanist Emin Fındıkoğlu’ya İsveç ve Norveç’teki caz kulüplerinde
çaldı. 1978’de Boston’daki Berklee’ye burslu kabul edildi. Buradaki eğitimi
yetersiz bulunca Juillard Akademisi’nde besteci Vincent Persichetti’den ders
alma umuduyla New York’a gitti. Okulun özel kurslarına katıldı. Bu arada caz
piyanisti Nilüfer Verdi’yle evlendi. 1983’te Türkiye’ye döndü. TRT Hafif Müzik
ve Caz Orkestrası’na katıldı. Türkiye’ye gelen Herbie Hancock, John Ormond,
Nathan Davies, Woody Williams gibi müzikçilerle çaldı. Oğlu Nedim Ruacan (33)
da caz davulcusu. Müzikten sonra en büyük tutkusu deniz.
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
caz,
caz gitar,
gitar,
jazz,
jazz gitar,
müzik sosyolojisi,
müzik söyleşileri,
müzikli hayatlar,
müzisyenler,
neşet ruacan
Blue Note nedir?
Blue note için bir çok farklı söylemler olmasına rağmen, söylenenlerin arasında ki tek ortak nokta majör ve minör arasında ki ayrımı oluşturmaktan öte komalı bir yaklaşımla "hüznü hissettirmek ve hüznü yaratmak" olarak anlaşılıyor. Bu blue note u duyurmak, doğru yerde ve zamanda olmalı ve enstürmanistin ustalığı, melodik zekasını ortaya koyan durumdur.
Bu konuyla ilgili nette yayımlanmış bazı bilgiler şöyle:
1- Hokus pokus My Gitar:
Bu konuyla ilgili nette yayımlanmış bazı bilgiler şöyle:
1- Hokus pokus My Gitar:
Afrikadan Amerika'ya getiriliyor köleler. Bu sırada tabi
ciddi bir misyoner faaliyet sonrası hristiyanlaştırma çabası var zenci halkı. Bunun
için kilise müziğini de öğretiyorlar zencilere. Kilise müzikleri arasında en
basit, major ezgili ve 1-5 gibi temel kadansların olduğu parçaları öğretiyorlar
ilk başta. bu parçalar majör yapılarından dolayı neşeli eserler, ancak zenci
halk ezilmiş, yerinden kopartılmış ve bilmediği bir yere yerleştirilmiş,
aşağılanmış... Bu olumsuz şartlarda neşeli bir eseri aynı neşeli hissiyatla
söyleyemiyor tabi. Buna Durul Gence şu örneği vermişti. "neşeliyken
'anne!' diye bağırdınız mesela, sesiniz dinç ve gür çıkar, sona doğru tizleşir sanki
ancak zor bir anınızda 'anne!' dediğinizde, sönük, sona doğru ise neşeliyken
söylediğinizden birkaç koma altta, sanki mırıldanır gibi söylersiniz"
İşte blue note (blue sözcüğü amerikan kültüründe hüzünlü
gibi anlamlarda da kullanılır zaten) o majör parçadaki majör hissiyatı veren
notaları, zencilerin o mutsuzlukta tam söyleyemeyip, birkaç koma alttan sanki
içi acır gibi söylemeleri sonucu oluşmuş. Majör parçada minör hissiyata
yönlendirici olan ve genellikle komalı olan her ses blue note olarak
adlandırılır. Majör bir parçada, ağlar gibi bir ifade yaratan, o neşeli havayı
bozan seslerdir mavi notalar.
Akın Eldes'in pinhani grubunun gözler anlatır adlı
parçasının sonlarına doğru, parça la majör olmasına rağmen inatla çaldığı hafif
komalı bir fa sesi, son zamanlarda duyduğum en hissiyatlı ve güçlü mavi
notalardandır bu arada. Bir dinleyin derim. O neşeli havayı çok güçlü bir
şekilde yırtmış.
2- Doğal nota ile bemol arasındaki seslere blue note-
türkçeleştirirsek mavi nota- denir.
(arsmagna, 23.03.2007
22:39)
3- Dünyaca üne sahip jazz mekanının adıdır new yorkta.
(daisy, 30.03.2007
00:59)
4- Majör ve minör arasında karar verememiş dizilerin çeyrek
sesleridir. blue (yani mavi) mecazi olarak hüzün anlamında da kullanıldığından,
hüzünlü nota anlamına da gelebilir. neşeli ve çoşkulu bir majör gamında blue
note kullanılarak daha hüzünlü bir ezgi ve dolayısıyla blues elde edilebilir.
5- Şimdi ismini hatırlayamadığım bir üstadın teorisine göre
beyaz misyonerler siyahlara kilise şarkıları öğretmeye çalışırken; siyahların
bu coşkulu majör şarkıları, esaretin verdiği hüzünle, istemeden minöre
yaklaşarak söylemeleri sonucu ortaya çıkmıştır.
(pecos kid,
25.05.2008 04:38)
6-Plak sirketi.
7- Blue 2 anlamlıdır,biri mavi renk, diğeri ise hüzün! Bundan
anlayacağınız gibi "hüzünlü nota"blues da çok rastlanır.
TSM deki koma sistemini anımsayın! Ama batı müziğinde bu
sistem olmadığından, gereksinim bu yolla sağlanmıştır. Nasıl olduğuna gelince;
major bir tonda; gamın 3. notası kromatik olarak bemole yakın çalınır! Piyano
ya da klavyede gamın 2.sesi 3. ses ile çarptırılarak, gitar yada nefesli sazda
ise 2. ses "bend" yapılarak sağlanır. Minor tonda ise gamın 5. sesi
üzerinde yapılır. (Bülent Aksu)
8- Çınarcıkta bir kafe :) Müzik merkezi...
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
blue,
blue note,
blue note nedir,
blues,
Classical Jazzfusion,
etnik jazz,
hüzün,
jazz,
mavi,
mavi nota,
mavi nota nedir,
müzik,
müzik araştırmaları,
müzikli hayatlar
GIYA KANCHELI En büyük trajedi müzik yazmaktır
Giya Kancheli, son 10 yılda Avrupa ve Amerika’da adından en
çok bahsedilen çağdaş bestecilerden biri. Yedi senfonisi, requem ve
operalarıyla tanınan Gürcü sanatçının Türkiye’yle ilişkisi 1991’de talihsiz bir
olayla başladı, bu şekilde devam etti. İlk gelişinde Düzce’de korkunç bir
trafik kazası geçirip bir hafta Taksim İlkyardım Hastanesi’nde yatmış,
İstanbul’dan ambulans uçakla ayrılmıştı. 2012 İstanbul Müzik Festivali’nin
açılışında genç çellist Benyamin Sönmez’in kemancı Gidon Kremer’le
seslendireceği bir eser yazıyordu. Fakat Sönmez 28 yaşında, kalp krizinden
hayata veda etti. Kancheli, Sönmez’e ithaf ettiği “Lingering”in dünya
prömiyerine katılmak ve Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü almak üzere 2012
Haziranı’nda İstanbul’a geldi.
1991 yılı Gürcistan
için dönüm noktasıydı. Referandumda halk Sovyet yönetimine karşı bağımsızlığı
seçmiş, ayrılıkçı lider Zveid Gamsahurda cumhurbaşkanlığına atanmış, eski
rejimin temsilcileri başkaldırmıştı. Ülke hızla kaosa sürükleniyordu...
Kancheli 56 yaşında, şöhreti Amerika’ya kadar ulaşmış bir
besteciydi. Rustaveli Tiyatrosu’nun sanat yönetmenliğini yürütüyor,
konservatuvarda kompozisyon dersleri veriyordu. Dördüncü senfonisinin dünya
prömiyeri 1978’de Philadelphia Orkestrası’nca yapılmıştı. Dünyanın önde gelen
kurumlarından beste siparişi alıyordu. Sovyetler’de de takdir görmüştü. 1974’te
“Michelangelo’nun Anısına” başlıklı dördüncü senfonisi, 1989’da faşizmin
kurbanları anısına yazdığı “Rüzgarın Yası” başlıklı senfonik eseri ödüllendirilmişti.
Ve bu kritik süreçte, dünyaya gittikçe kapanan Gürcistan’da sıkışıp kalmıştı.
Berlin'e gidiyordu
O günlerde Alman Akademik Değişim Programı’ndan (DAAD) bir
yıllık davet aldı. Bu, Gürcistan’dan çıkıp özgür çalışma ortamına kavuşmasını,
gerçek anlamda dünyaya açılmasını sağlayacak bir fırsattı. Önemli eşyalarını
otomobiline yükleyip, 26 Mayıs’ta Tiflis’ten Berlin’e gitmek üzere oğlu
Sandro’yla yola çıktı. Türkiye sınırını sorunsuz geçtiler. Ertesi gün Düzce’ye
vardılar...
Telefonda o günü anlatan Sandro Kanchelli, tüm detayları net
bir şekilde hatırlıyor...
“Rustaveli Tiyatrosu, 29 Mayıs-2 Haziran arasında İstanbul
Tiyatro Festivali’nde sahneye çıkacaktı. Yolculuğu bilinçli olarak bu tarihe
denk getirmiştik. Almanya’da uzun süre kalacağımız için babam otomobille
gitmemizi uygun görmüştü. İstanbul’a uğrayıp ekibe eşlik edecek, sonra yolumuza
devam edecektik. Hava yağmurluydu. Otomobili babam kullanıyordu. Sert bir
virajın ardından karşımıza geçit çıktı. Babam direksiyon hakimiyetini kaybetti.
Savrulup takla atarak yoldan çıktık. Gözümüzü Düzce Devlet Hastanesi’nde
açtık.”
Giya Kancheli’nin durumu ağırdı. Sandro ise hafif yaralarla
kurtulmuştu. Bestecinin tedavisi için gereken uzman, ekipman yoktu hastanede.
“Festivali düzenleyen İKSV yetkilileri hemen devreye girdi.
Babam Taksim Devlet Hastanesi’ne nakledildi. Bacağı kırılmıştı, kritik birkaç
noktada sorun vardı. Bir hafta hastanede yattıktan sonra Berlin’e nakledildi.
İKSV’nin girişimi olmasaydı Düzce’de kaderimizle başbaşa kalacaktık. Bu açıdan
şükran borçluyuz. İlk İstanbul ziyaretinden babamın aklında kalan tek ayrıntı
ambulanstan gördüğü gökyüzü ve hastane penceresi izlenimleri...”
ECM’le şansı açıldı
Berlin, Kancheli için gerçekten dönüm noktası oldu.
Ailesiyle Almanya’ya yerleşti. Cazdan klasiğe çağdaş müzik alanında uzmanlaşan
prestijli Alman plak firması ECM’le anlaşma yaptı. Eserleri Gidon Kremer,
MistislavRostropoviç, Kim Kashkasian, Kronos Quartet gibi ünlü yorumculardan
dünyaya ulaştı. Birbiri ardına yayımlanan sekiz albümden sonra Kancheli’nin
ismi Arvo Part, Krzysztof Penderecki, John Tavener, Henryk Gorecki, Alfred
Schnittke gibi bestecilerle anılmaya başladı.
Kancheli’ye göre bestecilik her şeyden önce “tanrı vergisi”
bir yetenek. Eserlerindeki alametifarikası dini temalar, hüzün, ağır tempolar,
kimi zaman aniden kesilen uzun cümleler, müziği tamamlayan sessizlikler. Buna
karşın “müzik öncelikle dinleyiciyi şaşırtmalı, hayrete düşürmelidir” diyor.
Senfoni yazmayı yıllar önce bıraksa da senfonik eser bestelemeyi sürdürüyor.
1995’ten bu yana Belçika’nın Antwerp kentinde yaşıyor. Sadece Rusça ve Gürcüce
bildiği için oğlu ve kızının tercümanlığıyla dünyayla bağlantı kuruyor. Bu
nedenle basına nadiren röportaj veriyor, bunlarda da çoğu zaman karamizah ön
plana çıkıyor. 15 yıldır Flaman Kraliyet Filarmoni Orkestrası’nın kadrolu
bestecisi. Hayatını bir mucizeler zinciri olarak değerlendirse de, bugün
geldiği noktanın sevincini yaşamak yerine insan olmanın acısıyla yetiniyor...
“Beste yaparken eğlenenlere çok imreniyorum, benim için müzik yazmak en büyük
trajedi” diyor...
10 Ağustos’ta 77’inci yaşını karşılamaya hazırlanan Kancheli
bir doktorun oğlu. Babası İkinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde cepheye
gittiğinde o altı yaşındaymış. Döndüğünde ise 12. Bu sürede annesi,
çocuklarıyla büyük bir yoksulluk yaşamış. Bestecinin yegane çocukluk anısı
yuvada kız ve erkeklerin ortak kullandığı tuvaletler, binanın eski tahta
merdivenleri. Birkaç yıl önce yazdığı “Değerler Sistemi” adlı uzun makalesinde,
17 yaşına kadar yurtsever, ateist olarak yetiştirildiğini, Stalin’in ölümüyle
birlikte yaşanan değişim sürecinde kişisel değerler sistemi açısından
“tektatonik kayma” ve “iç patlamalar” yaşadığını anlatıyor.
Caz sever jeolog
Müzikle tanışmasını komşunun sanatsever hanımına borçlu.
“Bütün gün mahallede futbol oynayan çocukları bir gün etrafına topladı.
Ailemize, bizi operaya götüreceğini söyledi. Bunun karşılığında tek koşulu
ailemizin bizlere Puşkin’in romanını okutmaları, konusunu ona anlatmamızı
sağlamalarıydı. Eugene Onegin operasını izledik hep birlikte. Dönüş yolunda bu
hanım troleybüsün altında kaldı. Hep birlikte hastaneye koştuk. Bu travmayla
uzun yıllar operaya gitmedim.”
Evdeki radyoda çalan Beethoven, Bach, Mozart’a çocukluğunda
itibar etmedi. Bunun yerine Amerikan savaş haberleri filmlerindeki müziğe aşık
oldu. Önce Glenn Miller Orkestrası’na, ardından Duke Ellington, Ella
Fitzgerald, Stan Kenton, Erroll Gardner ve Oscar Peterson’a... Okulda Bach,
Rahmaninov çalmaya çalışırken bile aklında cazcılar vardı.
Konservatuvar sınavlarında başarılı olamayınca kendisini
Tiflis Üniversitesi Jeoloji Fakültesi’nde buldu. Fakat konservatuvara girip,
klasik müzik eğitiminden sonra cazcı olmaya kararlıydı. Özel armoni, müzik
kuramı dersleri aldı. Sınavları kazandı. Büyük çabayla girdiği Tiflis
Konservatuvarı onun için kısa sürede hayal kırıklığına dönüşecekti.
Öğretmenlerinden çoğu St Petersburg Konservatuvarı’nda Richard Strauss,
Debussy, Stravinsky, Mahler, Berg, Schönberg’in müziğiyle tanışmıştı. Fakat
Stalin döneminin baskısıyla, bunları öğrencilerine aktarmaktan çekiniyorlardı.
Stalin’in ölümünden sonra çağdaş müzikle tanışması bu
nedenle sarsıcı bir etki yarattı Kancheli’nin üstünde. 1959’da Moskova’ya gelen
New York Filarmoni’nin yorumuyla Stravinski, Ravel, Şostakoviç ve Ives’la
tanışması ikinci büyük depremdi. Bach’ın “Büyük Ayin Müziği”ni ilk kez
keşfettiğinde 25 yaşındaydı. Ardından Fransız Altılıları, Bartok, Hindemith
geldi.
Kancheli’nin 1961’de Orkestra Konçertosu’yla başlayan büyük
senfonik eserler yazma süreci 1999’a kadar sürdü. Daha sonra oda müziği eserlerine
yöneldi. Gürcistan’da Tiflis Rustaveli Tiyatrosu’nun sanat danışmanlığıyla
hayatını kazanıyordu. Yurt dışına yerleştiğinde, eserlerinin telifiyle
yaşayacak hale geldi.
Benyamin Sönmez'i mektuplarıyla tanıdı
Kancheli’yle yolu kesişen yegane Türk müzikçi Benyamin
Sönmez ’di. Genç çellist ona çok sayıda mektup yazmış, dostları kanalıyla haber
göndermiş, çello için eser bestelemesini istemişti. İki müzikçi ne yazık ki hiç
yüz yüze gelemedi.
Sönmez, geçen sonbaharda Anne Sophie Mutter’le Avrupa’da
konser vermeye başladığında Kancheli onun Gidon Kremer’le birlikte
seslendireceği ikili konçerto formunda bir eser yazıyordu. Eseri İstanbul Müzik
Festivali sipariş vermişti. 2012 teması “Umut ve Kahramanlar” bu esere de
yansıyacaktı. Fakat Sönmez, kariyerinin en kritik dönemecinde askerlik sorununu
çözememenin getirdiği stresle 1 Aralık’ta kalp krizi geçirip öldü... Kancheli
de Sönmez’e ithaf edeceği bir senfonik eser yazmaya başladı.
Kancheli son eserini yaklaşık 2 yıl önce yazmıştı. Oda
orkestrası eşlikli keman ve viyola için yazdığı esere “Chiero-Scro” yani ışık
ve gölge adını koymuştu. İstanbul’a ise 1,5 yılda tamamladığı daha geniş
kapsamlı yeni senfonik eseriyle geliyor. 25 dakikalık esere “Lingering” adını
vermiş Kancheli. “Babamın verdiği bilgiler, seçtiği anahtar sözcükler
doğrultusunda eseri İngilizce isimlendirdik” diyor oğlu Sandro. Duraksama
süresi, uzamak, geçmeyen, kalıcı, yavaş, ayrılmayan gibi pek çok karşılığı var
bu sözcüğün Türkçede. Giya Kancheli’nin eserle ilgili bilgi talebimize gönderdiği
üç cümlelik nota bakılırsa, en doğru çeviri “Ayak Direyen Umut” olabilir...
“Yarım yüzyıl öncesinde lingering deyimi aklımdan bile
geçmezdi. Fakat benim yaşıma gelenlerin düşünceleri, hayatları ve daha iyi bir
yaşam geleceği çevresinde dönüp duruyor. İnsanlığın yüz yüze kaldığı tüm
küresel sorunlara karşın, içimde mutlu bir geleceğe dair ayak direyen umudun
meşalesi yanıyor...”
(Serhan Yedig / 10 Haziran 2012 / Hürriyet)
ETNİSİTE DEĞİL BİREYSEL KİMLİK ÖNEMLİ
Sanatta kişiselliğin ulusal karakteristikler den daha önemli
olduğuna inandım hep. Gençlik yıllarımdaki eserlerimde Gürcü temaları üzerinde
durmadım. Eleştirmenler bunu eksiklik olarak değerlendirirdi. Bu tür
yaklaşımlar sanırım en çok Gürcistan’da görülüyor. Bence uluslar yaşlandıkça,
sınırları küçüldükçe, kültürü tek boyutlu hale dönüştükçe, şovenlerin “saflık”
konusundaki yırtıcılığı, saldırganlığı artıyor. Ben bu tür kişileri, hayatında
bir kez bile dürbünle çevreye bakmamakta direnen sınır muhafızlarına
benzetiyorum. Bugün bazı Batılı eleştirmenler eserlerimde Gürcü izleri
bulduklarını söylüyor. Sanırım dürbünleri çok gelişmiş olmalı...
ENSTRÜMANA DEĞİL, MÜZİKÇİYE YAZARIM
Tahta üflemelilerin dramatik anlatımına duyduğum sevgi iyi
bilinir. Buna karşın tüm tahta üflemelilere aynı duyguyla yaklaştığım
söylenemez. Örneğin yüksek sesli bir klarnet solosunu benim eserlerimde hiç
duyamazsınız. Bestelerimde ki enstrüman seçimini, sevdiğim enstrümanlar yerine
yeteneğine, müzikal kişiliğine saygı duyduğum yorumcular belirler. Örneğin
Liturgy ve Styx’i Yuri Bashmett için, Lament’i Gidon Kremer, Simi’yi Mistislav
Rostropoviç için bestelemiştim.
CHOPIN VE SCHUBERT’İN
DERİNLİĞİNİ YENİ KEŞFETTİM
Müzikte herhangi bir akımın izleyicisi ya da yıkıcısı olmayı
hedeflemedim. Kuşkusuz her besteci yolun başında eski ya da çağdaş müzikal
geleneklerle yüz yüze gelir. Ben Bach öncesi ve çağdaş müziği sevdim. Buna
karşın her ikisine de mesafeli durdum. Uzun yıllar, neo romantik eserlerle
arama mesafe koydum. Fakat yaşlandıkça insanın görüşleri değişiyor. Son
yıllarda Romantik Çağın ilk temsilcilerine saygı duymaya başladım. Örneğin
Chopin’in müziğindeki güzelliği, derinliği daha önce hiç fark etmemiştim.
Schubert için de aynı şeyi söyleyebilirim. Günümüz teknoloji dünyası. Her şey çok
hızlı gelişiyor. Ben ise ruhen faytonların, ilk otomobillerin dünyasına
bağlıyım. Çoğunlukla geçen yüzyılın nostaljisini yaşıyorum. Çalışma araçlarım
hiç değişmedi: Cetvel, kurşun kalem, silgi, cetvel. Önceliklerim de değişmedi.
Mahler, Webern, Stravinsky, Şostakoviç, Viyana klasikleri ve Bach benim için
Hala çok önemli.
HEP AYNI ESERİ YAZIYORUM
Besteye başlarken gayet saydam, kabataslak fikirler vardır
zihnimde. Yazma sürecinde eser değişip yeni bir şekil kazanabilir. Hatta bazen
çok farklı şekilde sonuçlanabilir. Dini olmayan eserlerimin bile dini
özellikler taşıdıklarını söylüyorlar.
Haksız sayılmazlar. Çünkü hep aynı eserin üzerinde
çalışıyorum. Çok belirgin olmasa da din dışı eserlerimde de dini motifler
görülebilir. Tıpkı dini eserlerimde olduğu gibi... Okulda hızlı eserleri
çalmayı sevmezdim. Teknik açıdan zor eserlerden hoşlanmazdım. Hep düşük tempolu
müziği tercih ettim.
HANGİSİ DAHA ÜZÜCÜ
Bana en çok yöneltilen sorulardan biri “mutlu musunuz?” Buna
çoğunlukla olumlu cevap veriyorum. Hemen ardından şu geliyor: “Peki, neden çok
hüzünlü, trajik eserler yazıyorsunuz?” Artık bu soruları hep aynı espriyle
yanıtlıyorum: “Sizce mutsuz olsam, hep mutlu, neşeli ve tasasız eserler
bestelesem daha iyi mi olurdu?”
SANAT HAYATI DEĞİŞTİREMEZ
Dostoyevski sanatın güzellikleri, dünyayı koruyacağını
söylemiş. Ben bu fikre katılmıyorum. Ne yazık ki sanat kendi yolunu çizer,
kendi yolunda gelişir, hayat buna paralel ilerler. Şimdi görüyoruz ki insanoğlu
en vahim tarihi olaylardan, en trajik tarihi vakalardan hiç ders almıyor. Büyük
trajediler kısa aralıklarla tekrarlanıyor. En güzel, en başarılı sanat bile
dünyayı değiştiremez. Ne şiir ne müzik hayatın akışını değiştirebilir. Sanat
geniş kitlelerin hayata bakışını değiştiremez.
SESİZLİK DE MÜZİKTİR
Müzikten sonra gelen sessizlik de müziktir bence. Bu
sessizlik sonrasında gelen müziği doğurur.
Etiketler:gitar,gitar dersi,akor,gamlar
besteci,
GIYA KANCHELI,
gürcistan,
klasik beste,
Mahler,
müzik haberleri,
müzik yazmak,
müzikli hayatlar,
müzisyenler,
Stravinsky,
Şostakoviç,
Webern
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ARŞİV
GUITAR GURU-GUİTAR PRO.6-İNTERNET VE YAŞAM BOYU MÜZİK EĞİTİMİ-PACO CEPERE-KLASİK BATI MÜZİĞİNDE DÖNEMLER-ERKAN OĞUR-DİĞER ÜLKERELDE ÜNİVERSİTE SINAVLARI?-MESLEK LİSELERİNDEKİ KAYIP PROJE!-İLKÖĞRETİM OKULLARINDA EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ- İNTERNET VE YAŞAM BOYU MÜZİK EĞİTİMİ- ETNOMÜZİKOLOJİ- DO MAJOR GAM (C MAJOR)- Nükleerle yaşamaya hazır mısın? - KLASİK GİTAR KONSER ve FESTİVALLERİ- GİTAR DERSİM
















